<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; Film Ekibi</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/author/filmekibi2015/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:08:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>37/38. Sayı çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/10/3738-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/10/3738-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2015 21:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[37/38. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=769</guid>
		<description><![CDATA[#Yastayızİsyandayız Gündem: Sesler ve Küller Durulur mu bu acı, küllenir mi bu kor her gün başka bir can koparılıp alınırken hayattan… Acıyı katmerleştiren onca haber ardı ardına gelirken… Bu sesleri duyan insan yaşamaya devam edebilir mi, hem takatsiz hem nefessiz bırakılmışken, hala adli tıbbın önünde ölülerini bekleyen insanlar olduğunu bilirken. Kör bir gece yarısı canının, kanının en azından cenazesine kavuşabilmenin ‘sevincini&#8217; yaşamak ne demek bir düşünün… Barış için, eşitlik ve özgürlük için 10 Ekim günü sabahı Ankara Garı önünde toplandı güzel insanlar… Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği&#8217;nin (TTB) de olduğu çok sayıda sendika ve meslek örgütünün düzenlediği Ankara&#8217;daki mitingin ismi &#8220;Emek, barış, demokrasi&#8221;ydi. Mitinge destek veren siyasi partiler, dernekler ve pek çok insan 10 Ekim sabahı bir araya gelmek için sözleştiler. Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden, farklı kesimlerinden insanlar emek, barış ve demokrasi için bir araya geliyorlardı. Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye’ye yapılacak bu yürüyüş onca karanlığa, baskıya rağmen tarih boyu hedef alınan sol güçlerin onurlu mücadelesinin yılmak bilmeyen bir devamıydı sadece. Kimi zaman toplu kimi zaman tek tek kırımlara uğratılmış; toplu kıyımlara uğratılmak istenen sol güçler, bu ülkenin aydınları, muhalifleri, itiraz edenleri, saray, saltanat ve [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>#Yastayızİsyandayız</p>
<p><strong>Gündem: Sesler ve Küller</strong></p>
<p>Durulur mu bu acı, küllenir mi bu kor her gün başka bir can koparılıp alınırken hayattan… Acıyı katmerleştiren onca haber ardı ardına gelirken… Bu sesleri duyan insan yaşamaya devam edebilir mi, hem takatsiz hem nefessiz bırakılmışken, hala adli tıbbın önünde ölülerini bekleyen insanlar olduğunu bilirken. Kör bir gece yarısı canının, kanının en azından cenazesine kavuşabilmenin ‘sevincini&#8217; yaşamak ne demek bir düşünün…</p>
<p>Barış için, eşitlik ve özgürlük için 10 Ekim günü sabahı Ankara Garı önünde toplandı güzel insanlar…</p>
<p>Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği&#8217;nin (TTB) de olduğu çok sayıda sendika ve meslek örgütünün düzenlediği Ankara&#8217;daki mitingin ismi &#8220;Emek, barış, demokrasi&#8221;ydi. Mitinge destek veren siyasi partiler, dernekler ve pek çok insan 10 Ekim sabahı bir araya gelmek için sözleştiler. Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden, farklı kesimlerinden insanlar emek, barış ve demokrasi için bir araya geliyorlardı. Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye’ye yapılacak bu yürüyüş onca karanlığa, baskıya rağmen tarih boyu hedef alınan sol güçlerin onurlu mücadelesinin yılmak bilmeyen bir devamıydı sadece. Kimi zaman toplu kimi zaman tek tek kırımlara uğratılmış; toplu kıyımlara uğratılmak istenen sol güçler, bu ülkenin aydınları, muhalifleri, itiraz edenleri, saray, saltanat ve gericilik karşıtları yakılmış, meydanlarda katledilmiş, bombaların, canlı bombaların hedefi olmuş, yargısız infazlara uğramış&#8230; hep paylarına ölüm düşmüş, düşürülmüştü&#8230;</p>
<p>“yok başka bir cehennem</p>
<p>yaşıyorsun işte</p>
<p>ellerine</p>
<p>bulaşmış</p>
<p>kara incirin sütü</p>
<p>ve kardeşinin</p>
<p>kanı</p>
<p>habil ile kabilin.”</p>
<p>Önümüzden “kara bir tabut” gibi geçerken gece ve gündüz, yalan gerçek diye anlatılırken ve inananlar varken buna, sevmeyi unutmuş insanlar&#8230; Ölüme gülenler, karanfil tekmeleyenler, anısına saygı duruşu yapılırken tekbir getirenler, üzülmedim diyenler, sarayını, saltanatını düşünenler, ölü sayısı artsın isteyenler&#8230; Kim bunlar? Behçet Aysan’nın şiirindeki sevmeyi unutanlar, insanı sevmeyenler&#8230;</p>
<p>Bu gündemde acı var, bu gündemde sevdiği insanları kaybeden insanların yası var&#8230; Bu acıyı paylaşmaya çağrı var&#8230;</p>
<p>“halkım, sevgilim.</p>
<p>saz yok</p>
<p>mızrap yok</p>
<p>hep konmuş</p>
<p>hem göçebe</p>
<p>hem balık hem kuş</p>
<p>hem ingin hem yokuş</p>
<p>yanık otlar gibi</p>
<p>kavrulmuş</p>
<p>esmer ve yoksul.</p>
<p>iner şafağın alacasında</p>
<p>karıncalar ordusu</p>
<p>şehre</p>
<p>kenar</p>
<p>mahallelerden</p>
<p>yürüyerek</p>
<p>ve trenlerle.”</p>
<p>Trenlerle, otobüslerle bir Ankara sabahına gelen İnşaat İşçileri Sendikası’na, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’na üye işçiler, emekçiler, öğrenciler, öğretmenler, anneler, babalar&#8230; farklı kortejlerde buluşacaklardı, ölümde buluştular 10 Ekim 2015 günü.</p>
<p>Öğretmeninin ilkokul 3. Sınıf öğrencisi Veysel için yazdığı gibi barış güvercini oldular&#8230; Küçük, büyük barış güvercinleri hepsi.</p>
<p>Diyarbakır, Suruç, Ankara&#8230; Ardı ardına Haziran’dan bu yana patlayan bombalar, yakalanıp salıverilen IŞİD’cılar. katliamın pek çok cinayet gibi göre göre, duyula duyula, dinlene dinlene gerçekleştirilmesinin önünü açanlar, Aziz Güler’in cenazesi dahi getirilmez iken sınır tanımaz cihatçılar olarak Suriye Sınırı’ndan girip-çıkanlar, ülkenin katliama gülen bakanı olarak tarihe geçecek RTE’nin önce cezaevi müdürü sonra adalet bakanı ve içişleri bakanı’nın istifa çağrısını aşırı bulanlar, Demirtaş’ın açıklamalarına yüklenip katliamı konuşmaktan kaçınanlar, yazılarına acı, yas sızmayan yalan-yandaş basının köşe yazarları, tweet atıcıları&#8230; Acılarbilgisi’nin sorumluları. Elbette hesap verecekler&#8230;</p>
<p>“yıllar yılı</p>
<p>bilirim</p>
<p>döne döne</p>
<p>yıllar yılı</p>
<p>aynı</p>
<p>kitabı okur</p>
<p>adı acılarbilgisi</p>
<p>adı acılarbilgisi</p>
<p>acılarbilgisi.”</p>
<p>Bugün hala kör karanlığın hedefi olan Behçet Aysan dizeleriyle, acımızla, öfkemizle uğurluyoruz onları. Unutmayacağız, Unutturmayacağız&#8230; Bu memleket bizim, bizi öldürmek isteyenlerin değil. Yürüyüşünüz yürüyüşümüzdür. Mücadeleniz mücadelemiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>37/38. SAYININ İÇERİĞİ:</strong></p>
<p>Gündem: Sesler ve Küller / Film Ekibi</p>
<p>Madımak: Carina’nın Günlüğü Filmi Üzerine / Seray Genç</p>
<p>Bulantı: Demirkubuz Penceresinden Kötücül (Liberal) Aydın / Yusuf Güven</p>
<p>Bulantı: Aynı Sulara Dönmek / Aylin Sayın</p>
<p>Zeki Demirkubuz’la Bekleme Odası’ndan Bulantı’ya</p>
<p>Bakur: Kuzeye Özlem / Yusuf Güven</p>
<p>Bakur: Barışın ve Seyircinin Gücü / Özge Özdüzen</p>
<p>Ertuğrul Mavioğlu ve Ayşe Çetinbaş ile Bakur’un Yolculuğu</p>
<p>Ben Hopkins’le Hasret Üzerine</p>
<p>Emine Emel Balcı ile Nefesim Kesilene Kadar Üzerine: Bir Büyüme Hikayesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>FESTİVALLER VE SANSÜR</p>
</div>
</div>
<div class="column">
<p>Ölü Festivaller Diyarı / Necati Sönmez</p>
<p>Sansüre Karşı Yollara Düşmek / Seray Genç</p>
<p>Festivaller ve Kayıt Tescil Belgesi Sorunu / Kaya Özkaracalar</p>
</div>
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>&nbsp;</p>
<p>BELGESEL SİNEMA</p>
<p>Belgeselin Bize Yaptığı: 12 Eylül Anneleri ve Haziran Yangını / Z. Tül Akbal Süalp</p>
<p>Sessizliğin Bakışı: Katillerin Kim Olduğunu Biliyoruz / Eren Serim</p>
<p>Öldürme Eylemi’nin Ardından Sessizliğin Bakışı, Kurbanın Sesi / Seray Genç</p>
<p>Joshua Oppenheimer: Sessizliğin Bakışı Beni İyileştirdi</p>
<p>İranlı Sisyphoslar ve Ülkesiz Şarkılar / Seyed Mortazavi</p>
<p>Ayat Najafi: İnsanlara Umut Veren Bir Film Yapmak İstedim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aç Kalpler: Çıplak ve Siyah / Fatoş Usta</p>
<p>Toprağın Tuzu İnsandır&#8230; / Hamdi Karaşin</p>
<p>Kendine Rağmen Söylenen Yalanlar: 45 Yıl, Turist ve Yalnız Gezegen / Aylin Sayın</p>
<p>Timbuktu Nereye Düşer? Yaşamı Yoktan Var Etmek&#8230; / Seray Genç</p>
<p>Bir İnsanlık Durumu Olarak İnsanlıktan Uzakta / Sinem Aydınlı</p>
<p>Gizli Kusur: Doc’un Derdi Ne? / Coşkun Liktor</p>
<p>Onur: LGBTİ Komünitesi ve Madenciler Omuz Omuza! / Özge Özdüzen</p>
<p>Mad Max: Fury Road Filminin Gözünden Feminizm ve Devrim / Zeynep Yaşar</p>
<p>Kötü Bir Şehirde Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız / Elif Genco</p>
<p>Panahi’nin Taksi’si: Gerçekliği Çalamazsın / Naci Emre Boran</p>
<p>Cafer Panahi ve Beyaz Balon’un Anlattığı: Mülteci Hep Yalnızdır / Selçuk Duran</p>
<p>Hassas Zamanlar ve Otosansür: Taşa Yazılmış Hatıralar / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Hisham Zaman Sinemasında Büyülü Bir Gerçeklik / Nazire Turan Aygün</p>
<p>Hisham Zaman ile Mültecilik ve Sinema Üzerine</p>
<p>Guediguian’la Marsilya’da 80’li yıllar / Janet Barış</p>
<p>Bir Film Seyircisinden Ne İster? / Cafer Bidav</p>
<p>Film Dışına Taşan Filmler: Savaş ve Oyun / Murat Dural</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/10/3738-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>33/34. Sayı: Gündemde Sansür Var</title>
		<link>https://yenifilm.net/2014/12/3334-sayi-gundemde-sansur-var/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2014/12/3334-sayi-gundemde-sansur-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2014 22:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[33/34. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Memlekete bir hal olmuş, Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne olmaz mı? Bir kez daha sansür tartışmalarının orta yerine düşen Film Festivali ne aldığı kararın ne de yaptıklarının sonuçlarına, sorumluluğuna sahip çıkmazmış. Karşısında kendisini bal­talamak isteyen insanlar görüp sorumluluğu her seferinde Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filminin yarışma seçkisinden TCK maddelerine dayandırılarak çıkarıldığını açıkla­yan ön jüriye, filmin yönetmeni Reyan Tuvi’ye, seçkideki diğer belgesel yönetmenlerine ve festivale katılan katılmayan ama bu müdahaleye katılmayan sinema yazarlarına dek pek çok insana yöneltmiş. Geçmiş zamanda yazdığımıza bakmayın yakın zamandan bir memleket havadisi bu. Ama ülkedeki zor ve baskı koşullarından hiç de bağımsız değil bu yaşananlar. Ne yazık ki bu ülkede yaygın ve egemen söylem RTE söylemi, Somalı patronların, Torunlar İnşa­at şirketinin, işçi ölümlerini normalize eden, insan hayatını ucuzlatan, meydanları boş bulan-beton yapan, meydanlarda hayatını kaybetmiş 14 yaşındaki bir çocuğu hedef alan, memleketin her köşesini küçüklü büyüklü rantlı cennetlere bazı köşelerini ise cehenne­me çeviren ya da aynı köşeyi bazıları için cennete bazıları içinse cehenneme çeviren bu düzen ya doğrudan ya da dolaylı şiddet uygulayarak ilerliyor, ilerliyor. Memleketin her köşesinden, kültür-sanatın her alanından küçüklü büyüklü sansür haberleri geliyor sanki bu kanıksansın isteniyor. Artık sorgulanmıyor bile, filmlere ba­kanlık destekleri, filmlerin yurtdışındaki gösterimlerden dışlanması, festivallerde kabul görmemesi, film gösterimlerinin [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Memlekete bir hal olmuş, Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne olmaz mı? Bir kez daha sansür tartışmalarının orta yerine düşen Film Festivali ne aldığı kararın ne de yaptıklarının sonuçlarına, sorumluluğuna sahip çıkmazmış. Karşısında kendisini bal­talamak isteyen insanlar görüp sorumluluğu her seferinde Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filminin yarışma seçkisinden TCK maddelerine dayandırılarak çıkarıldığını açıkla­yan ön jüriye, filmin yönetmeni Reyan Tuvi’ye, seçkideki diğer belgesel yönetmenlerine ve festivale katılan katılmayan ama bu müdahaleye katılmayan sinema yazarlarına dek pek çok insana yöneltmiş.</p>
<p>Geçmiş zamanda yazdığımıza bakmayın yakın zamandan bir memleket havadisi bu. Ama ülkedeki zor ve baskı koşullarından hiç de bağımsız değil bu yaşananlar. Ne yazık ki bu ülkede yaygın ve egemen söylem RTE söylemi, Somalı patronların, Torunlar İnşa­at şirketinin, işçi ölümlerini normalize eden, insan hayatını ucuzlatan, meydanları boş bulan-beton yapan, meydanlarda hayatını kaybetmiş 14 yaşındaki bir çocuğu hedef alan, memleketin her köşesini küçüklü büyüklü rantlı cennetlere bazı köşelerini ise cehenne­me çeviren ya da aynı köşeyi bazıları için cennete bazıları içinse cehenneme çeviren bu düzen ya doğrudan ya da dolaylı şiddet uygulayarak ilerliyor, ilerliyor.</p>
<p>Memleketin her köşesinden, kültür-sanatın her alanından küçüklü büyüklü sansür haberleri geliyor sanki bu kanıksansın isteniyor. Artık sorgulanmıyor bile, filmlere ba­kanlık destekleri, filmlerin yurtdışındaki gösterimlerden dışlanması, festivallerde kabul görmemesi, film gösterimlerinin engel görmesi… Kürt sorununa ilişkin “hassasiyetler” zaman zaman yeniden ortaya çıkarken; “hassasiyetler listesine” yenileri ekleniyor. Şim­dilerde AKP’yi eleştirenler, Gezi’den yolu geçenler listenin ilk sıralarına çıkıyor.</p>
<p>Bu satırları yazarken Ursula K. Le Guin’in söyledikleriyle karşılaşıyoruz gazetelerde. Özgürlüğü hatırlayabilen yazarlara, çizerlere, sanatçılara ihtiyacımız olacak diyor ütop­yaları bize getiren Ursula K. Le Guin. Şairlere, hayalperestlere – daha geniş bir gerçekli­ğin gerçekçilerine. Korku mağduru olmuş bir toplumda hayatımıza ilişkin alternatifleri görebilen, umutlu olmak için gerçek dayanaklar hayal edebilen yazarların seslerini özle­diğimizde bizi zor zamanlar bekliyor olacak. Her türlü insan gücüne direnilebilir ve her güç insanlar tarafından değiştirilebilir. Direniş ve değişim çoğu zaman sanatta başlar…</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_33-34k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-238 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_33-34k2.jpg" alt="kapak_33-34k2" width="140" height="196" /></a>Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek bir direniş filmi. Direniş ve değişim filmi. Haziran ayında Gezi’de yaşananları, hayatlarında net bir biçimde kırılmalar yaşayan karakterler üzerinden anlatıyor. İlk belgeselinde Festus Okey’in, İstanbul’da yaşayan Afrika kökenli insanların belgeselini yapan Reyan Tuvi belgeselin görmezden gelemeyeceği gerçekleri, hayat hikayelerini konu ediniyor. Gezi’den alınan bir kesitte belgeselin gerçekliğine, “ger­çeğin gerçekçiliğine” uygun olarak görülenler, duyulanlar AKP propaganda filmlerine, haberlere bile yansırken, bir direniş filmine yansıdığında anlaşılan kabul edilemiyor ve gazaba uğruyor. Bir festivali düzenleyenlerin, ön jüri görevinin sadece “yönetime yardım­cı olmak adına bir seçki iletmek”ten ibaret olduğunu ve son kararı kendilerinin vereceğini söylemesi, “TCK 125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik ihtiva ettiği” gerekçesiyle filmi ihracı, “insan haklarını rencide etmeyecek, etik ve hukuki kriterleri karşısına alma­yacak” ibaresini taşıyan açıklamasıyla ihracını bir kez daha teyit etmesi, “uygun çözümü” yönetmenin bulması için baskı oluşturması, koşul olarak altyazının çıkarılmasını talep etmesi, “ikinci versiyonu kabul ettik” diyerek farklı çağrışımlarla bunu duyurması ve ma­alesef filmi hiç seyretmemesi de bizler için kabul edilemezdi. Sanatsal ifade özgürlüğüne, jürilerin seçim ve karar iradesine gölge düşüren festival ya da yetkilileri sadece kendisini duyuyor, sadece kendisini görüyor ve karşısındaki herkesi aleyhine davranan, festivalin gerçekleşmesine taş koyanlar olarak görebiliyordu. Ne kadar tanıdık bir söylem değil mi? Belgesellerini çekmekten yana tavır alan belgesel yönetmenlerinden bir imza metnini paylaşan sinema yazarlarına kadar herkes bu hışımdan nasibini alıyordu.</p>
<p>Peki, festivale olan haller burada bitiyor muydu? Maalesef hayır. Festival festival ol­maktan çok “şiddete organize” bir PR olayıydı ve karşısına çıkana şiddetle karşılık ver­mesi bundan kaynaklanıyordu. Şov sürmeliydi, festival bütçesi realize olmalıydı. Van Damme’lı gecede son vuruş vurulmalıydı. Bu nedenle AKP’li belediye başkanı Menderes Türel kapanış gecesinde iki önemli nokta üzerinde durdu. Neydi o iki konu hatırlayalım? “Ranta ve inşaatlaşma/betonlaşma hamlesine Antalya’dan bir ev alarak katkıda bulunul­ması ve filmlerde kullanılacak dile dikkat edilerek sokaklarda mermilerin susturulması” Sansür denmesin, belgesel dahi olsa RTE için kullanılan dile dikkat edilsin, protesto edil­mesin, festival ne pahasına olursa olsun yapılsın, kapanışı da şaşalı olsun.</p>
<p>Her dediklerini gerçekleştirirken sırada ne var, ne istiyorlar göreceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>33/34. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p><em>Sivas: </em>Çocukluğa, Masumiyete ve Köpeklere Dair / Aylin Sayın</p>
<p><em>Sivas</em>: Karamsar Bir Köy Anlatısı / Rahşan Yıldız Eyigün</p>
<p><em>Ben O Değilim</em>, Ayşe de Zaten Yok / Özge Özdüzen</p>
<p><em>Kış Uykusu</em>ndan Gezi’de Uyandık… / Yusuf Güven</p>
<p>Bir AVM Sineması’ndan <em>Kış Uykusu </em>izlenimleri / Murat Dural</p>
<p><em>Kusursuzlar </em>ya da Kusurun Suskunlukla Paylaşıldığı İroniler / Nazire Turan Aygün</p>
<p><em>Pek Yakında: </em>Yeşilçam’a Saygı Duruşu / Aylin Sayın</p>
<p>Geçmişin Büyüsünü Araçsallaştırmak / Murat Dural</p>
<p><em>Unutursam Fısılda</em>: Şu Samimiyet Maskesi / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Melisa Önel ile <em>Kumun Tadı </em>Üzerine / Seray Genç</p>
<p>İki Film ve Bir Karşılaştırma: <em>He Bu Tune Bu </em>ve <em>Were Denge Min </em>/ Ali Rıza Dürü</p>
<p><em>İki Gün Bir Gece: </em>O kocası olan kişi, acaba ben miyim? / Evren Barın Egrik</p>
<p>Bir Janrın Kısa Analizi: <em>Binlerce Kez İyi Geceler </em>/ Seray Genç</p>
<p>Miyazaki’den <em>Rüzgar Yükseliyor </em>/ Aylin Sayın</p>
<p><em>Son Şans: </em>Biyo-teknoloji ve Bildiğimiz Gerçekliğin Sonu / Murat Arpacı</p>
<p><em>Gece Planı: </em>Dünya Nasıl Kurtulacak? / Tülay Dikenoğlu</p>
<p><em>İda </em>Adında Bir Balık / Yusuf Güven</p>
<p>Pawel Pawlikovski Söyleşisi / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Bir Aşçının ve Bir Yönetmenin Ana Akımdan Kaçma Çabası: <em>Şef </em>/ Efe Gönenç</p>
<p>Hüznü Öfkeye Tercih Etmek: <em>Vecide </em>/ Fatoş Usta</p>
<p><em>Kapital</em>: Piyasaparkta Çarpışan Otolar / Hamdi Karaşin</p>
<p>Trier Nemfomaniyi Normalleştiriyor mu Yoksa Bir Kadın Düşmanı mı? / Sibel Kibar</p>
<p><em>Maymunlar Cehennemi </em>Bildiğiniz Gibi Değil! / Janet Barış</p>
<p>Dini Anlatı ve Perdedeki Yansımaları: <em>Nuh </em>/ Oktay Orhun</p>
<p>Amerikan Sineması ve Anlatının Tiranlığı II / Necla Algan</p>
<p>Reyan Tuvi: “Kendi direnişimin de belgeseli” / Didar Aytaş &#8211; Tuba Güneş</p>
<p>Sansür Farklı Yüzleriyle Çıkıyor Karşımıza / Reyan Tuvi</p>
<p>Özgürleşen Seyirci ‘’Seyr-i Sokak’’ta / Nagehan Uskan</p>
<p>Karanlıkta Gözlerini Açmak: Suriye’den Aktivist Belgeseller / Özge Özdüzen</p>
<p>Ziad Kalthoum ve Ölümsüz Asker: “Savaşı kayıt altına almak” / Seray Genç</p>
<p>Geçiş Sürecinde Suriye Sineması / Documentarist</p>
<p>Mike Wayne ve Deirdre O’Neill ile İngiltere İşçi Sınıfı Üzerine / Seray Genç</p>
<p>Zonguldak’tan Soma’ya / Metin Kaya</p>
<p>Yeraltına Işığı Düşürenler / Osman Günay</p>
<p>Nina-Maria Paschalidou ile <em>Kısmet </em>ve Diziler Üzerine / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Harun Farocki (1944-2014) / Ahmet Gürata</p>
<p>Fabrikadan Çıkan İşçiler / Harun Farocki (Çev: Ahmet Gürata)</p>
<p>İmkansızın Kıyısında Geç Kalmış Bir Aşk: <em>Vesikalı Yarim </em>/ Selçuk Duran</p>
<p>20. Yılında Sinema Aşkına Bir Festival: <em>Gezici Festival </em>/ Film Ekibi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2014/12/3334-sayi-gundemde-sansur-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>32. Sayı &#8211; Gündem Yerine: Bir İstanbul Şiiri</title>
		<link>https://yenifilm.net/2014/03/32-sayi-gundem-yerine-bir-istanbul-siiri/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2014/03/32-sayi-gundem-yerine-bir-istanbul-siiri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Mar 2014 21:58:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[32. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[Alan Berliner /  İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve gördüğüm şu oldu: devrimci bir satranç oyunu her hareketi izleyen binlerce cep telefonu. taş atan, bağıran, maske takan, bayrak sallayan, sprey boyayla duvara slogan yazan, bir de sinir krizi geçiren bir kadın.   İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve gördüğüm şu oldu: ortak bir davanın canlılığı karmaşanın coşkunluğu özgürlük ve adrenalinle sarhoş binlerce Türk’ün yüzü ve çok fazla sayıda kedi.   İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve gördüğüm şu oldu: tazyikli suyun sisinde kırılgan bir gökkuşağı, yerde yatan bir gaz bombası kapsülü haklı öfkeleriyle akan insanların üstüne bastığı. ah, onu eve getirip size göstermeyi ne çok istedim.   ve o koca, gururlu 63535 numaralı TOMA, iki gün sonra BBC’de gördüğümde şehrin başka bir yerinde dehşet saçıyordu. Hey, ben seni tanıyorum!   Ve tabii ki, televizyon demişken, bütün bunlar olurken ana akım Türk medyası yemek programları yayınlıyordu.   İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve duyduğum şu oldu: tezahuratlar, yuhalamalar, sloganlar, alkışlar, önce on, sonra yüz, sonra binlerce kişi ahenk içinde&#8230; kendiliğinden, heyacan dolu, fazlasıyla kararlı yumrukların metal kapılarda çıkardığı ses. biz de buradayız. bizi de dinleyin Allah’ın cezaları.   İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve duyduğum şu oldu: yakın menzilden atılan gaz [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color: #993300;">Alan Berliner /</span>  </em></p>
<p>İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve gördüğüm şu oldu:<br />
devrimci bir satranç oyunu<br />
her hareketi izleyen binlerce cep telefonu.<br />
taş atan, bağıran,<br />
maske takan, bayrak sallayan,<br />
sprey boyayla duvara slogan yazan,<br />
bir de sinir krizi geçiren bir kadın.<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve gördüğüm şu oldu:<br />
ortak bir davanın canlılığı<br />
karmaşanın coşkunluğu<br />
özgürlük ve adrenalinle sarhoş<br />
binlerce Türk’ün yüzü<br />
ve çok fazla sayıda kedi.<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve gördüğüm şu oldu:<br />
tazyikli suyun sisinde kırılgan bir gökkuşağı,<br />
yerde yatan bir gaz bombası kapsülü<br />
haklı öfkeleriyle akan insanların üstüne bastığı.<br />
ah, onu eve getirip size göstermeyi ne çok istedim.<br />
 <br />
ve o koca, gururlu 63535 numaralı TOMA,<br />
iki gün sonra BBC’de gördüğümde<br />
şehrin başka bir yerinde dehşet saçıyordu. Hey,<br />
ben seni tanıyorum!<br />
 <br />
Ve tabii ki, televizyon demişken, bütün bunlar olurken<br />
ana akım Türk medyası yemek programları yayınlıyordu.<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve duyduğum şu oldu:<br />
tezahuratlar, yuhalamalar, sloganlar, alkışlar,<br />
önce on, sonra yüz, sonra binlerce kişi<br />
ahenk içinde&#8230;<br />
kendiliğinden, heyacan dolu, fazlasıyla kararlı<br />
yumrukların metal kapılarda çıkardığı ses.<br />
biz de buradayız. bizi de dinleyin<br />
Allah’ın cezaları.<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve duyduğum şu oldu:<br />
yakın menzilden atılan gaz kapsülünün<br />
yere vuruşu<br />
giderek yaklaşan TOMA’nın homurtusu<br />
uzaklaşan binlerce ayak sesi<br />
binlerce haykırış, bağırış ve ıslık<br />
dumandan kaçan yalnız bir martının çığlığı.<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve hissettiğim şu oldu:<br />
açık gri renkli biber gazının kokuşmuş dumanı<br />
yanan, yaşlı, kan çanağı gözler,<br />
yanan akciğerler, bitmeyen bir öksürük,<br />
ve boğulmanın kıyısında olduğum duygusu.<br />
 <br />
Otoriteden nefret etmek ne kadar kolay<br />
ve otoriterlikten<br />
ve zulümden.<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve hissettiğim şu oldu:<br />
bir keskin nişancı gibi&#8230;<br />
yukarıdan İstiklal Caddesi’ne bakıp,<br />
sanki yapabilirmişim gibi,<br />
elime fırsat geçseydi ya da kurşun geçirmez zırhında<br />
zayıf bir nokta bulabilseydim,<br />
o fazlasıyla saldırgan polisi &#8212;<br />
hani şu iri yarı olanı,<br />
haklayabilir miydim diye düşündüm<br />
ve bana böyle ne olduğuna hayret ettim.<br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim ve öğrendiğim şu oldu:<br />
biber gazına maruz kaldıktan sonra soğuk suyla duş al;<br />
sıcak su, derinin zehiri daha fazla emmesini sağlar.<br />
 <br />
sonrasında sirke, limon suyu ve süt acının azalmasına yardım edebilir<br />
öncesinde Vicks Vaporub’ı burun deliklerine sürmek yanmayı engeller.<br />
 <br />
sokaklardaki devrim çocuklar ve yaşlılar için değil,<br />
bırak tazyikli suyun darbesini,<br />
duyularına yapılan böylesi bir kimyasal saldırıya bile maruz kalmamalılar.<br />
 <br />
tarihi anlar aniden, hiç beklenmedik biçimde geliyor,<br />
toplumsal sözleşmeler insanlar tarafından, insanlar için yapılmalı,<br />
insanlara rağmen değil.<br />
 <br />
tüm olanlar beni düşündüğünüzden fazla korkuttu,<br />
gözlerimin yanmasını, akciğerlerimin iflas etmesini istemiyorum,<br />
kurşunların uçuşmaya başlaması, tetiği çekmeye hazır bir parmağa bakıyor,<br />
kalabalık içinde kendimi hiç bu kadar rahat hissetmemiştim,<br />
ya da herhangi bir kulübün üyesi olmak istememiştim&#8230;<br />
ve kesinlikle ölmek istemiyorum.<br />
 <br />
Ama uzak da duramıyorum&#8230;<br />
 <br />
İstanbul’a sinema dersi vermeye gittim&#8230;<br />
ve çok şey öğrendim.<br />
 <br />
Haziran 2013<br />
(Çev: Duygu Eruçman)</p>
<p>***</p>
<p><em><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_32k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-235 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_32k2.jpg" alt="kapak_32k2" width="140" height="196" /></a>Bakın Goebbels ne diyor, Hitler’in son günlerinin anlatıldığı Çöküş filminde: ”Tekrar ediyorum! Hiçbir acıma duymuyorum! Halk bu kaderi kendi seçti! Evet, bu bazıları için sürpriz olabilir. Yersiz kuruntulara kapılmayın. Halkı biz zorlamadık. Bize yetkiyi onlar verdi. Ve şimdi de kellecikleri uçacak..” Tanıdık geliyor değil mi? Sandık, yetki, %50 ve 30 milyon Avro… Çöküş’ün orijinal adı Untergang’tır ve çöküş kelimesinden çok daha geniş çağrışımlara açıktır: Aşağıya gitme, yerin dibine batma, aşağılık durumlara düşme. Bir anı değil bir süreci anlatır. Evet o süreç başladı, o süreç Gezi’de başlamıştı zaten. Polis şiddeti ile, vura öldüre halkı sokaklardan, meydanlardan, parklardan çıkarmaya çalıştılar. Fakat son sözü halk söyleyecek.</em></p>
<p><em>Hükümetin yandaş politikaları sinemamızı da vurmuş durumda. Kültür Bakanlığı’nın yeni destek yönetmeliğine göre +18 sınıflandırması alan filmlere verilen destek geri istenebilecek. Bu sınıflandırmayı yapan bakanlığın bir kurulu olduğuna göre sinemacıların daha filmi çekmeden otosansür ile kontrol altına alınması planlanmıştır. Sınıflandırma objektif temelli olmadığı tamamen kuruldakilerin insafına bırakıldığı için bakanlığın istediği sinemacıya film yaptırmama imkanı bulunmakta artık. Diğer yandan Türk filmlerinin festivallerde gösteriminden önce de sınıflandırılmaya tabi tutulması, gerekli görülürse festivale katılmasının engellenmesi de gündemdedir. Hiç şaşırmadık. Çünkü müstehcenlik, özel hayatın gizliliği gibi muğlak kavramlar üzerinden sadece sinemacıların değil bütün bir toplumun sesini kesmeye çalışıyorlar. İnternet yasası, HSYK, MİT kanunu… Zembereğinden boşanmış bir düzen. </em></p>
<p><em>Yazılarımız, aklımız, fikrimiz geçen sayımızda olduğu gibi ülke gündemine bağlanıyor. Sinema hayattır ve aslolan hayattır. Haberlerin verilmediği, sesin kısıldığı, sansürün ve otosansürün arttığı, gördüklerimizi, duyduklarımızı hiçe sayan bir dönemin en yüzsüz, en ağır günlerini yaşıyoruz. Ne yapmak lazım, Gezi’den öğrendiklerimizi hatırlamak lazım&#8230; Ateşi çalmak, eleştiriyi çalmak, isyanı çalmak lazım&#8230; Gezi’de tanıştığımız, Documentarist’ten sonra İstanbul Film Festivali’ne filmleriyle konuk olacak Alan Berliner bir şiir yazıp yollamış, İstanbul’a gittim diye başlayan. Sizlerle şiiri, yazdıklarımızı, yönetmenlerle buluşmamızı paylaşıyor, özlem duyduğumuz Tuncel Kurtiz’i anıyoruz. </em></p>
<p><em>Bu sayımızı Berkin Elvan’a ve ülkenin tüm güzel çocuklarına adıyoruz&#8230;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">32. Sayının İçeriği:</span></strong></p>
<p><em>Köksüz</em>: Yuvaya Özlem / <strong>Yusuf Güven </strong>4</p>
<p><em>Deniz Akçay Katıksız: </em>Hikayemi Kimseye Emanet Etmek İstemedim 8</p>
<p><em>Yozgat Blues: </em>İyi Niyetli Bir Taşra / <strong>Eren Serim </strong>14</p>
<p><em>Saroyan Ülkesi </em>Üzerine / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong>18</p>
<p>Saroyan Ülkesi’nde: Amerika’dan Bitlis’e Bir Saroyan Yolculuğu / <strong>Seray Genç </strong>20</p>
<p><em>Lusin Dink: </em>Saroyan’ı Saroyan Ülkesinde Hatırlamak 25</p>
<p><em>Küf: </em>Bir Arayış Hikâyesi / <strong>Aylin Sayın </strong>32</p>
<p><em>Ali Aydın: </em>Bu Benim de Başıma Gelebilirdi 36</p>
<p>Bir Kadın Olarak Yaşamak Üzerine / <strong>Seray Genç </strong>42</p>
<p>Son Dönem Komedi Filmleri Neden Bu Kadar İzleniyor? / <strong>Aylin Sayın </strong>47</p>
<p>Rüzgâr Döndü, Yaklaşıyor Fırtına Lakin Ne Haldesin? / <strong>Z. Tül Akbal Süalp </strong>51</p>
<p><em>Meydan</em>’dan Başlayarak / <strong>Necati Sönmez </strong>56</p>
<p>Ken Loach: İkinci Yarı Çıkıp Kazanmak İçin Umuda İhtiyacımız Var / <strong>Seray Genç </strong>60</p>
<p><em>Geçmiş</em>’i Taşımak / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong>68</p>
<p><em>El Yazmaları Yanmaz: </em>Katilleri Biliyoruz / <strong>Yusuf Güven </strong>71</p>
<p>Romanya’dan Türkiye’ye <em>Çocuk Pozu </em>/ <strong>Berkin Elvan </strong>74</p>
<p><em>Sen Şarkılarını Söyle: </em>Dave Van Ronk’un İzinde / <strong>Efe Gönenç </strong>78</p>
<p>Beden Philomena’nın Kendi Bedeni ama Karar Kendi Kararı mı? / <strong>Özge Özdüzen </strong>82</p>
<p>Arzunun Politiği: <em>Gloria </em>/ <strong>Sinem Aydınlı </strong>85</p>
<p>Çağını Tanımlamaya Çalışmak: <em>Muhteşem Güzellik </em>/ <strong>Erke Kesova </strong>87</p>
<p><em>Arınma Gecesi: </em>21 Mart Özel Mülkiyet ve Aile Birliği Günü / <strong>Hamdi Karaşin </strong>90</p>
<p>İhtiyar Delikanlı Hep Genç Kalacak: <em>Oldboy’un Yeniden Çevrimi </em>/ <strong>Janet Barış </strong>96</p>
<p><em>Açlık Oyunları, Ateşi Yakalamak: </em>Ticari Sinemanın Öngörülen Başarısı / <strong>Umut Avcı </strong>99</p>
<p><em>Mavi Yasemin: </em>Sınıf Profilleri, Kültürel Sermaye ve Patriyarka / <strong>Murat Arpacı </strong>102</p>
<p><em>Sadece Aşıklar Hayatta Kalır</em>’da Geç Kapitalizm dönemi Kent Vampirleri / <strong>Özge Özdüzen </strong>105</p>
<p>Amerikan Sineması ve Anlatının Tiranlığı / <strong>Necla Algan </strong>110</p>
<p><em>Wild Duck: </em>Krizin Yarattığı Kırılmalar / <strong>Yusuf Güven </strong>116</p>
<p><em>Yiannis Sakaridis: </em>Bireyden Toplumsal Soruna Gitmek 116</p>
<p>Tuncel Kurtiz’in Ardından <em>Om Mani Padme Hum </em>/ <strong>Seray Genç </strong>122</p>
<p>Reis Çelik Tuncel Kurtiz’i Anlatıyor / <strong>Film Ekibi </strong>128</p>
<p><em>Umut</em>’un Şarlo’su Tuncel Kurtiz / <strong>Hamdi Karaşin </strong>136</p>
<p>Sinema Kitaplığından Yakın Plan <em>Sinema Kuramları </em>/ <strong>Gökhan Saydar </strong>141</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2014/03/32-sayi-gundem-yerine-bir-istanbul-siiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30/31. Sayı &#8211; Gündem Yerine: “Büyüdük İşte!”</title>
		<link>https://yenifilm.net/2013/10/3031-sayi-gundem-yerine-buyuduk-iste/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2013/10/3031-sayi-gundem-yerine-buyuduk-iste/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2013 21:48:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[30/31. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=230</guid>
		<description><![CDATA[Ömer Süalp / Neden bu şarkıyı seçtiğimi ya da aslında neden bir şarkı seçtiğimi de bilmiyorum. Fakat bütün haziran boyunca pek çok şarkıyla beraber bu da çınladı kulağımda. Yanlış anlamayın müzisyen değilim. Bir zamanlar istiyordum ya; başka başka meraklar sardı. Söylemeye çalıştığım kendimi müzikle ifade eden biri değilim. Ama öyle ya da böyle müzik çoğumuzun hayatında hep varlığını önemli bir ölçüde sürdüren bir şey. Öyle ki bazı olguları müzikle anlatmak ya da anlamak kullandığımız bir yöntem; bize iletişim sağlamamızı kolaylaştırıyor. Belki de bu sebeple şarkıyı söyleyerek anlatmak daha doğru geliyor. Kendi deneyimimi anlatmak isterdim ya, paylaşılan deneyimlerde kendimi gördüm. Tanımadığım birisinin benle aynı olayları yaşamış, aynı duyguları hissetmiş olması; bir sürü ağızdan dinledim, okudum; sanki beni anlatmışlarcasına&#8230;                   Yaşar Kurt &#8211; Kukla                   Kuklayım ben kukla                   Annem giydirdi beni                   Babam boyadı yüzümü                   Öğretmenler doldurdu içimi                   Her şeyi onlar öğretti                   İşe ne zaman gideceğimi                   Ne zaman işten çıkacağımı                   Kaç paraya çalışacağımı                   Onlar öğretti                   Kuklayım ben kuklayım! &#160; Öyle ya, büyüdük işte. Büyürken de sorgulamıyoruz pek çok söyleneni. Zaten büyürken tek işimiz öğrenmektir. Öğrenci olarak başlarız ya, sosyal hayatımıza. Artık bireylere dönüşüm sürecimiz başlar böylece. Gencecik ve apaçık beyinlerimiz o bilgileri sorgulamadan yutar. [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color: #993300;">Ömer Süalp /<br />
</span></em></p>
<p>Neden bu şarkıyı seçtiğimi ya da aslında neden bir şarkı seçtiğimi de bilmiyorum. Fakat bütün haziran boyunca pek çok şarkıyla beraber bu da çınladı kulağımda. Yanlış anlamayın müzisyen değilim. Bir zamanlar istiyordum ya; başka başka meraklar sardı. Söylemeye çalıştığım kendimi müzikle ifade eden biri değilim. Ama öyle ya da böyle müzik çoğumuzun hayatında hep varlığını önemli bir ölçüde sürdüren bir şey. Öyle ki bazı olguları müzikle anlatmak ya da anlamak kullandığımız bir yöntem; bize iletişim sağlamamızı kolaylaştırıyor. Belki de bu sebeple şarkıyı söyleyerek anlatmak daha doğru geliyor.</p>
<p>Kendi deneyimimi anlatmak isterdim ya, paylaşılan deneyimlerde kendimi gördüm. Tanımadığım birisinin benle aynı olayları yaşamış, aynı duyguları hissetmiş olması; bir sürü ağızdan dinledim, okudum; sanki beni anlatmışlarcasına&#8230;</p>
<p><em>                  Yaşar Kurt &#8211; Kukla</em></p>
<p><em>                  Kuklayım ben kukla </em></p>
<p><em>                  Annem giydirdi beni </em></p>
<p><em>                  Babam boyadı yüzümü </em></p>
<p><em>                  Öğretmenler doldurdu içimi</em></p>
<p><em>                  Her şeyi onlar öğretti </em></p>
<p><em>                  İşe ne zaman gideceğimi </em></p>
<p><em>                  Ne zaman işten çıkacağımı </em></p>
<p><em>                  Kaç paraya çalışacağımı </em></p>
<p><em>                  Onlar öğretti </em></p>
<p><em>                  Kuklayım ben kuklayım! </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öyle ya, büyüdük işte. Büyürken de sorgulamıyoruz pek çok söyleneni. Zaten büyürken tek işimiz öğrenmektir. Öğrenci olarak başlarız ya, sosyal hayatımıza. Artık bireylere dönüşüm sürecimiz başlar böylece. Gencecik ve apaçık beyinlerimiz o bilgileri sorgulamadan yutar. Sorgulamak için nasıl soru soracağımızı öğrenmemiz gereklidir çünkü. Sorgulamayız 2+2 nin 4 ettiğini. Öğrenmek biraz böyle bir olgu gibi bir yandan. Çünkü bazı bilgiler kesin ve ortak bilgilerdir. İşte bu bilgilerle iletişim kurmaya başlarız. İletişim kurduğumuz noktada da sorgulamak girer devreye. İletişimimiz geliştikçe söyleneni, okunanı anlamaya ve üzerine düşünmeye başlarız. Artık her ileti alınması, kabul edilmesi veya uygulanması gereken bilgiler değildir. Açıklananlar yetmemeye başlar. Daha fazla bilgi ararız. Birikimlerimiz bize bağlantıları kurmamızı sağlar. Kitaplar okudukça da şekillenir düşüncelerimiz. Düşüncelerimiz şekillendikçe kimliklerimiz oluşur. Okudukça buluruz kendimiz gibi düşünenleri. Kendimizinkine benzer kimlikler buluruz arkadaşlık edecek, ömrümüzü paylaşacak.</p>
<p>Ama öyle ya, kimimize yetti verilen bilgiler sanki. Kimimiz daha da fazla merak etmedik söylenenlerin arkasında ne tür olguların var olduğunu. Merak etmedik, sorgulamadık, okumadık&#8230; Hayatımıza değmedikçe olan biten; pek ilgilenmedik. Anlamak istemedik. Korktuk da biraz.</p>
<p><em>                  Oyumu kime atacağımı </em></p>
<p><em>                  Akşam kaçta yatacağımı </em></p>
<p><em>                  Çişimi nereye yapacağımı </em></p>
<p><em>                  Ne zaman güleceğimi </em></p>
<p><em>                  Nereye gömüleceğimi </em></p>
<p><em>                  Onlar Öğretti </em></p>
<p><em>                  Kuklayım ben kuklayım! </em></p>
<p><em>                  İpimi çekersiniz, oynamaya başlarım </em></p>
<p><em>                  Düğmeme basarsınız, ağlatmayı becerirsiniz </em></p>
<p>Sonra bir şey oldu. Bir uyandık sanki. Sinirlendik biraz. Hep beraber yaptık bunu. Birlikte olduk. &#8220;Biz&#8221; dedik. Bir arada olabileceğimizi öğrendik. Birbirimizi sevebileceğimizi, birbirimizle yaşayabileceğimizi, biz bir arada gülebileceğimizi öğrendik. Bu sefer direndik. Söylenene, gösterilene, atılana, sıkılana&#8230; Dayanıştık omuz omuza işte. Kıstırıldıkça birbirimize dayandık. Deneyimledik başka bir yaşantıyı. O kadar doğal deneyimledik ki, bambaşka fikirler, algılar bizi aynı yola baş koydu.</p>
<p>Bu farkındalık, farklılık evde kalamadı artık. Sokağa çıkmak zorunda hissetti. O yoğun duygu, düşünce kendine bir kimlik edindi. Bu kimlik bizden doğdu. Üretimi bize ait. Artık &#8220;biz&#8221; o &#8220;kimlik&#8221; olduk.</p>
<p>Peki yetti mi? Bu yeni kimlik daha okul çağında. Daha öğreneceği sorgulayacağı çok şey var. Bu çocuk okuyacak, merak edecek, sorgulayacak&#8230; O daha üretecek. Parklardaki forumlar ilk üretimi. Düşün; bu çocuk daha neler üretecek.</p>
<p><em>                  Yalnız bir şeyi unuttu bunlar </em></p>
<p><em>                  Yalnız bir şeyi unuttu bunlar </em></p>
<p><em>                  İpler kimin elinde? </em></p>
<p>Kimin elinde?</p>
<p>Artık biliyoruz.</p>
<p>Artık kendi oyunumuzu yazma zamanı.</p>
<p>***</p>
<p>Dergimizin bu sayısında &#8220;aslolan hayattır&#8221; ve &#8220;hayat kurmacadan daha renklidir&#8221; güzel sözlerine uygun olarak bir direnişin izlerini sürdük. Filmlerde, izlediklerimizde, duyduklarımıda, medyada, meydanlarda, sokaklarda velhasıl yaşadıklarımızda… Bazen tesadüflere denk geldik; bir devrimci sinemacının kamerasına eşlik ederek bazen biz kamerayı taşıdık. Bazen bir forumda bulduk kendimizi bazen çapul tv&#8217;nin karşısında. Sürecin bitmediğini biliyoruz bir son sözümüz yok. Bu daha başlangıç…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>30-31. Sayının İçeriği:</strong></p>
<p><em>Meryem </em>ya da Yaşama Terk Edilmek/ <strong>Emel Çelebi </strong>4</p>
<p><em>Güzelliğin On Par’ Etmez: </em>Kabuğunu Kıran Veysel’in Hikayesi / <strong>Aylin Sayın </strong>7</p>
<p><em>Menekşe’den Önce </em>ve Sonra: “Geri İstiyoruz Onları” / <strong>Seray Genç </strong>10</p>
<p><em>İstanbul Hayali </em>ve Tarık Şengül’den Kent Üzerine: Ütopyanın Başlangıcı / <strong>Film Ekibi </strong>16</p>
<p><em>Kayıp Umutlar </em>/ <strong>Özge Özdüzen &#8211; Serkan Ateşman </strong>19</p>
<p><em>Elysium: </em>Yeni Cennet ya da Dünyayı Kim Kurtaracak? / <strong>Efe Gönenç </strong>25</p>
<p>Evde: François Ozon ve Sinemada Mahremiyet / <strong>Murat Arpacı </strong>28</p>
<p>İstanbul’da Kendine Gelen New Yorker: <em>Zoraki Radikal </em>/ <strong>Aylin Sayın </strong>31</p>
<p>Yaşlanan Kapitalizm ve <em>Bernie’nin Suçu Ne? </em>/ <strong>Hamdi Karaşin </strong>34</p>
<p><em>Arendt</em>’te (2013) Kötülüğün Sıradanlığı / <strong>Sinem Aydınlı </strong>37</p>
<p><strong>GEZİ PARKINDA </strong></p>
<p>Bir Gezi Günlüğü: <em>Hayat Şimdiki Zamanda Geçmişi de Taşır </em>/ <strong>Yusuf Güven </strong>41</p>
<p>Gezi, Belgesel ve Kurmaca Sinema Üzerine / <strong>Necati Sönmez </strong>49</p>
<p>Haziran Direnişi’nin Projeksiyonundan Üç Film / <strong>Hamdi Karaşin </strong>55</p>
<p>Haziran’dan bir ortak deneyim&#8230; Kamusal Alan Üzerine / <strong>Z. Tül Akbal Süalp </strong>58</p>
<p>Gezi ve Hiç Kimselerin Onuru / <strong>Ayla Kanbur </strong>64</p>
<p><em>Eyle ve Gör: </em>Gezi Direnişi Görselleri / <strong>Seray Genç </strong>67</p>
<p><em>Çevrim İçi Eylemlilik: </em>Gezi Direnişi ve Sosyal Medya / <strong>Zeynep Yaşar </strong>77</p>
<p>Bahar, İsyan Şenlik ve Ölüm Doluydu / <strong>Necla Algan </strong>81</p>
<p>Perdenin Öte Yanı / <strong>Janet Barış </strong>89</p>
<p>Yaşasın Gezi Direnişi ve Hikikomorilere Özgürlük! / <strong>Nesrin Karadağ </strong>91</p>
<p>Gezi, Kent ve Bizim Belgeseller / <strong>Özge Özdüzen </strong>97</p>
<p>Yaşasın Halkların Öksüzlüğü / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong>106</p>
<p>Kim Kime Karşı? / <strong>Ahmet Ergenç </strong>111</p>
<p>Diren Seyirci / <strong>Nagehan Uskan </strong>113</p>
<p><strong>DİRENİŞ ÜZERİNE SÖYLEŞİLER </strong></p>
<p>Videoccupy Söyleşisi / <strong>Seray Genç &#8211; Emel Çelebi </strong>117</p>
<p>Çapul TV’den Ali Ergin Demirhan’la Söyleşi / <strong>Seray Genç </strong>125</p>
<p>Fatih Pınar ve Reyan Tuvi ile Söyleşi / <strong>Seray Genç &#8211; Emel Çelebi </strong>131</p>
<p>Abbasağa Parkı’ndaki Sinema Atölyesi Deneyimi / <strong>Seray Genç &#8211; Emel Çelebi </strong>141</p>
<p>Fatih Saraçhane Parkı’nda Gezi, İktidar ve Medya Üzerine / <strong>Derleyen: Yusuf Güven </strong>148</p>
<p>Brezilya Yeni Sineması ve Glauber Rocha Üzerine&#8230; / <strong>Aylin Sayın </strong>157</p>
<p>Eryk Rocha ve Helena Ignez ile Cinema Novo Üzerine/ <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>161</p>
<p>Alan Berliner Söyleşisi: Pencere, Ayna ve Çerçeve / <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>165</p>
<p>Ken Loach ile söyleşi: Her filmin politik bağlamı vardır / <strong>Mahmut Hamsici </strong>171</p>
<p>Danis Tanović’le Bir Hurdacının Hayatı’na Dair / <strong>Aylin Sayın &#8211; Seray Genç </strong>174</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2013/10/3031-sayi-gundem-yerine-buyuduk-iste/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2013/04/29-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2013/04/29-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Apr 2013 21:32:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[29. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[İnsana Sarılıyoruz Venezüella’nın varoşlarında çekilen bir belgeselde yoksul bir adama “Neden Chavez?” diye sorduklarında şu cevabı verir: “Bunca yıllık hayatımda ilk defa görünür oldum.” Dergimiz yayına hazırlanırken Venezuela’nın devrimci sesini, Chavez’i kaybettik. Ülkenin petrol gelirlerini kamulaştıran, yoksulların eğitim, sağlık gibi haklarını geri veren Chavez’in iktidarıyla birlikte varoşlarda Mozart’ın Bach’ın sesi yankılanıyordu. Cenazesine katılan Venezuela halkı onun kazanımlarını devam ettireceklerine dair söz vererek Chavez’i uğurladı. Ana akım medyamız Chavez diktatör müydü diye tartışırken bu sefer de cenaze töreninde Ahmadinejad’ın Chavez’in annesine sarılmasına “caiz midir?” diye bir soruyla değiniverdi İran’daki muadillerine öykünerek. Dinci gericiliğe inat insana sarılıyoruz… Sanata Sarılıyoruz Kendi düşüncesinden, inanışından başka hiçbir şeye tahammülü yok AKP hükümetinin. Gerici zihniyette düşünmeyen, yaşamayan herkes tasfiye edilmesi gereken, toplumu “yozlaştıran” bir öcü adeta. Akün ve Şinasi sahnesinin satılması için ihaleye çıkıldı. Sahnelerini sahiplenen Ankaralılar “Sanata Sarılıyoruz” eylemi yaptı. Bu arada tüm protestolara rağmen Emek için de beklenen yıkım kararı çıktı, Muammer Karaca tiyatrosu tehdit altında. Kentlerdeki kültür merkezleri, tarihi pastaneler, sergi salonları kıyafet mağazalarına, otellere peşkeş çekiliyor, nikah salonu yapılarak “onurlandırılıyor”, tarihi kiliseler müzeden camiye dönüştürülüyor&#8230; Sinemamız bu konuda yapılan belgesellerle kentin nasıl işgal edildiğine dair cevabını veriyor. Yine dergimiz yayına hazırlanırken Mavi Marmara baskını dolayısıyla üç yıllık bir aradan sonra İsrail’in Türkiye’den [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsana Sarılıyoruz</strong></p>
<p>Venezüella’nın varoşlarında çekilen bir belgeselde yoksul bir adama “Neden Chavez?” diye sorduklarında şu cevabı verir: “Bunca yıllık hayatımda ilk defa görünür oldum.” Dergimiz yayına hazırlanırken Venezuela’nın devrimci sesini, Chavez’i kaybettik. Ülkenin petrol gelirlerini kamulaştıran, yoksulların eğitim, sağlık gibi haklarını geri veren Chavez’in iktidarıyla birlikte varoşlarda Mozart’ın Bach’ın sesi yankılanıyordu. Cenazesine katılan Venezuela halkı onun kazanımlarını devam ettireceklerine dair söz vererek Chavez’i uğurladı. Ana akım medyamız Chavez diktatör müydü diye tartışırken bu sefer de cenaze töreninde <em>Ahmadinejad’ın</em> Chavez’in annesine sarılmasına “caiz midir?” diye bir soruyla değiniverdi İran’daki muadillerine öykünerek. Dinci gericiliğe inat insana sarılıyoruz…</p>
<p><strong>Sanata Sarılıyoruz</strong></p>
<p>Kendi düşüncesinden, inanışından başka hiçbir şeye tahammülü yok AKP hükümetinin. Gerici zihniyette düşünmeyen, yaşamayan herkes tasfiye edilmesi gereken, toplumu “yozlaştıran” bir öcü adeta. Akün ve Şinasi sahnesinin satılması için ihaleye çıkıldı. Sahnelerini sahiplenen Ankaralılar “Sanata Sarılıyoruz” eylemi yaptı. Bu arada tüm protestolara rağmen Emek için de beklenen yıkım kararı çıktı, Muammer Karaca tiyatrosu tehdit altında. Kentlerdeki kültür merkezleri, tarihi pastaneler, sergi salonları kıyafet mağazalarına, otellere peşkeş çekiliyor, nikah salonu yapılarak “onurlandırılıyor”, tarihi kiliseler müzeden camiye dönüştürülüyor&#8230; Sinemamız bu konuda yapılan belgesellerle kentin nasıl işgal edildiğine dair cevabını veriyor. Yine dergimiz yayına hazırlanırken Mavi Marmara baskını dolayısıyla üç yıllık bir aradan sonra İsrail’in Türkiye’den özür dilediğini öğrendik. Emperyalistlerin Suriye ve İran üzerine politikalarının yolunu daha da açmak için Türkiye ve İsrail’in açıktan stratejik dostluğuna ihtiyacı var. Son dönemde gündemde olan ve Newroz’la beraber -İslami şemsiye altında- netlik kazanmaya başlayan “barış süreci” de yeni Orta Doğu üzerinden şekilleneceğe benziyor. aslında iktidarın barış istemediği, kendisine karşı en ufak bir sedaya tahammül edemediği ve bölgeyi şekillendiren emperyalist politikaların doğal bir sonucu olarak bu süreç tartışıladururken sendikalara bildik, tanıdık baskınlar düzenlendi ve yüzlerce solcu göz altına alındı.</p>
<p>***</p>
<p>Bu sayımızın içeriğine değinecek olursak; üçüncü bin yılı adı “Hayat Dönüş” olan ama aslında insan hayatına kast eden operasyonlarla karşılamıştık. Grup Yorum’un öncülüğünde yönetmenliğini farklı yönetmenlerin üstlendiği kısa filmlerden oluşan F Tipi Film hapishanelerde bugün gelinen noktaya dikkat çekerken Simurg belgeseli ise bu operasyonun sonucunu üzerinde taşıyan 6 insanın yaşamına odaklanan insanı bir film.</p>
<p>Dergimizin bu sayısında verem hastalığı dolayısıyla hayatlarını kaybeden genç şairleri anlatan ve helal Brad Pitt’in filmi olarak Arap ülkelerine pazarlanan Kelebeğin Rüyası üzerine iki ayrı yazıyı, ulusal alegori meselesi üzerinden Tepenin Ardı filminin eleştirisine, Reha Erdem’in ülke sınırlarında yıllardır devam eden savaşa dair tedirgin bir bakış atan son filmi Jin’e ve Zerre filminin kent yoksulluğuna Yeşilçam filmlerinden farklı olarak nasıl baktığına dair yazıları okuyabilirsiniz.</p>
<p>Özgür Şeyben’in sıradışı ilk filmi Bir Aylak Adam zamanın ruhuna değinen, belgesel yönetimi kullanan bir çalışma. Yönetmenin kendisiyle bir de söyleşi yaptık. İkiyüzlüce bir şekilde destekledikleri sanatsal etkinliklerle (bienal, sergi, vb) kamusal alan kavramını tartışmaya açan sermaye sahiplerinin özellikle İstanbul’da her türlü kamusal alana göz diktikleri bu dönemde Ekümenopolis belgeselini tekrar ele aldık. Ayrıca, Benim Çocuğum belgeseli üzerine de yazdık. Rodi Yüzbaşı ile filmi Maya üzerine sohbet ettik.</p>
<p>Mart ayının başında Hollywood, Pentagon ve Beyaz Saray işbirliğinin Oscar törenine kadar uzayan şovunu izledik hep beraber. Buradan yola çıkarak son dönem Hollywood filmlerini dergimiz sayfalarına taşıdık. Oscar törenlerine olmasa da işkence tartışmaları dolayısıyla ABD’de gündeme damga vuran Zero Dark Thirty üzerine bir yazıya ve çeviriye yer verdik. Yine son dönem Amerikan filmlerinden Umut Işığım, Kutsal Motorlar, bir çocuk filmi olan Oyunbozan Ralph ve Pi’nin Yaşamı’nı da sayfalarımız taşıdık. Ayrıca klasik roman uyarlamalarından Anna Karenina’yı, jüri üyeliği yapmak üzere bulunduğu Nürnberg’de, vicdan meselesi üzerinden Faust’u yazan dostumuz Necla Algan’ın yazısını da dergimiz sayfalarında bulabilirsiniz.</p>
<p>Yılmaz Güney kitapları üzerine Ahmet Soner’in bir değerlendirmesi bulunuyor. Guzman’ın üç bölümlük Şili’nin Savaşı belgeseli 1970-73 yılları arasında ülkenin kısa süren baharını anlatıyor.</p>
<p>İran sinemasının iç ve dış sürgünlükle ilişkilendirilebilecek son döneminin ürünlerinden Perdenin Ardı üzerine bir yazıyı; filmin yönetmeni Kamboziya Portavi, Bahman Mohasses ile ilgili belgeselin yönetmeni Mitra Farahani ve Abbas Kiarostami’nin öğrencilerinden Murteza Farshbaf ile yapılan söyleşileri de bu sayımızda bulabilirsiniz.</p>
<p>Gelecek sayımızda buluşmak üzere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>29. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p>Kırmızı Başlıklı <em>Jîn </em>Harikalar Diyarında <strong>/ Elif Genco </strong>4</p>
<p>1940’lar Türkiyesi’nde Elitler, Yoksullar ve Şairler / <strong>Murat Arpacı </strong>8</p>
<p><em>Kelebeğin Rüyası: </em>Hüzne Teğet Geçmek / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong>11</p>
<p><em>Zerre: </em>Nöbetleşe Değil Ebedi Yoksulluk / <strong>Aylin Sayın </strong>15</p>
<p><em>F Tipi</em>’ne Karşı <em>Simurgun </em>Yolculuğu / <strong>Seray Genç </strong>18</p>
<p>Bir Sırma Kemerdir Suya Baksam&#8230; <em>Tepenin Ardı </em>ve Hakikat / <strong>Öndercan Muti </strong>25</p>
<p>Zamanın Ruhu: <em>Bir Aylak Adam </em>/ <strong>Yusuf Güven </strong>32</p>
<p>Özgür Şeyben’le <em>Bir Aylak Adam </em>Üzerine Söyleşi / <strong>Yusuf Güven </strong>36</p>
<p><em>Anna Karenina: </em>Aristokrat Bir Kadının İmkânsızlığı / <strong>Aylin Sayın </strong>43</p>
<p>Pi’nin Obama Dönemindeki Yaşamının Ekonomi Politiği / <strong>Özge Özdüzen </strong>48</p>
<p><em>Umut Işığım: </em>Derdini Anlatamayan Çocuğun Tepinişi / <strong>Beste Atvur </strong>54</p>
<p><em>Kutsal Motorlar: </em>İnsanlığın ve Sinemanın Hallerinden Geçmek / <strong>Ahmet Ergenç </strong>61</p>
<p><em>Oyunbozan Ralph </em>ya da İşçisin Sen İşçi Kal! / <strong>Bahadır Ahıska </strong>64</p>
<p>Devletleşen Kapitalizm Devletleşen Hollywood Sineması / <strong>Hamdi Karaşin </strong>67</p>
<p>Ölüme Yakın Sanata Uzak: <em>Zero Dark Thirty </em>/ <strong>Janet Barış </strong>82</p>
<p>Michael Moore’un <em>Zero Dark Thirty </em>Filmini Savunmasına Cevap / <strong>David Walsh </strong>85</p>
<p>Sinemanın Feurbach’ı olarak Haneke ve <em>Aşk</em>-sızlık / <strong>Selçuk Candansayar </strong>89</p>
<p>Yazılmamış Bir <em>Faust </em>Yazısı: Nürnberg’te Faust’un Düşündürdükleri / <strong>Necla Algan </strong>97</p>
<p>Hugo Chavez!&#8230; Presente!&#8230; Salvador Allende!&#8230; Presente!&#8230; / <strong>Yusuf Güven </strong>101</p>
<p>Herkes O’ndan Söz Ediyor / 22 Kitap / <strong>Ahmet Soner </strong>106</p>
<p><em>Benim Çocuğum </em>Yok / <strong>Haydar Köyel </strong>114</p>
<p>Rodi Yüzbaşı ve Filmlerinin <em>Maya</em>’sı Üzerine / <strong>Cahit Çeçen </strong>117</p>
<p>Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir ya da Yeni Bir Kent Hayali / <strong>Efe Gönenç </strong>121</p>
<p>Belgeseller ve Karakterler Üzerine: Gerçeğe Dokunmanın Hazzı / <strong>Necati Sönmez </strong>124</p>
<p>Perdeyi Aralayan Sinemacılar / <strong>Seray Genç </strong>127</p>
<p>Kamboziya Partovi İle Söyleşi: Arkadaşları Yanında / <strong>Seray Genç </strong>131</p>
<p>Mitra Farahani ile söyleşi: Bahman Mohasses ile Belgesel Yapmak / <strong>Seray Genç </strong>134</p>
<p>Murteza Farshbaf ile <em>Yas </em>Filmine Dair / <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>137</p>
<p>3-2-1 Barış! Eskişehir Kolektif Sinema / <strong>Murat Dural </strong>142</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2013/04/29-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>28. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2012/12/28-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2012/12/28-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Dec 2012 21:16:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[28. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=223</guid>
		<description><![CDATA[Bölgeye saldırı Sıfır sorun sloganı ile yola çıkılmıştı. Şimdi, Türkiye kendi bölgesinde istenmeyen ülke olma yolunda hızla ilerliyor. Uçakların sıklıkla yolu kesiliyor. En son enerji bakanının uçağı Irak Kürdistan’ına gidemediği için Urfa’ya inmek zorunda kaldı. Bölgede olup bitene taraf olma, kendine yapılsa çok rahatsız olacağın “içişlerine karışma” ve Suriye’ye karşı süregiden savaş çığırtkanlığının da bunda etkisi var. Suriye ile savaşa biz girmedik hele ki ama dizilerimiz girdi bile. Kendi gücünü iktidara, muktedir olana yamanma üzerine oluşturan, güçlü olanın yaptıklarını “padişahım çok yaşa” nidalarıyla tasdikleyen Kurtlar Vadisi zihniyeti Suriye’ye girdi. Girmekle kalmadı, Hatay’la beraber ülkenin gündemini de zaman zaman belirleyen Özgür Suriye Ordusu’na katıldı bile. İktidara yamanan bu zihniyet, bu lümpen sınıf yamandığı gücün değişmesiyle birlikte yeni güçlüye adapte olacaktır. Çünkü, kendi iktidarsızlığını, kendi korkaklığını ancak bu şekilde gizleyebilmektedir. Diziye saldırı Dizi demişken RTE’nin Muhteşem Yüzyıl’daki Sultan Süleyman portresine karşı yaptığı çıkışın ustalık döneminin bir yan çıktısı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bir yandan kendi pozisyonu, görev tanımını Osmanlı coğrafyası ve hinterlandı ile tarif ederken, bir yandan da Osmanlı döneminin her şekilde idealize edilmesini tarif etmektedir. Muhteşem Yüzyıl’ın yaptığı enikonu tarihsel bir dönemi ve kişilikleri magazinel bir formatta TV izleyicisinin tüketimine sunmaktır. Bu ‘masum’ kapitalist tüketim biçimi bile saldırıdan nasibini alıyor; bütün diziler [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bölgeye saldırı</em></p>
<p>Sıfır sorun sloganı ile yola çıkılmıştı. Şimdi, Türkiye kendi bölgesinde istenmeyen ülke olma yolunda hızla ilerliyor. Uçakların sıklıkla yolu kesiliyor. En son enerji bakanının uçağı Irak Kürdistan’ına gidemediği için Urfa’ya inmek zorunda kaldı. Bölgede olup bitene taraf olma, kendine yapılsa çok rahatsız olacağın “içişlerine karışma” ve Suriye’ye karşı süregiden savaş çığırtkanlığının da bunda etkisi var. Suriye ile savaşa biz girmedik hele ki ama dizilerimiz girdi bile. Kendi gücünü iktidara, muktedir olana yamanma üzerine oluşturan, güçlü olanın yaptıklarını “padişahım çok yaşa” nidalarıyla tasdikleyen Kurtlar Vadisi zihniyeti Suriye’ye girdi. Girmekle kalmadı, Hatay’la beraber ülkenin gündemini de zaman zaman belirleyen Özgür Suriye Ordusu’na katıldı bile. İktidara yamanan bu zihniyet, bu lümpen sınıf yamandığı gücün değişmesiyle birlikte yeni güçlüye adapte olacaktır. Çünkü, kendi iktidarsızlığını, kendi korkaklığını ancak bu şekilde gizleyebilmektedir.</p>
<p><em>Diziye saldırı</em></p>
<p>Dizi demişken RTE’nin Muhteşem Yüzyıl’daki Sultan Süleyman portresine karşı yaptığı çıkışın ustalık döneminin bir yan çıktısı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bir yandan kendi pozisyonu, görev tanımını Osmanlı coğrafyası ve hinterlandı ile tarif ederken, bir yandan da Osmanlı döneminin her şekilde idealize edilmesini tarif etmektedir. Muhteşem Yüzyıl’ın yaptığı enikonu tarihsel bir dönemi ve kişilikleri magazinel bir formatta TV izleyicisinin tüketimine sunmaktır. Bu ‘masum’ kapitalist tüketim biçimi bile saldırıdan nasibini alıyor; bütün diziler Fetih 1453 olsun zihniyeti dayatılıyor.</p>
<p><em>Barışa saldırı</em></p>
<p>Açlık grevlerinin bir kayıp vermeden sona erdirildiği bize kabul ettirildi. Tabi insanlarda oluşsan kalıcı hasarlar önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak ve emin olun bunlar gündemi hiç meşgul etmeyecektir. Açlık grevi sonrasında Kürt vekillerin, 1994’ten sonra ikinci kez infaz edilmesi için iktidar gaza bastı. Tartışmanın bir boyutu 90’lı yıllara dönüyor muyuz şeklinde tezahür ediyor. Doğrusu, şu haliyle bile 90’lı yılların karanlığı daha ağır bir şekilde ülkenin üzerine çökmüş durumda. İktidara yamanma zihniyetinden söz ettik; bir ikincisi de çeşitli kaygılardan kendi durumunda hoşnut olup verili olanı sorgulamayan, egemen ideolojinin her yere sinmesine izin veren, açık ki birincisine göre çok daha tehlikeli bir sınıfsal refleks. Her ortamda kendini gösteriyor. Son yıllarda memleketteki ağır şiddet haline karşı, sanatın doğal sorumluluğu olarak, “barış filmleri” olarak adlandırılabilecek, şiddet dışında farklı kültürel noktalara işaret eden filmler daha sık ortaya çıkmaya başladı. Bu sayımızda Babamın Sesi, Ana Dilim Nerede, Ben Uçtum Sen Kaldın’ı ele alarak biz de bir katkı sağlamaya çalıştık. İşte bu ikinci zihniyetin bunlara da tahammülü yok. Her alandan; yapım desteği, festival desteği, seyirci-dağıtım desteğinden mahrum kalsın isteniyor bu sinema.</p>
<p>***</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_28k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-224 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_28k2.jpg" alt="kapak_28k2" width="127" height="180" /></a>Babalar ve çocukların ilişkisi üzerinden ülkemizin yakın tarihine ve bugününe odaklanan ve yaşadığımız yıkımların bireyler üzerindeki ağırlığını gösteren her şeye rağmen bir şeyleri umut ediyor olmamızı sağlayan Ana Dilim Nerede, Babamın Sesi ve Ben Uçtum Sen Kaldın filmlerini hem bir arada hem de yönetmenleriyle değerlendirdik; geçen sayımızda Zeynel Doğan’la yaptığımız söyleşinin devamında bu sayımızda yönetmenlerden Veli Kahraman ve dergimiz yazarlarından da olan yönetmen Mizgin Müjde Arslan’la söyleşiler gerçekleştirdik. Yeşim Ustaoğlu’nun taşralaşan memlekete ve günümüz genç kuşağına baktığı Araf filmi ile ilgili iki ayrı yazıyla beraber yaptığımız söyleşi de yer alıyor. Pelin Esmer’in son filmi Gözetleme Kulesi de bu sayıda ele aldığımız filmlerden. Daha ikinci sayımızda ilk filmi ile dergimizde yer bulan İranlı sinemacı Bahman Gobadi’nin sürgün olarak yaşadığı Türkiye’de çektiği Gergedan Mevsimi, sürgünün ruh halinin ağırlığını üzerinde taşıyan bir film diğer yandan İstanbul’a bir doğulunun bakışını içeriyor. İki büyük ustanın son filmleri, Haneke’den Aşk ve Ken Loach’tan Meleklerin Payı bu sayıda ele alınıyor, bir üçüncüsü Szabo’nun Kapı filmi oluyor. Yerli ticari sinema örnekleri Evim Sensin, Çanakkale Çocukları ile Batman ve Asteriks de bu sayının filmleri arasında yer aldı. Elena ve The Master da incelenen diğer filmler. Güncel politik, sosyal gelişmelerin izleri Fransız sinemasından örneklerde takip ediliyor. Özelde sanat, genelde sinema üzerine üç farklı yazı ile değerlendirilmelerde bulunuluyor. Ağustos ayında kaybettiğimiz Metin Erksan’ı kendi ders notlarından bir seçme ve Susuz Yaz ile Sevmek Zamanı filmleri ile anıyoruz. Selanik Film Festivali’ne bütün filmleriyle konuk olan Yeni Romen sineması yönetmenlerinden Cristian Mungiu ile festivalde yaptığımız söyleşiyi ve yönetmenin sineması üzerine festivalin Balkanlara Bakış bölümünün düzenleyicisi Dimitris Kerkinos’un yazısını yine bu sayımızda bulabilirsiniz. Bu yıl birincisi düzenlenen Uluslararası Amed Film Festivali ve yeniden yollara düşen Gezici Film Festivali üzerine değerlendirmelere yer verdik. Dergimiz matbaadayken Hangi İnsan Hakları Festivali de yola çıkmıştı. Bu yıl yaşam hakkı üzerine bizleri düşünmeye, tartışmaya belgesel filmler eşliğinde davet eden festival Documentarist ile beraber yaz ve kış demeden belgesel sinemayı gündemimize getirmeye devam ediyor.</p>
<p>Bu sayımızı bir ses, bir duruş Müşfik Kenter’e, insan olarak, oyuncu olarak akıllarımızdan çıkmayacak Erol Günaydın’a, yapıtlarına sinema sızmış Eric Hobsbawm’a ve türküleriyle sinemaya sızmış sevgili Neşet Ertaş’a adıyoruz.</p>
<p>Dostça kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>28. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p>Babalar ve Çocukları Üç Film: Türkiye Yakın Tarihinden Portreler / <strong>Seray Genç </strong>4</p>
<p>Mizgin Müjde Arslan Söyleşisi / <strong>Film Ekibi </strong>13</p>
<p>Veli Kahraman ile Söyleşi: <em>Baba Dilim Nerede? </em>/ <strong>Seray Genç </strong>22</p>
<p><em>Gözetleme Kulesi </em>Nerede? / <strong>Ayla Kanbur </strong>29</p>
<p>Yaşam ki <em>Araf </em>İşte / <strong>Sinem Aydınlı </strong>33</p>
<p>Moladaki Görünmeyen Huzursuzluk: <em>Araf </em>/ <strong>Hamdi Karaşin </strong>36</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu Söyleşisi / <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>41</p>
<p><em>Evim Sensin: </em>Aşkına İnanmadığımız Bir Aşk Filmi / <strong>Eren Serim </strong>46</p>
<p><em>Çanakkale Çocukları </em>ve Sinan Çetin Üzerine / <strong>Aylin Sayın </strong>49</p>
<p><em>Gergedan Mevsimi: </em>Sınırı Geçememek / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong>52 ü</p>
<p>Haneke’den Ölümcül <em>Aşk </em>/ <strong>Yusuf Güven </strong>55</p>
<p><em>Melekler’in Payı: </em>İşçi Sınıfının Payına Düşen / <strong>Mahmut Hamsici </strong>59</p>
<p><em>The Master: </em>Savaş Sonrasında Cemaatçilik ve Amerikan Kabusu / <strong>Özge Özdüzen </strong>62</p>
<p><em>Elena: </em>Militarizm, Yoksulluk ve Suçun Toplumsal Bağları / <strong>Murat Arpacı </strong>66</p>
<p>Kişisel Tarihlerin Arka <em>Kapı</em>’sında Szabó / <strong>Sinem Aydınlı </strong>69</p>
<p><em>Batman</em>: Distopyanın Ütopik Kahramanı / <strong>Efe Gönenç </strong>71</p>
<p>Galyalı <em>Asteriks </em>/ <strong>Selin Süar </strong>74</p>
<p>Son Dönem Fransız Filmleri Üzerine / <strong>Eren Serim </strong>78</p>
<p>Son Dönem Türkiye Sineması ve Hafıza / <strong>Sevcan Sönmez </strong>82</p>
<p>Tarihsel Bir Sorumluluk Olarak Sanat / <strong>İnan Gündoğdu </strong>86</p>
<p>Bağımsız Sinema ( Nedir, Ne Değildir? ) / <strong>Ahmet Soner </strong>89</p>
<p><em>YENİ ROMANYA SİNEMASINDAN CRISTIAN MUNGIU </em></p>
<p>İçgözlem Aracı Olarak Sinema: <em>Cristian Mungiu Filmleri </em>/ <strong>Dimitris Kerkinos </strong>91</p>
<p>Cristian Mungiu Söyleşisi: <em>Önce Hikaye Vardır </em>/ <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven -</strong>101</p>
<p><em>ANISINA: METİN ERKSAN</em></p>
<p>Metin Erksan ve Doğulu Stendhal Sendromu: <em>Sevmek Zamanı </em>/ <strong>Hamdi Karaşin </strong>107</p>
<p><em>Susuz Yaz: </em>Suyuna Sahip Çıkamayanların Hikâyesi / <strong>Aylin Sayın </strong>118</p>
<p>Amed Film Festivali’nden İzlenimler / <strong>Nagehan Uskan </strong>121</p>
<p>Gezici Festival’in Filmleri, Şehirleri ve İnsanları / <strong>Seray Genç </strong>125</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2012/12/28-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>26/27. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2012/07/2627-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2012/07/2627-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2012 21:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[26. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Hayatına Karşı Hapishanelerdeki insanlık dışı yaşam şartları bildiğimiz kadarıyla on üç, belki onlarca cana mal oldu bir kere daha. Urfa hapishanesinde başlayan isyan bölgedeki başka hapishanelere de sıçradı, sonra olayın üstü örtüldü, gündem değiştirildi ama istif gibi hapishanelere tıkılan, yüzde yetmişi daha hüküm giymemiş insanlar, adli ya da siyasi, insanlık dışı şartlara artık tahammül edemez hale geldiler ki ölümlerin en korkuncu olan yanarak ölmekten bile çekinmez bir hale geldiler. Sürekli İdris Naim Şahin kafası üreten hükümet ve yetkilileri bu konuda da farklı bir yaklaşım sergilemedi. Anayasal Haklara Karşı Haftalık mizah dergilerinden birinde denildiği gibi “havalimanlarındaki güvenlik kontrollerinden sadece çantalarınızı değil anayasal haklarınızı da bırakarak geçiniz”. Farklı bir yaklaşım örneği olarak değerlendirilebilir… Havalimanlarında artık hiçbir gösteri ve greve izin verilmeyeceğine dair yasa tasarısının meclisten geçmesinden bir süre sonra muhalefet yapan sendikaların genel başkanları ve üyeleri KCK operasyonları kapsamı altında gözaltına alındılar. Geçen sayımızda da gündemimizde KCK operasyonları vardı ne yazık ki. Bu sefer hükümet bu operasyonları Kürt gazeteci ve siyasetçilerden, örgütlenmenin ve sendikalı olmanın halk nezdinde meşruiyetini yitirmesi amacıyla sendikacılara yöneltti. Cumhuriyetle yaşıt kurumlardan olan THY’nin her daim iktidarların ilgi alanı olduğunu biliriz, görürüz: Yönetim tamamen iktidara yakın kadrolardan oluşturulur. Kanıksanmış bir yaklaşım denilebilir… Fakat diğer her alanda olduğu gibi [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>İnsan Hayatına Karşı</em><br />
Hapishanelerdeki insanlık dışı yaşam şartları bildiğimiz kadarıyla on üç, belki onlarca cana mal oldu bir kere daha. Urfa hapishanesinde başlayan isyan bölgedeki başka hapishanelere de sıçradı, sonra olayın üstü örtüldü, gündem değiştirildi ama istif gibi hapishanelere tıkılan, yüzde yetmişi daha hüküm giymemiş insanlar, adli ya da siyasi, insanlık dışı şartlara artık tahammül edemez hale geldiler ki ölümlerin en korkuncu olan yanarak ölmekten bile çekinmez bir hale geldiler. Sürekli İdris Naim Şahin kafası üreten hükümet ve yetkilileri bu konuda da farklı bir yaklaşım sergilemedi.<br />
<em>Anayasal Haklara Karşı</em><br />
Haftalık mizah dergilerinden birinde denildiği gibi “havalimanlarındaki güvenlik kontrollerinden sadece çantalarınızı değil anayasal haklarınızı da bırakarak geçiniz”. Farklı bir yaklaşım örneği olarak değerlendirilebilir… Havalimanlarında artık hiçbir gösteri ve greve izin verilmeyeceğine dair yasa tasarısının meclisten geçmesinden bir süre sonra muhalefet yapan sendikaların genel başkanları ve üyeleri KCK operasyonları kapsamı altında gözaltına alındılar. Geçen sayımızda da gündemimizde KCK operasyonları vardı ne yazık ki. Bu sefer hükümet bu operasyonları Kürt gazeteci ve siyasetçilerden, örgütlenmenin ve sendikalı olmanın halk nezdinde meşruiyetini yitirmesi amacıyla sendikacılara yöneltti.<br />
Cumhuriyetle yaşıt kurumlardan olan THY’nin her daim iktidarların ilgi alanı olduğunu biliriz, görürüz: Yönetim tamamen iktidara yakın kadrolardan oluşturulur. Kanıksanmış bir yaklaşım denilebilir… Fakat diğer her alanda olduğu gibi AKP, THY konusunda da çok daha ileri(!) adımlar atmaktan geri durmadı. Yer hizmetlerinden, teknik personeline ve uçuş ekiplerine kadar havacılık gibi uzmanlık gerektiren bir alanda kadrolara bugüne kadar daha farklı yaklaşılmıştı. Öncelikle getirilen grev yasağı ve yasak fırsat bilinerek işten atılan yüzlerce çalışanla artık hava taşımacılığında da bir eşik aşılmış oldu. Ne bildiğin değil neye inandığın, AKP ile yakınlığın bundan sonra THY’de çalışmak için gerekli ön koşullardır.<br />
<em>Muhalefete Karşı</em><br />
Ön koşullar sadece uçarken değil dolayısıyla sadece havada değil karada ve denizde de gerekiyor. Sıranın kime geleceğini kestirmek kolay değil denilemez aslında her alanda polemik yürütecek inanmış zatlar, emekçi haklarına, sinema, tiyatro, müzik, resim, fotoğraf ve heykel gibi sanatın her alanına, kadınlara yönelen ve ardı arkası kesilmeyen saldırılara destek olmak, zemin olmak için ciddi uğraşlar verebiliyor. Festivallere seçilecek filmlere şiddetle dikkat çekiyor, Uğur Vardan’ın haklı sansür tespiti yorumuna şiddetle itiraz ediyor, bu ülkenin sinema ve tiyatro geleneğine, köklerine şiddetli sol düşmanlığıyla saldırıya geçebiliyor. Halkın duygularıyla oynayan filmler, oyunlar ve Fazıl Say gibi sanatçılar layığını bulmak için sansür, özelleştirme ve kovuşturmaya uğrayabiliyor.<br />
Aşağılayıcı bir gündem maddesi de kadınlara karşı. En temel haklar yok sayılarak; insan hakları, hasta hakları, çocuk hakları, kadın hakları bir bir ortadan kaldırılıyor.  Sert bir yaklaşım olacak… Bu kadar et kafalının olduğu bir ülkede bütün dikkatin kadının cinselliğinde olmasına, bütün dikkatin hemen orada toplanmasına da şaşmamak gerekir belki ama çoğu zaman konu mantık ve izan sınırlarının ötesine taşınıyor. Ucuz işgücü, ölmek ve öldürmek için, daha çok nüfus için kürtaj yasasına dair düğmeye basan ama sokağa çıkan kadınların direnişi sayesinde geri adım atmak zorunda kalan Erdoğan hükümeti öte yandan yaşayan çocuklarımızın geleceklerini yasaklamakla, yok etmekte bir sakınca görmüyor.<br />
<a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_26k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-221 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_26k2.jpg" alt="kapak_26k2" width="141" height="200" /></a>Kadınlara saldırının başka bir boyutu olarak kesintisiz tasfiye süreci işleten AKP’nin artık karşısına aldığı azınlık, muhalif, solcular kesmediği için meseleyi kökten halledip insan soyunun dibine kibrit suyu dökmek güdüsü yer alıyor diyebiliriz. Nihai amacın dindar nesil yetiştirmek olduğu baştan ifade edildi zaten; kendi geleceğini kurmak için eğitim sistemi baştan sona yeniden tasarlanıyor. İmam hatip ortaokulları, çocuklarını gönderecek semt ilkokulu bulamayan velilerin muhalefetine rağmen, mevcut okulların binalarını işgal ederek mantar gibi her yere sıçrıyor. Kamusal gelirle kendine bir bakıma ordu kuran diyanet, kuran kursları için 5 milyon öğrenci hedefi koyuyor. Kaymakamını kimse takmaz belki ama Yalova Üniversitesi, ilahiyat fakültesine öğrenci çekebilmek için çeşitli vaatlerle devletin imkânlarına peşkeş çekiyor. Üstelik en çok ihtiyacımız olan şey imam olduğu için(!), diğer fakültelere hiçbir ayrıcalık tanımazken ilahiyatçılardan harç bile alınmıyor. Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin sitesinde de buyurduğu gibi: “Bu imkânları aynı anda sunabilen başka bir fakülte biliyor musunuz?” Bu imkânları aynı anda sunabilen başka bir hükümet de bilmiyoruz!<br />
***<br />
Muhafazakâr sanat muhafazakâr toplum… Mutluluğun ilk şartının aşkın bulunuşu ve evlilikle taçlandırılmasına adandığı günümüzde, popüler kültürde bunun yansımalarına Behzat Ç. ve 1 Kadın 1 Erkek dizisinde beraber yaşayan çiftlerin evlenmesiyle şahit oluyoruz. Evlilik programları gündüz programlarına ve toplumun gündüz ve gecesine damgasını vuruyor. Toplum hayatı heteroseksüel çiftler etrafında dönüyor. Bunun üzerinden sınıf dosyası kapsamında evliliklerin sınıfsal olduğuna ve aşkın bu sınıfsal izdüşümleri örttüğüne dair son dönem Türkiye sinemasında ortaya çıkan (melodram yanı ağır bastığı için romantik komedi olarak adlandırılamayan ama fazlasıyla Hollywood taklidi olan) romantik aşk filmlerini ele alan bir yazı yer alıyor. Sınıf dosyası sadece sinema yazılarından oluşmuyor. Sinemayla bağlantılı ancak sinemaya dair bir perspektif de oluşturabilecek yazı ve tartışmalardan oluşuyor. Yuvarlak masada tartışılan pek çok başlık gibi… Kendisi de bir maden işçisi olan Ahmet Öztürk’ten Paul Laverty’e, Occupy Wall Street (OWS) hareketinden Trinh T. Minh-Ha’nın OWS hakkındaki görüşüne kadar pek çok başlık bu dosyada yerlerini alıyor.<br />
Kapağımızda yer alan Zeki Demirkubuz’un Yeraltı filmi farklı yazılar ve bakış açılarıyla ele alındı. Marjane Satrapi söyleşisiyle beraber Satrapi ve Paronnaud’un Persepolis sonrası merakımızı uyandıran son filmleri Azraili Beklerken film eleştirileri arasında yer alırken; festivaller sonrasında kimi gösterime giren kimi gösterime girmeyi bekleyen filmlerden Can, Güzel Günler Göreceğiz, Lal Gece, Tepenin Ardı filmlerinin yanı sıra Babamın Sesi ve filmin yönetmenlerinden Zeynel Doğan söyleşisi de bu sayımızda yer aldı.<br />
Artık dergi sayfalarımızda edebiyattan sinemaya adlı bir bölüm de olacak. Bu bölüme Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü adlı romanıyla başladık. Cahit Çeçen bir yandan kendi kısa filmini tamamlamaya çalışırken bir yandan da kısa film ve filmcilerin gündemini bu sayıda da yakından takip ediyor.<br />
Belgesel sinemanın yakın döneminden Derin Çığlık/263 ve Sabahattin Ali belgeselleri Türkiye’den filmi yaşayan yazarlar tarafından kaleme alınırken; Öfkeliler ise Tony Gatlif’in bir belgesel denemesi olarak ele alınıyor. Selanik Belgesel Film Festivali’nde son filmini izlediğimiz Eyal Sivan’la hem filmi ve belgesel sinema hem de Filistin sorunu üzerine konuştuk. Yunanistan’da son dönem üretilen belgesellerle son olarak Documentarist kapsamında buluştuk. Bir tür dayanışma duygusuyla bu belgeselleri tek tek ele alan bir yazı da sayfalarımızda…<br />
Bu sayıyı Yunanistan’daki eylemliliği fişekleyen Aleksandros Grigoropulos’a, Türkiye’deki yeni kuşak sinemanın temsilcilerinden Seyfi Teoman’a, üstatlarımız Rekin Teksoy ve Tülay Arın’a ithaf ediyoruz.<br />
Dostça kalın.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>26/27. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p>Ses Nereden Geliyorsa: Acının ya da <em>Babamın Sesi </em>/ <strong>Janet Barış </strong>4</p>
<p>Zeynel Doğan’la Babamın Sesi Üzerine / <strong>Müge Yamanyılmaz </strong>7</p>
<p><em>Güzel Günler Göreceğiz </em>Filmindeki Politik İma / <strong>İnan Gündoğdu </strong>15</p>
<p><em>Can</em>, Cem ve Cemal / <strong>Seray Genç </strong>19</p>
<p><em>Vücut </em>Üzerine Kısa Bir Değini / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong>22</p>
<p>Düşman İçimizde mi <em>Tepenin Ardı</em>’nda mı? / <strong>Özge Özdüzen </strong>24</p>
<p>Son <em>Yeraltı </em>İnsanı / <strong>Yusuf Güven </strong>27</p>
<p>Yer Üstündeki Fay Kırığı: <em>Yeraltı </em>/ <strong>Hamdi Karaşin </strong>30</p>
<p>Tek Boyutlu Bir Varoluş Krizi: <em>Yeraltı </em>/ <strong>H. Ahsen Akdal </strong>38</p>
<p>Yeniden Yazgı: Nihilizm ve Musa / <strong>Emek Erez </strong>48</p>
<p>Edebiyttan Sinemaya Fikrimin İnce Gülü / <strong>Çiğdem Şentürk </strong>51</p>
<p><em>Lal Gece: </em>Kız Çocuklarının Bastırılan Çığlığı/ <strong>Aylin Sayın </strong>54</p>
<p><em>Azraili Beklerken: </em>Ölmeye Yatmak / <strong>Seray Genç </strong>56</p>
<p>Marjane Satrapi: <em>“Sonra sinemaya dokundum ve ona aşık oldum” </em>/ <strong>Seray Genç &#8211; Özge Özdüzen </strong>59</p>
<p><strong>BELGESEL SİNEMADAN</strong></p>
<p>Gatlif’in Öfkeliler’i Duyulabilir mi? / <strong>Sinem Aydınlı </strong>64</p>
<p>Bir “Sabahttin Ali” Belgeseli Kurgulamak / <strong>Thomas Balkenhol </strong>67</p>
<p>Yeni Çağdan Yunan Belgeselleri / <strong>Eleni Varmazi &#8211; Yusuf Güven </strong>82</p>
<p>Eyal Sivan Söyleşisi: <em>“İsrail’den daha büyük bir yere aidim” </em>/ <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>87</p>
<p>rin T. Minh-Ha ile söyleşi: <em>“Benim Araçlarım Soyut Değil, Somut” </em>/ <strong>Seray Genç </strong>93</p>
<p><em>Ali Ata Bak</em>ınca: Orhan İnce ve Kısa Film / <strong>Cahit Çeçen </strong>98</p>
<p><strong>SINIF DOSYASI</strong></p>
<p>Yuvarlak Masa: <strong>Sınıf </strong>101</p>
<p><em>Çoğunluk </em>Filminde Sınıf Analizi / <strong>Korkut Boratav </strong>119</p>
<p>Sınıfsız Toplum / <strong>Ahmet Soner </strong>122</p>
<p>Paul Laverty: <em>“İyi film insana dair olandır” </em>/ <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>124</p>
<p><em>Yağmuru Bile</em>’ye Giriş / <strong>Paul Laverty </strong>(Çev. Haydar Köyel) 126</p>
<p>Son Dönem Aşk Filmlerinin Tuzu Kuru Yeni Orta Sınıfları / <strong>Aylin Sayın </strong>131</p>
<p>Christopher W. Anderson ile OWS Üzerine Fotoröportaj / <strong>Beste Atvur </strong>138</p>
<p><em>Derin Çığlık: </em>Ölüm Hep Bize mi Düşer? / <strong>Ahmet Öztürk </strong>145</p>
<p><em>Sinema Kitaplığından </em>Sınıf İlişkileri: Sureti Soldurulmuş Bir Resim mi? / <strong>Hamdi Karaşin </strong>148</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2012/07/2627-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>25. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2012/03/25-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2012/03/25-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2012 20:57:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[25. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=217</guid>
		<description><![CDATA[Dergimiz yayına hazırlanırken hala hukuki dayanağının ne olduğu anlaşılamayan KCK operasyonları dolayısıyla yüzlerce kişinin evlerine daha baskın yapıldı. 13 Şubat KCK operasyonuyla içeriye alınanlardan biri de dergimiz yazarlarından, ‘Ölüm Elbisesi: Kumalık’ belgeseliyle ve kısa filmleriyle de bilinen yönetmen Mizgin Müjde Arslan’dı. Mizgin arkadaşımız kendi yaşamından yola çıkarak yapacağı yeni filminin hazırlıkları içerisindeydi: Türkiye’nin savaştan dolayı babasız büyümek zorunda kalmış çocuklarından biri olarak, kendisi gibi babasız büyüyen çocukların öyküsünü anlatmak istiyordu. Filminin görüntü yönetmeni Özay Şahin’le beraber bir süre gözaltında tutuldu. Bu sırada hazırlıklarımız durdu… Ta ki o dergi ne zaman çıkıyor diye sorana dek… Çok değil bundan yaklaşık bir ay önce İçişleri Bakanı terör tanımını “fıkra ve şiire, resim tuvaline, sanata, makaleye” kadar genişletmiş, aydınları hedef göstermişti. Yine çok geçmedi, Bakan durmadı. Irkçı bir gösteriye dönüşen Hocalı katliamı anmasında Bakan meydanlara çıkıp aslında kime gözdağı vermek istedikleri belli bir kitleye destek çıktı. Bu “orta oyunları” ülkeyi hep tehlikeli noktalara götürür, uyarıyoruz. Bunların devamında 6-7 Eylül olayları, Maraş, Çorum katliamları yaşanmıştır bu ülkede. Kültür Bakanlığı durur mu? Onlar da Sinema Genel Müdürlüğü’nün artık aile filmlerini destekleyeceklerini açıklıyor, Emek Sineması’nın korunmasını isteyenlere raporu iyi okumadıklarını, bir daha okumalarını söylüyordu. Peki tüm bunlardan sonra örneğin Biletix durur mu? Hayır, onlar da kar amaçlı [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Dergimiz yayına hazırlanırken hala hukuki dayanağının ne olduğu anlaşılamayan KCK operasyonları dolayısıyla yüzlerce kişinin evlerine daha baskın yapıldı. 13 Şubat KCK operasyonuyla içeriye alınanlardan biri de dergimiz yazarlarından, ‘Ölüm Elbisesi: Kumalık’ belgeseliyle ve kısa filmleriyle de bilinen yönetmen Mizgin Müjde Arslan’dı. Mizgin arkadaşımız kendi yaşamından yola çıkarak yapacağı yeni filminin hazırlıkları içerisindeydi: Türkiye’nin savaştan dolayı babasız büyümek zorunda kalmış çocuklarından biri olarak, kendisi gibi babasız büyüyen çocukların öyküsünü anlatmak istiyordu. Filminin görüntü yönetmeni Özay Şahin’le beraber bir süre gözaltında tutuldu. Bu sırada hazırlıklarımız durdu… Ta ki o dergi ne zaman çıkıyor diye sorana dek…</p>
<p>Çok değil bundan yaklaşık bir ay önce İçişleri Bakanı terör tanımını “fıkra ve şiire, resim tuvaline, sanata, makaleye” kadar genişletmiş, aydınları hedef göstermişti. Yine çok geçmedi, Bakan durmadı. Irkçı bir gösteriye dönüşen Hocalı katliamı anmasında Bakan meydanlara çıkıp aslında kime gözdağı vermek istedikleri belli bir kitleye destek çıktı. Bu “orta oyunları” ülkeyi hep tehlikeli noktalara götürür, uyarıyoruz. Bunların devamında 6-7 Eylül olayları, Maraş, Çorum katliamları yaşanmıştır bu ülkede.</p>
<p>Kültür Bakanlığı durur mu? Onlar da Sinema Genel Müdürlüğü’nün artık aile filmlerini destekleyeceklerini açıklıyor, Emek Sineması’nın korunmasını isteyenlere raporu iyi okumadıklarını, bir daha okumalarını söylüyordu.</p>
<p>Peki tüm bunlardan sonra örneğin Biletix durur mu? Hayır, onlar da kar amaçlı bir şirket olarak, teröre yardım yaptığı gerekçesiyle Grup Yorum konser bileti satmama kararı alıyordu.</p>
<p>AKP hükümeti ve cemaat dayanışması KCK operasyonları ve yoğunlaştırılmış savaşla Kürt halkını her yerden kuşatmaya çalışırken yeni Ortadoğu düzeni adına da ABD’nin Suriye’deki bir numaralı temsilcisi olmaktan ve Suriye halkını savaşa, Irak ve Libya’da olduğu gibi dış müdahaleye hedef göstermekten kaçınmıyor. Yeni rejim iktidarını hergün biraz daha perçinlemek adına hem eski aktörleri tasfiye ediyor hem de AKP’ye muhalif aydınları&#8230; Her yeni atılımda geçmişin kefenine sarılarak geçmişle hesaplaşılıyor görüntüsü altında yeni rejimin kaleleri medya operasyonları ve yargı yoluyla biraz daha sağlamlaştırılırken Uludere katliamına, tutuklanan gazetecilere, Ergenekon ve KCK operasyonlarına, yeni sendika yasa tasarısına, Suriye’ye karşı savaş planlarına, İstanbul’un toptan sermaye lehine dönüşümüne dair birlik olup mücadele etmenin alanları ise giderek tıkanıyor. İstanbul’un ranta teslim olmasına dair her yeni günde yeni bir haberle karşılaşıyoruz: Emek Sineması’nın AVM olması, masa-sandalye operasyonuyla yeni bir sermayeye Beyoğlu’nda alan açılması, Taksim Kışlasını tekrar yapmak adına ki otel ya da AVM olması an meselesi Gezi Parkı’nın iptali ve yüzyıllık ağaçların kesimi, Taksim Sahnesinin otele dönüştürülmesi, Beyoğlu’ndaki onlarca tarihi binanın otel ya da AVM olması için sermaye devirlerinin gerçekleşmesi, 2B yasa tasarısıyla ormanların katliamı, üçüncü köprü vb.</p>
<p>Durmuyorlar…</p>
<p>Bir başka talan yeni kuşaklar üzerinden gerçekleştirilecek gibi duruyor. Maddi yanı bir yana manevi yanı da düşünülmeli geleceğin. Dindar bir kuşak yetişecekmiş tinerci değil ve elbette Ergenekoncu, ateist değil.</p>
<p>Sonuçta, devletin mekanizmaları ılımlı-ılımsız tüm muhalefeti tasfiye etme aracına dönüşmüş durumda. Özel Yetkili Mahkemeler, eski DGM’leri hayli aşan bir alanda ve yetkiyle çalıştırılıyor. Muhalif olan ilk önce etiketleniyor: Bu Kürt, bu solcu, bu gazeteci, bu topçu (futbolcu), bu asker vs. Daha sonra her etikete uygun, insanları yıllarca içerde çürütmeye yeten mahkemelere gönderiliyorlar. Bu arada yandaş medya yukarıda andığımız türden bir etiketleme işinin taşeronluğunu üstleniyor. Mecliste hiç gözükmeyen, hiç konuşmayan, vekillik yaptığı insanlar adına kılını kıpırdatmayan ama TV’de 4 ayda 750 bin TL’cik karşılığı yorumculuk yapmaktan çekinmeyen milletvekili Torinolu Şükür de durmuyor; Çağlayan’daki Fenerbahçeli taraftarlar için Ergenekoncu bunlar diyordu örneğin.</p>
<p>***</p>
<p>Dergimizin bu sayısı ülke ve sinema gündemi dolayısıyla oldukça yoğun. Yakın zamanlarda ardarda kaybettiğimiz sinemamızın büyük ustası Lütfi Akad ve dünya sinemasının son büyük ustalarından Theo Angelopolous anısına dosyalar hazırladık. İran sineması son dönemde artan baskılar yüzünden çok zor şartlarda filmler yapmaya devam ediyor. Farhadi’nin Bir Ayrılık, Panahi’nin Bu Bir Film Değil ile Resulof’un Güle Güle filmlerini ve İran’daki son durumu analiz ettik. Ayrıca, özgürlüğünden endişe duyduğumuz İranlı sinemacılardan Muhammed Resulof’u İran dışında görünce hem şaşırdık hem sevindik hem de kendisiyle bir söyleşi yaptık.</p>
<p>Dergimizin ön kapağına Çiğdem Vitrinel’in Geriye Kalan filminden bir kare koyduk. Dünya emekçi kadınlar günü yaklaşırken sinemamızda kadın hikayelerinin eksikliğini daha fazla hissettiriyor Vitrinel’in filmi. Bu filme dair yazıyı ve yoksulluğun kadınlaşmasına vurgu yapan Çiğdem Vitrinel söyleşisini bu sayımızda bulabilirsiniz.</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_25k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-85 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_25k2.jpg" alt="kapak_25k2" width="139" height="200" /></a>Kürt halkının kuşatıldığından, yalnızlaştırılmaya çalışıldığından bahsetmiştik, sinemada bu durum karşılığını farklı şekillerde buluyor. Şeristan’ın geldiği yere, Batman’a doğru olan ölüm ve hayat yolculuğu İz filmiyle anlatılıyor. Popüler söylemde barışın dilini konuşmaya çalışan Yangın Var filmine dergimiz sayfalarında iki ayrı yazıyla yer verdik. Yine sınıf vurgusu yapan Nar filmini, düşmanlıkların dedenin bir kahvaltı sofrasıyla yıkılacak kadar kökensiz ve nedensiz olduğuna vurgu yapan Dedemin İnsanları’nı, toplumsal muhalefetle dereleri, köyleri, dağları talan eden şirketlerden hesap soran ve bizi hüzünlü bir memleket resmiyle ve ütopyasıyla bırakan Entelköy Efeköy’e Karşı filmlerini de bu sayımızda ele aldık. Entelköy Efeköy’e Karşı filminin yönetmeni Yüksel Aksu ile hem filmini, hem Türkiye’deki çevre mücadelesini hem de günümüz ütopyalarını konuştuk. 90’lı yıllarda üniversite yaşamını yaşayan kuşaktan bu döneme farklı açılardan bakan filmler gelmeye devam ediyor, Serkan Acar’ın Aşk ve Devrim’i bunlardan sonuncusu oldu. Lars von Trier’in Melankoli’si, Hugo ve Utanç, Türkiye’de yakın zamanda gösterilen, ele aldığımız yabancı filmler oldu. Kısa filmi dergimiz sayfalarına taşıyan Cahit Çeçen bu sayıda Gerayîş filminin yönetmeni Çetin Baskın’la konuştu. Ahmet Soner, sınıfı tekrar gündemimize sokan (bir sonraki sayıda bu konuda bir dosyamız olacak) işçi filmleri ve İşçi Filmleri Festivali’ni yazdı. Tül Akbal ise baskın hale gelen muhafazakarlığın sinemadaki izlerini sürüyor. Korhan Gümüş’ün yazısı ile Emek Sineması mücadelemizi tekrar gündeme taşıyor ve işbirliği çağrısında bulunuyoruz.</p>
<p>Bu sayıyı Lütfi Akad, Theo Angelopoulos ve Yusuf Kurçenli’nin anılarına adıyoruz. 26. sayıda görüşmek üzere, dostçakalın.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>25. SAYININ İÇERİĞİ:</strong></span></p>
<p>Şeristan’ın Ölüm ve Hayat Yolculuğu: İz / Seray Genç</p>
<p>Nar: “Anlatılan Senin Hikâyendir” / Sinem Aydınlı</p>
<p>Geriye Kalan Orta Sınıf, Eril İktidar ve Bayağılıksa / Özge Özdüzen</p>
<p>Çiğdem Vitrinel Söyleşisi:“Biz işte o dipsiz karanlıktan geriye kalanlarız” / Özge Özdüzen</p>
<p>Kenen Köye Göç Filmi Olarak Entelköy Efeköy’e Karşı / Doğan Yılmaz</p>
<p>Entelköy Efeköy’e Karşı Üzerinden Bazı Düşünceler / Yusuf Güven</p>
<p>Yüksel Aksu Söyleşisi: “Mizah Kendiliğinden Abartılıdır” / Film Ekibi</p>
<p>Yakın Tarih Üzerinden Aşk ve Devrim / Bahadır Ahıska</p>
<p>Yangın Var: Barışın Dilini Konuşmak, Acının Üstünü Örtmek / Aylin Sayın</p>
<p>Yangın Var: Kuzeyle Güneyin buluşması / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Dedemin İnsanları: Çağan Irmak Sinemasının Edilgenleşen Seyircileri / Özge Özdüzen</p>
<p>Lars von Trier’in Melankolisi / Onur Behramoğlu</p>
<p>Hugo Filminin Özdüşünümsel Sinema Tarihçesi / Zeynep Yaşar</p>
<p>Başka Türlü Bir ‘Açlık’: Utanç / Mizgin Müjde Arslan</p>
<p>İRAN SİNEMASI</p>
<p>Bir Ayrılık: Farklı Açılardan İran’a Ve Dünyaya Bakmak / Doğan Yılmaz</p>
<p>İran Sinemasının ve Aydınının Varoluş Mücadelesi / Seray Genç</p>
<p>Muhammed Resulof ile Söyleşi / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Sinemada İşçi Sınıfı ve İşçi Filmleri Festivali / Ahmet Soner</p>
<p>Muhafazakârlık ve Karşıt Kahramanlar / Z. Tül Akbal Süalp</p>
<p>Emek (Sineması) İçin İşbirliği Çağrısı / Korhan Gümüş</p>
<p>Yüksek Dağlarda Küçük Hayatlar / Cahit Çeçen</p>
<p>ANISINA: THEO ANGELOPOULOS</p>
<p>Angelopoulos’un Ardından Kısa Kişisel Tarih / Yusuf Güven</p>
<p>Bir Yönetmenin İzinde Yüzyıl: Theo Angelopoulos’un Bakışı / Seray Genç</p>
<p>Angelopoulos Angelopoulos’u Anlatıyor</p>
<p>Zamanın Tozu’nda Bir Büyük Yönetmen: Angelopoulos / Necla Algan</p>
<p>ANISINA: LÜTFİ AKAD</p>
<p>Lütfi Ö. Akad Ya da Ustalık Üzerine / Giovanni Scognamillo</p>
<p>Yalnızlar Rıhtımı: Akad’ın Filmografisinde Bir Köşe Taşı / Necla Algan</p>
<p>Hudutların Kanunu: Kaçakçılığa Dair Bir Anlatı / Aylin Sayın</p>
<p>Kızılırmak Karakoyun ile Halk Destanları / Nezih Coşkun</p>
<p>Vesikalı Yarim / Onur Behramoğlu</p>
<p>Kırık Bir Aşk Hikayesi Olarak Vesikalı Yarim / Şerife Tülü</p>
<p>Ülkemizin ve Sinemamızın Sacayağı: Akad’ın Türkiye Üçlemesi / Hamdi Karaşin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2012/03/25-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2011/11/24-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2011/11/24-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 20:54:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[24. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[“Sürekli Deprem” “Sürekli deprem” günlerinden geçiyoruz. Arap “depremi”, Kürt “depremi” ve nihayet Van depremi… Van’da binaların altında yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi dört şeyi ortaya çıkardı: Birincisi, depremin ihraç edilebilirliği gerçeğini. Depremin ardından öğrenilen ve ancak henüz üzerinde pek konuşulmayan gerçek, 1999 İstanbul depreminden sonra inşaat sektöründe getirilen yasal düzenlemelerin, kimi illerde uygulanmamış olması. Böylece kalitesiz inşaat malzemeleri Van’a ve muhtemelen başka illere ihraç edildi. Üzerlerinde taşıdıkları felaket riski ile birlikte elbette. İkincisi, depremin hemen ardından sosyal medya ortamlarında yaygın olarak gosterilen ve kimi televizyoncuların tercümanlığını yaptığı faşist tepkiler. Twitter’da günün popüler sözü “Allahın sopası yok” oldu. Buna karşı ne denilebilir ki: Allahın gerçekten sopası yok! Üçüncüsü, Van’da deprem sonrasındaki yardım ve kurtarma faaliyetlerini akamete uğratan şey, bölgedeki devlet-Kürt hareketi eksenindeki iktidar bölünmesidir. Hakim medya bunu da fırsat bildi ve Kürt hareketine karşı majestelerinin ittirmesiyle zaten başlatmış oldukları hayasızca akın devam etti. BDP ve bölgedeki belediyeler yardım çalışmalarına katılmamakla eleştirildi. Buna eleştiri demek de güç gerçi: Bakıyorlar ama görmüyorlar! Van depreminin ortaya çıkardığı bir diğer gerçek, krizin sadece Çince’de değil Türkçe’de de artık fırsat anlamına geldiği! Erdoğan, son yıllarda tarımsal araziler üzerinde zaten uygulanan “zorunlu kamulaştırma” uygulamasının genişletileceğini ve deprem riski yüksek bölgelerde bulunan yıkılma tehlikesi yüksek binaların mülkiyet sahiplerinin rızasına [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Sürekli Deprem”</em></p>
<p>“Sürekli deprem” günlerinden geçiyoruz. Arap “depremi”, Kürt “depremi” ve nihayet Van depremi…</p>
<p>Van’da binaların altında yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi dört şeyi ortaya çıkardı: Birincisi, depremin ihraç edilebilirliği gerçeğini. Depremin ardından öğrenilen ve ancak henüz üzerinde pek konuşulmayan gerçek, 1999 İstanbul depreminden sonra inşaat sektöründe getirilen yasal düzenlemelerin, kimi illerde uygulanmamış olması. Böylece kalitesiz inşaat malzemeleri Van’a ve muhtemelen başka illere ihraç edildi. Üzerlerinde taşıdıkları felaket riski ile birlikte elbette. İkincisi, depremin hemen ardından sosyal medya ortamlarında yaygın olarak gosterilen ve kimi televizyoncuların tercümanlığını yaptığı faşist tepkiler. Twitter’da günün popüler sözü “Allahın sopası yok” oldu. Buna karşı ne denilebilir ki: Allahın gerçekten sopası yok! Üçüncüsü, Van’da deprem sonrasındaki yardım ve kurtarma faaliyetlerini akamete uğratan şey, bölgedeki devlet-Kürt hareketi eksenindeki iktidar bölünmesidir. Hakim medya bunu da fırsat bildi ve Kürt hareketine karşı majestelerinin ittirmesiyle zaten başlatmış oldukları hayasızca akın devam etti. BDP ve bölgedeki belediyeler yardım çalışmalarına katılmamakla eleştirildi. Buna eleştiri demek de güç gerçi: Bakıyorlar ama görmüyorlar!</p>
<p>Van depreminin ortaya çıkardığı bir diğer gerçek, krizin sadece Çince’de değil Türkçe’de de artık fırsat anlamına geldiği! Erdoğan, son yıllarda tarımsal araziler üzerinde zaten uygulanan “zorunlu kamulaştırma” uygulamasının genişletileceğini ve deprem riski yüksek bölgelerde bulunan yıkılma tehlikesi yüksek binaların mülkiyet sahiplerinin rızasına bakılmaksızın el konulabileceğini açıkladı. Erdoğan, “düşünmezsen deprem sorunu yoktur” gibi özetlenebilecek dahiyane bir politikadan buraya nasıl geldi? Bu sorunun yanıtını kentsel dönüşümün ekonomi politiğini çalışanlara bırakıyoruz, ancak hissiyatımız şudur ki, ülkemizin daimi ve fahri belediye başkanı Erdoğan’ın bir süredir büyüklük saplantılı mega projelerle giriştiği sosyal mühendislik daha çok can yakacak. Tarih elbette tekerrürden ibaret değildir, hatta tarihte tekerrür nadirdir. Bugün olan da 1990’ların tekrarı değil. 1990’larda yaşanan “kıyım”sa, bugün yaşanan Kürt hareketinin her açıdan “kuşatılması” ve “sessizleştirilmesi”. Sahi güneydoğu kimin umurunda ve Kürt sorununun da çözülmesi neden gereksin ki? Daimi ve fahri belediye başkanımızın dediği gibi, “düşünmezsen Kürt sorunu yoktur” ya da sadece “Kürt kardeşlerimizin sorunları vardır”…</p>
<p>Bütün bu depremler, geniş Ortadoğu topraklarının 1848’ine ya da Arap depremine paralel olarak gidiyor. Baharın ya da depremin artçı sarsıntıları New York sahillerini bile vurdu. Ortadoğu’da “devlet ve devrimin” diyalektiği yeniden yazılıyor. Ancak bu konuda çok aceleci olmamak gerek, devrimlerin yad ellerde helak edildiği çok görülmüştür, ve ancak yüzyılda yaşanacak bu tarihsel momentlerin masa başında harcanabileceğini de farzetmek saflık olacaktır. Diğer deyişle, “Ortadoğu’da özgürlük kazandı” demek ne kadar zorsa, “herşeyin arkasında ABD var” demek de bir o kadar beyhudedir. Mesele şudur: Dünya siyaseti ve ekonomisinin bu kör noktası açılmıştır. Bundan sonrası bundan öncesinden kesinlikle daha kötü olmayacaktır. Artık herkesin Arapça öğrenmesinin vakti gelmedi mi?</p>
<p>Sürekli deprem günlerinden geçtiğimizi söyledik. Ancak krizden, depremden, değişimden korkanın kaşığı kırılsın! Nazım’in uzun yıllar önce arka arkaya yazdığı iki cümle arasındaki ilişki üzerine düşünmenin zamanıdır: Hava kurşun gibi ağır, hava toprak gibi gebe…</p>
<p><em>“Sürekli Saldırı”</em></p>
<p>Toplumun ahlak anlayışı tv’deki muhafazakar dizi melodramları ve gerici kadın programlarıyla her gün beslenirken, vicdanların karartıldığı bu tür hiçleştirici yayınlarda, artık kişilerin veya toplumun insani duyguları, hisleri, anlayışları ya paranın miktarıyla ya da devlet aidiyetiyle ölçülür duruma getirilmiştir. Bu yetmezmiş gibi, yine aynı kişilerin ya da toplumun düşünce ve davranışları tv’deki manipülatif haber yayınları ve kadük tartışma programlarından türetilir hale gelmiştir. Akşam ne izleniyorsa, ertesi gün iş, okul, sokak, kahve, bar vs yerlerde “o” konuşuluyor, “öyle” biliniyor, “ona göre” davranılıyor.</p>
<p>Bu sistemle, kentin / taşranın, ideolojik ve kültürel manipülasyonla eş zamanlı ve eş güdümlü olarak sürekli biçimlendirildiğini görüyoruz. Egemen ideolojinin veya popüler kültürün salgıları, taşrada, yontulmamış ve bodoslama haliyle cisimleşiyor; zira boş zaman çok, imrenme fazla, sınıf atlama arzusu çok yüksek. Taşrada çiğ haliyle cisimleşen ideolojik salgı, bir türlü müreffeh olamayan taşralının kötülük hislerini, nefret duygularını, kin dolu saldırganlığını, ezilmiş arzularını besliyor. Bu noktada birikmeye başlayan saldırgan kişilik / zihniyet, yöneleceği odağı, özneyi, zamanı ve mekanı kollamaya başlıyor… An geldiğinde, bu bazen bir kadın oluyor, bazen bir çocuk, bazen bir aile, bazen akrabalar, bazen komşu, bazen esnaf, bazen bir topluluk ve bazen de Can Yücel!</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_24k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-83 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_24k2.jpg" alt="kapak_24k2" width="140" height="195" /></a>İktidarlara değil, hükümetlere değil, mevcut adaletsiz ekonomiye ve politikalara değil, devletin yoksun bırakma nedenlerine hiç değil, en yakınına, kendisinden bildiğine saldırır, taşra; yıkmak ve yok etmek üzere, tıpkı Can Yücel’e yaptığı gibi… İdrak yeteneğini teslim etmiş, duyarlılığını parayla köreltilmiş taşra / kent, insani değer biriktirene, insani anlam kazandırana, varlığını toplumuna adayana değil, ikiyüzlü olana, satıcı ve kararmış vicdanlara inanıyor. Can Yücel’i anlamadığı gibi…</p>
<p>Gömülmekmiş… mezarlıkmış… mezar taşıymış… iyi dualarmış… kutsalmış… hoşgörüymüş… saygıymış… demokrasiymiş&#8230; Can Baba, topuna birden, sakınmadan, kendine has diliyle söylerdi söyleyeceğini ya… Ancak, bugün bize sadece şu dize yeter: Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.</p>
<p><em>“Sürekli Gündemde”</em></p>
<p>Hiç şaşırtıcı değil aslında derginin gündemi de sinemanın gündemi de süreklilik kazanan memleket gündemiyle belli ölçüde paralellikler taşıyor. Öyle ya, kapağımıza da taşıdığımız Gelecek Uzun Sürer filmi yukarıda andığımız depremlerden biriyle ilgili iken Bir Zamanlar Anadolu’da filmi taşranın, cinayetin ve daha makro ölçekte memleketin anatomisini çıkarırken, Behzat Ç. filmi uyarlandığı roman Son Hafriyat’ın yazılı ruhundan uzaklaşarak gişeye uyarlanma uğraşındaydı. Üstelik gişe gelirleri ve deprem yardımı konusunda polemikler yaratarak…</p>
<p>Bu sayımızda ayrıca Onur Ünlü ve sineması ile Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, Cemil Ağacıkoğlu’nun Eylül‘ü, Ferenc Török’ün İstanbul‘u, antropolojinin sömürü ve yayılma politikalarına nasıl yardımcı olduğunu gösteren Kabilenin Sırları adlı belgeselin eleştirisi, kardeşlik üzerine düşünen ve düşündürten filmler üzerine bir inceleme yazısı, Caro Nanni Moretti’nin son filmi Habemus Papam, Woody Allen’ın şehir güzellemelerinden payını alan Paris’te Gece Yarısı, Amerika’da gişesi, Avrupa’da ödülü konuşulan Nicolas Winding Refn’in Drive filmleri yer aldı.</p>
<p>Thomas Balkenhol’ün kurgu yazısı ya da kurgu dersleri ya da ders gibi hatıratı devam ediyor. Dergimizin bu sayısında Devrim Sinemaları, yıllardır Türkçe’ye kazandırdığı kitaplarla sinema kitaplığımızı zengin kılan Ertan Yılmaz çevirisiyle yer alırken, belgesel sinema yazıları da hem Leipzig ve Prag hem de Anadolu’dan gelen belgesel ve belgeselcilerle sürüyor. Son olarak bir belgeselin, Fotos Lamprinos’un Kaptan Kemal, Bir Yoldaş, adını anarak biz de Mihri Belli’yi anmak isteriz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>24. Sayının İçeriği</strong></span></p>
<p>Gündem / Film Ekibi</p>
<p>Gelecek Uzun Sürer: Diyarbakır Üzerinde Gökyüzü / Seray Genç</p>
<p>Rüyaydı Gerçek Oldu Savaş Bitti; Bir Rüyaya Ağıt / Erol Mintaş</p>
<p>Geleceğin Sürmediği Yerlerde… / Janet Barış</p>
<p>Özcan Alper Söyleşisi: “Yakın Tarihin Kaydını Tutmak” / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Bir Zamanlar Anadolu’da Bir Cinayetin Anatomisi / Yusuf Güven</p>
<p>Bir Zamanlar Anadolu’da: Taşrada Olma Hali / Aylin Sayın</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan Söyleşisi: “Kasabada Ölüm ve Hayat İçiçe” / Evrim Kaya</p>
<p>Eylül ve Isztambul Üzerine / Seray Genç</p>
<p>Onur Ünlü’nün Biraz Kafa Karıştırıcı Sinematografisi / Evrim Kaya</p>
<p>Behzat Ç.’de Şiddetin Yeniden Üretilişi / Özge Özdüzen</p>
<p>Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm: “Makbul” Muhalifler / Murat Arpacı</p>
<p>Kabilenin Sırları: Yerlilerin Yaşama Hakkı / Aylin Sayın</p>
<p>Habemus Papam: Nanni Moretti Vatikan’da / Gül Sevin Soner</p>
<p>Bilinmeyene Yolculuk: Drive Filminde Bireyin Mekanla İmtihanı / Zeynep Yaşar</p>
<p>Bisikletli Çocuk: Kızıl Tişörtlü “Yumurcak” İrade / Hamdi Karaşin</p>
<p>Woody Allen’ın Kentlere Aşık Olma Sorunsalı: Paris’te Gece Yarısı / Özge Özdüzen</p>
<p>Yeni Türkiye Sinemasına Sızan Muhafazakârlık: Melodram / Murat Tırpan</p>
<p>Kardeşlik ve Sinemaya Yansımaları / Doğan Yılmaz</p>
<p>Geri Dönüş Geriye Dönüş / Ahmet Soner</p>
<p>Film Kurgusunun Ütopyası ve Bugünü IV/ Thomas Balkenhol (Çev.: Evrim Kaya)</p>
<p>Devrim Sinemaları / Michael Chanan (Çev.: Ertan Yılmaz)</p>
<p>Anadolu’dan İki Genç Belgeselci / Cahit Çeçen</p>
<p>Belgesel Sinema Üzerine Yazılar VI: Kültürel Bellek / Ethem Özgüven</p>
<p>Bir Sinema Dersi: Helena Treštíková</p>
<p>Dok Leipzig 2011: Farketmek ve Değiştirmek için Belgesel / Necati Sönmez</p>
<p>Transilvanya Film Festivali’nden İzlenimler / Yusuf Güven</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2011/11/24-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2011/06/23-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2011/06/23-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 20:51:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[23. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=213</guid>
		<description><![CDATA[“Havamız, suyumuz ve toprağımız için… Doğal olarak direniş” Televizyonlarda reklamlar dönüyor seçim öncesi. Geçmişte TRT’de, kura sırasıyla çıkan parti yöneticilerinin yaptığı konuşmalar olurdu hatırlarsınız. Memleketin geldiği nokta işte bu, gurur duyanların oylarının nereye gideceğini tahmin etmek zor değil. Şimdi vaatler şekerleme reklamlarla sunuluyor topluma. İzleyeni, çoluk çocuk damardan yakalayan bir ezgiyle başlıyor AKP reklamı: “Aynı yoldan gelmişiz biz / Aynı sudan içmişiz biz” sonra hem görsel olarak çeşitleniyor hem de ezgi olarak, mehter tınıları dahil olurken de sona eriyor. Görselliğin ve müziğin AKP ambalajı için harmanlanması. Bu müzikal denemeden önce de dökümanter kısa filmler vardı hatırlarsanız. Bize bu sayımızda Ethem Özgüven’in “Reklam: Bir Belgesel Formatı” yazısını hatırlattı. Bolu tünelini kullanan kamyon şoförüydü karakter ya da kahraman. Bir anlık görüntü ile gerçek kahraman RTE kazınıyordu zihnimize sonunda. RTE’nin kahraman olmadığı Doğu Karadeniz’de herkes eşkıya idi. Kendinden olmayan “birileri” Hopa’da gaza ve ölüme boğulurken “aynı sudan içmişiz” nakaratı ise sadece dönen reklamda kalıyordu. “Tabii bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gereğini duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş.” RTE bu sözleri “Su haktır. Satılmaz!” diyen; doğayı ve insanı sermaye sömürüsüne sonuna kadar açan HES projelerine karşı mücadele edenler arasında yaşamını yitiren emekli öğretmenimiz Metin Lokumcu için sarf [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em>“Havamız, suyumuz ve toprağımız için… Doğal olarak direniş”</em></p>
<p>Televizyonlarda reklamlar dönüyor seçim öncesi. Geçmişte TRT’de, kura sırasıyla çıkan parti yöneticilerinin yaptığı konuşmalar olurdu hatırlarsınız. Memleketin geldiği nokta işte bu, gurur duyanların oylarının nereye gideceğini tahmin etmek zor değil. Şimdi vaatler şekerleme reklamlarla sunuluyor topluma.</p>
<p>İzleyeni, çoluk çocuk damardan yakalayan bir ezgiyle başlıyor AKP reklamı: “Aynı yoldan gelmişiz biz / Aynı sudan içmişiz biz” sonra hem görsel olarak çeşitleniyor hem de ezgi olarak, mehter tınıları dahil olurken de sona eriyor. Görselliğin ve müziğin AKP ambalajı için harmanlanması. Bu müzikal denemeden önce de dökümanter kısa filmler vardı hatırlarsanız. Bize bu sayımızda Ethem Özgüven’in “Reklam: Bir Belgesel Formatı” yazısını hatırlattı. Bolu tünelini kullanan kamyon şoförüydü karakter ya da kahraman. Bir anlık görüntü ile gerçek kahraman RTE kazınıyordu zihnimize sonunda.</p>
<p>RTE’nin kahraman olmadığı Doğu Karadeniz’de herkes eşkıya idi. Kendinden olmayan “birileri” Hopa’da gaza ve ölüme boğulurken “aynı sudan içmişiz” nakaratı ise sadece dönen reklamda kalıyordu. “Tabii bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gereğini duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş.” RTE bu sözleri “Su haktır. Satılmaz!” diyen; doğayı ve insanı sermaye sömürüsüne sonuna kadar açan HES projelerine karşı mücadele edenler arasında yaşamını yitiren emekli öğretmenimiz Metin Lokumcu için sarf ediyor.</p>
<p>Hopa’da “Karadenizin asi çocukları çayına ve suyuna sahip çıkıyor” pankartına ve mitingleri için başka illerden toplanan gerici güruhun karşısında binlerce muhalif kalabalığı görmeye tahammül edemeyen AKP iktidarı polisiyle gözdağı vermek istemiştir. Evet, Karadeniz suyuna, HES projelerine karşı çıkarak sahip çıkıyor. HES’ler, Kentler ve Belgesellere dair bir dosya da yaptık bu sayımızda. Bu ülkenin yeniden tabiat derslerine ihtiyacı var… Geçtiğimiz ay gerçekleşen İşçi Filmleri Festivali’nin teması-sloganı “Toprağımız, Havamız, Suyumuz İçin Doğal Olarak Direniş”ti. Dosyayı ve temayı oluşturan pek çok belgesele biz de İşçi Filmleri aracılığıyla ulaştık.</p>
<p>Ne demişti Kazım Koyuncu şarkısında “Bu dere akar gider narino. Taşları yıkar gider…” Memleketin derelerini olduğu gibi İstanbul’u da toptan satışa çıkarma projelerini açıklayan iktidar hız kesmeyecek görünüyor. İstanbul’un son kalan ormanlarını istiyor, dereleri istiyor, muhalefet olmasın istiyor, muhalefet eden cezalandırılsın istiyor, sermaye birikimi belli ellerde olsun istiyor, hükmü daimi olsun istiyor… Bunun için de 2023’ü istiyor. Seçimlerin galibi olmak istiyor, aksi söz istemiyor.</p>
<p>Bu seçimlerde aksi söz söyleyenlerin önü açık olsun…</p>
<p>Bu sayımızda Sabahattin Ali’nin içten bir uyarlaması olan Kar Beyaz filmi ve “imaj” için uyarlanmak istenen Kürk Mantolu Madonna projesi ele alınırken, yine bir edebiyat uyarlaması olan 72. Koğuş da değerlendirilen filmler arasında. Türkiye sinemasının son dönemini temsil eden İstanbul Film Festivali’nden ödülle dönen Tayfun Pirselimoğlu’nun Saç filmi, İlksen Başarır’ın Başka Dilde Aşk filminden sonra yaptığı ikinci filmi Atlıkarınca, Derviş Zaim’in Kıbrıs tarihi ve bir toplumsal duruma baktığı Gölgeler ve Suretler, bir Ankara filmi ve Barış Bıçakçı’dan edebiyat uyarlaması olan Bizim Büyük Çaresizliğimiz ve yine bir Ankara TV dizisi ve Emrah Serbes’in romanlarından esinlenilen Behzat Ç. üzerine yazılar da bu sayımızda yer alıyor.</p>
<p>Wim Wenders’in Pina Bausch’la yapmak üzere yola çıktığı, Pina’nın ölümüyle Pina için yaptığı film bir dans filmi, üç boyutlu bir belgesel. Belgesel sinema bu sayımızda da öne çıktı. Sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri Sovyet sinemacı Vertov’un Kameralı Adam filmi gündelik hayatın dönüştürülmesi üzerinden ele alınıyor. Sovyetler Birliği’nin ünlü sinema okulu VGIK’ten yolu geçmiş Sergey Loznitsa ile sadece son filmi Mutluluğum üzerine değil, onu tanımamızı sağlayan belgesel filmleri üzerinden de konuştuk. Loznitsa’nın belgesel ya da kurmaca, sinemaya yaklaşımını aktardığı söyleşi ülkemizdeki belgesel tartışmalarına da katkı sağlayacak nitelikte… “Tabiat dersleri olarak belgeseller”den özellikle iki film öne çıktı: Rüya Arzu Köksal’ın Bir Avuç Cesur İnsan’ı ve İmre Azem’in Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir’i. Bir de Ethem Özgüven’in yukarıda denk geldiği için andığımız yazısı reklam olarak belgeseller var tabi…</p>
<p>Son olarak bu başlıkta son dönemde yapılmış, can yakıcı bir konuya değinen ve bir vahşetin tüm boyutlarını gözler önüne seren belgesel film Ölücanlar üzerine yönetmen Murat Özçelik ile yapılmış bir söyleşi de yer alıyor. Daha önce Antalya ve Ankara Film Festivalleri’ne kabul edilmeyen Ulucanlar belgeseli ilk gösterimini İstanbul Film Festivali’nde yaptıktan sonra Documentarist kapsamında yeniden izleyicisiyle buluştu. Operasyon sırasında aynı cezaevinde bulunan yönetmen Murat Özçelik yakın tarihimizin önemli olaylarından birini ele alırken bir sanatçı, bir aydın, bir tanık ve bir yoldaş sorumluluğunu da yerine getiriyor.</p>
<p>Ahmet Soner’in Ulusal Kültür ve Sinema yazısının yanı sıra değişen Kürt imgesini son dönem filmler üzerinden inceleyen bir yazıya da bu sayımızda yer verdik. Bu yazıda özellikle kadın karakterlerin öne çıkması gelecek sayılarımızda devamı gelecek yazının nasıl devam edeceğinin işareti olarak da kabul edilebilir.</p>
<p>Kısa filmler bir diğer ihmal etmeye gelmeyen başlığımız; bu nedenle Arin İnan Arslan’la yapılmış, Arin’in sinemasına benzer şiirli bir söyleşi ve yine bir kısa filmci Cahit Çeçen’in filmlerinde gördüğümüz mizahı kurmaca bir günlükte ürettiği yazısıyla ihmale yer vermiyoruz.</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_23_ka.jpg"><img class="alignleft wp-image-81 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_23_ka.jpg" alt="kapak_23_ka" width="140" height="206" /></a>Son dönem İngiliz filmlerini adadaki sosyal dönüşümler üzerinden değerlendiren yazı; İngiliz sinemasındaki geleneksel akımlardan beslenen ya da özgün bir eğilim sergileyen filmlerden Made in Dagenham’dan, Mike Leigh’in son filmi Ömrümüzden Bir Sene’ye; Paul Laverty’nin senaryosunu yazdığı Yağmuru Bile filminden, ilk filmini yapan ve babasının izinden gideceği işaretini veren Jim Loach’un Portakalllar ve Günışığı’na; Michael Winterbottom filmleri de dahil geniş bir derlemeye ulaşıyor. Bu nedenle, Jim Loach ile yaptığımız söyleşide kendi filmi Portakallar ve Günışığı’nın yanısıra son dönem İngiliz filmleri üzerine de konuştuk.</p>
<p>Darfur’daki iç savaşı ve Danimarka’daki şiddet sorunsalını aynı etiksel problemle ele alan Daha İyi Bir Dünyada ve yine Oscar’lı filmlerden Zoraki Kral da dergimizde ele alınan filmlerden. Ayrıca O’Horten filmi üzerinden Bent Hamer sinemasını değerlendiren yazıyı da dergimiz sayfalarında okuyabilirsiniz.</p>
<p>Bu sayımızı Ulucanlar’ın On’larına, “başın öne eğilmesin” diyen Sabahattin Ali’ye, HES’lere direnen Hopalılara ve Metin Lokumcu’ya adıyoruz…</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>23. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p>Kıbrıs&#8217;ta Gölgeler ve Suretler / Eleni Varmazi &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Kar Beyaz Ayran / Seray Genç</p>
<p>Sabahattin Ali’den Film Yapmak Size mi Kaldı? / Elif Genco &#8211; Doğan Yılmaz</p>
<p>Üçlü İlişkilerin Geriliminde İki Film / Yusuf Güven</p>
<p>Atlıkarınca: “Kutsal Aile”den Uzak / Aslı Daldal</p>
<p>Saç: Gerçeğin Peruklu Hikayesi / Hamdi Karaşin</p>
<p>72. Koğuş: 72’den Tavşan Yapmak / Bahadır Ahıska</p>
<p>Kaybedenler Kulübü Yerine Kaybolanlar Kulübü Desek / Üner Altay</p>
<p>Behzat Ç. Üzerine Düşünceler I: Dizideki Toplumsal Tipler / Özge Özdüzen</p>
<p>Daha İyi Bir Dünyada: Bir Mesih Gerek Bize / Eren Serim</p>
<p>Pina İçin: Tekrar! / Evrim Kaya</p>
<p>Zoraki Kral: Sesini ve İktidarını Kaybeden Kral Meselesi / Aylin Sayın</p>
<p>DOSYA: TOPRAK, HAVA VE SU BİZİM</p>
<p>Dereler ve İsyanlar’dan Tabiat Bilgisi Dersleri / Mahmut Hamsici</p>
<p>Belgesel Sinemanın Gündemi: Kentler ve Doğa Bizimdir / Seray Genç</p>
<p>Dereler Nasıl Aksın Kim Bilecek? / Z. Tül Akbal Süalp</p>
<p>Ekümenopolis: Şehrin Yeni Canavarları / Yusuf Güven</p>
<p>Ölücanlar Belgeseli: “On’ların Hikâyesinde Seyr-ü Sefer” / Sinem Güneş &#8211; İnan Gündoğdu</p>
<p>Belgesel Sinemaya Dair Yazılar V: Reklâm, Yeni Belgesel Formatı / Ethem Özgüven</p>
<p>Son Dönem Türk Sinemasında Yeni Kürt İmgesi / Mizgîn Müjde Arslan</p>
<p>Kimin İçin Sinema? / Z. Tül Akbal Süalp</p>
<p>Ulusal Kültür ve Sinema / Ahmet Soner</p>
<p>Beyaz Perdeyle Sınırları Aşmak: Türkiye-Ermenistan Filmleri / Janet Barış</p>
<p>Hollywood Sinemasında Propaganda II: Yeni Dünya Düzeni / Hamdi Karaşin</p>
<p>Son Dönem İngiliz Filmlerine Bir Bakış: Umutsuzluk İkliminde İyimserlik, Sınıf ve Kahramanlık / Özge Özdüzen</p>
<p>Sesi Duyulmayanları Anlatan Yeni ama Tanıdık Bir Yönetmen: Jim Loach ile Söyleşi / Film Ekibi</p>
<p>Sergey Loznitsa Filmleri: Zaman ve Mekana Farklı Bir Yaklaşım / Seray Genç</p>
<p>Sergey Loznitsa ile Sineması ve Mutluluğum Üzerine / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>O’Horten ya da Geç Kalmış Bir Ergenlik / Evrim Kaya</p>
<p>Berlin Film Festivali’nden Notlar / Seray Genç</p>
<p>Arin İnan Arslan: Pera Berbange ve Azat Edilen Kuşlar / Seray Genç</p>
<p>Bir Kısa Filmcinin Günlüğünden: Ali Berke Cereyan’ın Acı-Tatlı Anıları / Cahit Çeçen</p>
<p>Kameralı Adam: Yeni Bir Gündelik Hayat ve Sosyalizmin Sokakları / Aylin Sayın</p>
<p>Modernizmi Seyretmek: Üretken Bir Çevirmenin Seçkisi / Eren Serim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2011/06/23-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
