<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; Dergi</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/category/dergi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Jun 2026 22:12:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>50-51. Sayı çıktı yeni sayıya online olarak ücretsiz ulaşabilirsiniz</title>
		<link>https://yenifilm.net/2021/03/50-51-sayi-cikti-yeni-sayiya-online-olarak-ucretsiz-ulasabilirsiniz/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2021/03/50-51-sayi-cikti-yeni-sayiya-online-olarak-ucretsiz-ulasabilirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 11:30:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[50-51. sayı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=908</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Film dergisinin 50-51. Sayısı çıktı. Sadece dijital ortamda yayınlanan bu sayıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabiliyor. 50-51. sayıya ulaşmak için tıklayın https://drive.google.com/file/d/1I-Uap0swI_HIY5ce5-Comph1ClX4pR_Y/view?usp=sharing Buradayız, kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz Boğaziçi Üniversitesi, üniversitenin bulunduğu Rumeli Hisarüstü mahallesi bir süredir abluka altında, dergimiz çıkarken öğrenciler, öğretim üyeleri, mezunlar ve üniversite emekçileri dahil olmak üzere tüm üniversite bileşenleri “buradayız, kabul etmiyoruz ve vazgeçmiyoruz” demeye devam ediyorlar. Üniversite kapısına takılan kelepçe ne kadar iç sızlatsa ve durumun bir özet fotoğrafını çekse de ardından gelenler, haysiyetli duruşun, kabul etmemenin, itirazın karşılaştığı baskılar, bedeller düşünüldüğünde daha da iç acıtıcı oldu. Evlere yapılan baskınlar, kırılan kapı ve duvarlar, uzun namlulu silahlar, kelepçelenen ve tacize uğrayan, gözaltına alınan, tutuklanan, yurtdışı yasağı konulan, ev hapsine çarptırılan öğrencilerle devam etti. Hocalarımız eski rektörlük yeni kayyumluk binasına, bu atamayı reddettiklerini sembolize eder bir biçimde, sırtları dönük başlattıkları nöbete her gün devam etti. 2 Ocak’ta Cumhurbaşkanı atamasının gerçekleşmesi üzerine, 4 Ocak’tan itibaren üniversitede devam eden eylemlilik bugüne dek pek çok merhale kat etti. Kabul etmeyen, vazgeçmeyenlerin dayanışması Boğaziçi’yle sınırlı kalmadı, büyüdükçe büyüdü; dolayısıyla iktidarın yargı, medya ve kolluk kuvvetlerinin hedefine girdikçe girdi.  Aşağı bakmayacağız Ülkedeki yarılma, bu kez de üniversitelerin geleceğini doğrudan etkileyen Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan (kim olduğunu, ne sevdiğini, çocukluğundan beri hayalinin ne olduğunu bu [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><b>Yeni Film dergisinin 50-51. Sayısı çıktı. Sadece dijital ortamda yayınlanan bu sayıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabiliyor.</b></p>
<p><a href="https://drive.google.com/file/d/1I-Uap0swI_HIY5ce5-Comph1ClX4pR_Y/view?usp=sharing"><b>50-51. sayıya ulaşmak için tıklayın</b></a></p>
<p><a href="https://drive.google.com/file/d/1I-Uap0swI_HIY5ce5-Comph1ClX4pR_Y/view?usp=sharing">https://drive.google.com/file/d/1I-Uap0swI_HIY5ce5-Comph1ClX4pR_Y/view?usp=sharing</a></p>
<p><b>Buradayız, kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz</b></p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi, üniversitenin bulunduğu Rumeli Hisarüstü mahallesi bir süredir abluka altında, dergimiz çıkarken öğrenciler, öğretim üyeleri, mezunlar ve üniversite emekçileri dahil olmak üzere tüm üniversite bileşenleri “buradayız, kabul etmiyoruz ve vazgeçmiyoruz” demeye devam ediyorlar. Üniversite kapısına takılan kelepçe ne kadar iç sızlatsa ve durumun bir özet fotoğrafını çekse de ardından gelenler, haysiyetli duruşun, kabul etmemenin, itirazın karşılaştığı baskılar, bedeller düşünüldüğünde daha da iç acıtıcı oldu. Evlere yapılan baskınlar, kırılan kapı ve duvarlar, uzun namlulu silahlar, kelepçelenen ve tacize uğrayan, gözaltına alınan, tutuklanan, yurtdışı yasağı konulan, ev hapsine çarptırılan öğrencilerle devam etti. Hocalarımız eski rektörlük yeni kayyumluk binasına, bu atamayı reddettiklerini sembolize eder bir biçimde, sırtları dönük başlattıkları nöbete her gün devam etti. 2 Ocak’ta Cumhurbaşkanı atamasının gerçekleşmesi üzerine, 4 Ocak’tan itibaren üniversitede devam eden eylemlilik bugüne dek pek çok merhale kat etti. Kabul etmeyen, vazgeçmeyenlerin dayanışması Boğaziçi’yle sınırlı kalmadı, büyüdükçe büyüdü; dolayısıyla iktidarın yargı, medya ve kolluk kuvvetlerinin hedefine girdikçe girdi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>Aşağı bakmayacağız</b></p>
<p>Ülkedeki yarılma, bu kez de üniversitelerin geleceğini doğrudan etkileyen Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan (kim olduğunu, ne sevdiğini, çocukluğundan beri hayalinin ne olduğunu bu süreçte hepimizin öğrendiği) partili-kayyum-rektör kararının tanınmaması ile ortaya çıkıyordu. Bu tepeden inme ve akademiyi hiyerarşik bir emir-komuta zincirine dönüştürme girişimi iktidar ortakları tarafından meşru, bu karara itiraz ise meşru-olmayan olarak ilan edilmekte geç kalınmadı. Küçükten büyüğe, trolden danışmanına, bakandan cumhurbaşkanına siyasi gerilim hattını daha da germek üzere herkes söz aldı: Terörist, sapkın, kutsallara hakaret eden ve hatta zehirli yılanlar oldu direnişçiler. Ama belki bundan daha önemlisi, kayyum-rektör üniversiteyi yönetememe krizi ile karşı karşıya kalırken, iktidarın tutturduğu söylem, aldığı karar ve uyguladığı baskının karşılığında geçmiş dönemlerdekine benzer bir desteği alamadığı görüldü.</p>
<p>ODTÜ’de öğrenci asistanları Boğaziçi’ne destek vermek için katıldıkları eylemden dolayı işten atıldı; Boğaziçi Üniversitesi mezunları okula alınmadı; Ankara, İzmir, Kadıköy’de ve yurdun her köşesinde gerçekleşen dayanışma eylemleri şiddetle dağıtılmaya çalışıldı, engellendi. Polis biber gazı, plastik mermi kullandı. Ters kelepçelerle gözaltına alınanlar otobüslerde bekletildi, nezarethanelere atıldı. LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nün kapısına kilit vuruldu. Manidar bir biçimde, hukuksuz pek çok kararın ardından, Resmi Gazete’de bir gece vakti Boğaziçi Üniversitesi’ne Hukuk ve İletişim Fakülteleri açılacağı kararı yayınlandı&#8230; Bunlar somut, görünür ve fiziksel olandı. Onları görünür yapan ise elbette anaakım medya değildi, vatandaş gazeteciliğiyle eylemin, anın, eylem-anının içinden yayın yapanlardı; başta da öğrencilerdi. Gerçekler saklı kalmıyordu. Yalan videolar, yanlış bilgiler anında yanıtını alıyordu.</p>
<p>Yollar kapatılsa da, okul, mahalle ablukaya alınsa da “aşağı bakmayacağız” diyenler mücadeleye devam ediyordu. Bilimsel özgürlük, akademik özerklik ve demokratik değerler diyen birileri vardı hâlâ. Boğaziçili olmak ya da olmamak değil mesele; taraf olmak için Boğaziçili olmak gerekmiyor elbette. Türkiye’de üniversitelerin başına gelenler bununla da başlamadı. Sadece üniversiteler de değil, ülkeye çöken karanlığın ilk emareleri de değil bunlar.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ama bir ışık bu, çatlaklardan sızan.</p>
<p><b>Çatlaklardan Sızan Işık</b></p>
<p>Leonard Cohen’in bu şarkısı, Nomadland filmine ilham olan Jessica Bruder’in kitabından. Dergimizin bu sayısında göçerler, hayaletler, siyahlar, güneyliler, yeryüzünü savunanlar ve filmleri yer alıyor. Vazgeçmeyen siyahlar, siyahların mücadelesini anlatanlar; vazgeçmeyen belgeselciler ve yeryüzü savunucuları; ülkesinden ve mücadelesinden vazgeçmeyen yönetmen Fernando Solanas ve son belgeseli; Sudan’ın vazgeçmeyen sinema direnişçileri dergimizin sayfalarında yer alıyor. Tıpkı çatlaklardan sızan Boğaziçili öğrenciler ve hocalar gibi…</p>
<p>Son dönem yerli sinemada yapılan filmleri ele alan yazıların, söyleşilerin olduğu bu sayımızda ayrıca kültürel alanda; Türkiye sinemasında var olmaya çalışan muhafazakar kanadın bu varoluş çabalarını İstanbul Film Festivali’nde gösterilen filmler ve son dönemde yaşadığımız sansür ve söylemlerden yola çıkarak anlatan bir yazıyı da bulabilirsiniz. Bu yazıda haklı olarak sorulan sorulardan yola çıkarak ve rektör atamasının bir mevzi kazanma, bir kültür savaşına dönüştüğünü görüp ilişkilendirerek -Boğaziçili sanatçılar okullarına sahip çıkan bir bildiri yayınlamışken- o bildiride adını göremediğimiz Boğaziçili meşhur sinemacılara<span class="Apple-converted-space">  </span>bir soru da biz sormak isteriz. Şimdilerde “güzel ve yalnız okuluna” sahip çıktığını henüz göremediğimiz Nuri Bilge Ceylan ve en son sinema alanında “milli değerler” vurgusuyla Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne (adında geçiyor büyük) layık görülen Derviş Zaim “bilgisizlik sözleşmesine”(*) uygun olarak hiç ses çıkarmadılar. Sessizlik mi ses mi, şimdi değilse ne zaman?</p>
<p>Yeni Film ekibi arkadaşlarımızla dergimizin gündeminde biz de “buradayız, kabul etmiyoruz ve vazgeçmiyoruz” diyoruz. Boğaziçili öğrencilere, hocalarımıza, Boğaziçi’nin emekçilerine ve bu meseleye haklı itirazını yaparak dayanışma gösteren herkesi selamlıyor ve bir şarkı mırıldanıyoruz:</p>
<p>“Ufukları sarmış karanlığa inat / uzun ve ince ve de dimdik duranlara /Ağır bir suskunluğun ortasında /hür yaşayıp, hür yaşatanlara /&#8230;/ Ürkek bir serçe gibi eğme başını/ kaldır başını ve dimdik dur / bu senin değil, ülkemin ayıbı / hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk&#8230;”</p>
<p><em>(*) Ignorance contract:</em></p>
<p><em>Güney Afrika’daki ‘beyazlık halleri’ üzerine araştırmalar yapan Melissa Steyn’in apartheid rejimine sessiz kalan sıradan Afrikanerlerin tavrını tarif etmek için kullandığı bir kavram: “Ignorance contract” yani bilgisizlik/cehalet sözleşmesi. Bilgisizlik sözleşmesi, sessiz çoğunluğun (bazen azınlığın) gönüllü körlüğüne dayalı yazılı olmayan bir mutabakattır. Zulme aktif katılımımızı gerektirmez, itaat etmenizi yani itaatsizlik yapmamanızı talep eder sadece; olup bitenleri duymamış, görmemiş gibi yapmanız kâfidir. Karşılığında işlemeye devam eden düzenin tüm avantajlarından nemalanır, susturulmuş vicdanın rahatlığıyla yaşayıp gidersiniz.<span class="Apple-converted-space"> </span></em></p>
<p><em>(http://yeniyasamgazetesi2.com/bilgisizlik-sozlesmesi/)<span class="Apple-converted-space"> </span></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>50-51. SAYININ İÇERİĞİ</h3>
<p>Gündem: #Vazgeçmiyoruz</p>
<p><em>Hayaletler </em>ve Göçerler: Sureti Soldurulmuş Bir Resim mi? / Yusuf Güven</p>
<p>“Onu Herkes Tanıyor”: <em>Nasipse Adayız </em>Filminde Toplum, Siyaset ve Sinema / Bekir Düzcan</p>
<p><em>Ercan Kesal ile Nasipse Adayız Üzerine: </em>“Nasipse daha çok film&#8230;”</p>
<p>Gidelim Buralardan <em>Kelebekler</em>’le / İpek A. Zeis</p>
<p>Yeni Türkiye Sineması II / Aylin Sayın</p>
<p><em>Bir Başkadır: </em>“Yetmez Ama Evet” Tezlerinin Gecikmeli Tekrarı / Aylin Sayın</p>
<p><strong>BLACK Lives Matter</strong></p>
<p>Hollywood’un Siyahi Filmlerine/Siyah Temsillerine Giriş / Tülay Dikenoğlu &#8211; Leyla Deniz</p>
<p><em>Bir Ulusun Doğuşu: </em>Siyah’la Boyanan Gerçeklik / Hebun Abiş</p>
<p><em>Ben Senin Zencin Değilim </em>ya da Siyahların Canı / Seray Genç</p>
<p>Siyahların Direniş Tarihinden Fragmanlar / Necati Sönmez</p>
<p>Nia DaCosta’nın Çok Katmanlı Hikayeleri / Zeynep Yaşar</p>
<p>Radio Raheem’den George Floyd’a Tekerrür Eden Tarih / Coşkun Liktor</p>
<p>Kamerayı, Ekranı, Sözü Ele Geçiren Siyah Bir Kadın: <em>Amandine Gay </em>/ Sibil Çekmen</p>
<p>Üç Cazcı Üç Film / Efe Gönenç</p>
<p>Ma Rainey ve Bir Göç Müziği Olarak Blues / İpek A. Zeis</p>
<p><strong>FERNANDO SOLANAS ANISINA GÜNEY’E SELAM </strong></p>
<p>Türkiye’den Notlarla Bir Fernando Solanas Belgeseli: <em>Zehirli Köylere Yolculuk </em>/ Seray Genç</p>
<p>Fernando Solanas ile Söyleşi: <em>Yeni Kolonizasyon, Sinema ve Zehirli Köylere Yolculuk </em></p>
<p><em>Mario Levi Anlatıyor: </em>Bir Sinemasal Yolculuk ve Solanas’la İstanbul Buluşması</p>
<p>Solanas’ın Ardından: <em>Solanas ve Üçüncü Sinema </em>/ Zeynep Çetin Erus</p>
<p>Peru’dan Adı Olmayan Bir Şarkı: <em>Canción sin Nombre </em></p>
<p><em>Roma: </em>Beş Meksika Gücünde! / Hamdi Karaşin</p>
<p><strong>EKOLOJİK TAHRİBATA KARŞI Belgesel Sinem</strong></p>
<p>7. Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Film Festivali / Necla Algan</p>
<p>Kamusal Ada BIFED / Lalehan Öcal</p>
<p><em>Ahtapottan Öğrendiklerim </em>/ Fatoş Usta</p>
<p><em>Ankara: Asfaltın Altında Dereler Var </em>/ Tülay Dikenoğlu</p>
<p><em>Sıddık ve Panter: </em>Coğrafyayla Bağlıyız / Nezih Coşkun</p>
<p>Özgürlüğe Yolculuk / Hamed Soleimanzadeh</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2021/03/50-51-sayi-cikti-yeni-sayiya-online-olarak-ucretsiz-ulasabilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>49. Sayı çıktı yeni sayıya online olarak ücretsiz ulaşabilirsiniz</title>
		<link>https://yenifilm.net/2020/06/49-sayi-cikti-yeni-sayiya-online-olarak-ucretsiz-ulasabilirsiniz/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2020/06/49-sayi-cikti-yeni-sayiya-online-olarak-ucretsiz-ulasabilirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2020 16:54:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[49. sayı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=892</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Film dergisinin 49. Sayısı çıktı. Sadece dijital ortamda yayınlanan bu sayıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabiliyor. Dergiye Ulaşmak için tıklayın:  https://drive.google.com/file/d/1aR4Ebg8lnp9cohSpxQp3DpPPrGA0sJB9/view?usp=sharing  Diğer dergilerin çevrimiçi çıktığı, film ve festivallerin çevrimiçi gösterimler yaptığı, eğitimlerin, okulların internete taşındığı ve görselliğin bombardımanına uğradığımız bu dönemde uzun bir aradan sonra tekrar merhaba diyen Yeni Film de  pandemi koşullarına uygun olarak çevrimiçi (online) olarak yayınlandı. Diğer yandan dergi daha önceki biçim ve ölçülerine uygun olarak çevrimiçi ortama taşınmış olup dileyen okuyucuları derginin çıktısını ciltleterek kütüphanesinde yer verebilecek. Covid 19 virüsü sonrası bir dünya için “normalleşme” takvimleri yayınlanırken ya da “yeni normal” tarif edilirken aslında kapitalizm için “normal”in hiç değişmediğini; işçi ve emekçilerin sokakta, fabrikada, markette, hastanede, kargo şirketlerinde çalışmak zorunda bırakıldığını, güvencesizliğin normalleştiğini ve işsizliğin arttığı görülüyor. Yeni Film, tüm kaygılarıyla, mülteci işçi Ali Hemdan gibi hayatını kaybetme pahasına sokağa çıkmak zorunda kalan, açlık grevlerinde hayatını kaybeden, Amerika’da George Floyd’un ırkçı bir polis tarafından nefessiz bırakılarak öldürülen emekçilerin bugünkü durumunu İşçi Sınıfından Kareler ile ele alıyor. Bu yıl düzenlenemediği için çevrimiçi bir dizi etkinlik ve film gösterimi yapan Documentarist Film Festivali kapsamında usta belgeselci Alan Berliner de bir sinema dersi verecek. Dergide Necati Sönmez, Alan Berliner’le tanışma ve Documentarist’e davet edişlerinin hikayesini “Alan Berliner’in ‘İsyanbul’ serüveni” yazısında [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><b>Yeni Film dergisinin 49. Sayısı çıktı. Sadece dijital ortamda yayınlanan bu sayıya aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabiliyor.</b></p>
<p><b>Dergiye Ulaşmak için tıklayın:<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p><a href="https://drive.google.com/file/d/1aR4Ebg8lnp9cohSpxQp3DpPPrGA0sJB9/view?usp=sharing"><b>https://drive.google.com/file/d/1aR4Ebg8lnp9cohSpxQp3DpPPrGA0sJB9/view?usp=sharing</b></a><b> </b></p>
<p>Diğer dergilerin çevrimiçi çıktığı, film ve festivallerin çevrimiçi gösterimler yaptığı, eğitimlerin, okulların internete taşındığı ve görselliğin bombardımanına uğradığımız bu dönemde uzun bir aradan sonra tekrar merhaba diyen Yeni Film de<span class="Apple-converted-space">  </span>pandemi koşullarına uygun olarak çevrimiçi (online) olarak yayınlandı. Diğer yandan dergi daha önceki biçim ve ölçülerine uygun olarak çevrimiçi ortama taşınmış olup dileyen okuyucuları derginin çıktısını ciltleterek kütüphanesinde yer verebilecek.</p>
<p>Covid 19 virüsü sonrası bir dünya için “normalleşme” takvimleri yayınlanırken ya da “yeni normal” tarif edilirken aslında kapitalizm için “normal”in hiç değişmediğini; işçi ve emekçilerin sokakta, fabrikada, markette, hastanede, kargo şirketlerinde çalışmak zorunda bırakıldığını, güvencesizliğin normalleştiğini ve işsizliğin arttığı görülüyor. Yeni Film, tüm kaygılarıyla, mülteci işçi Ali Hemdan gibi hayatını kaybetme pahasına sokağa çıkmak zorunda kalan, açlık grevlerinde hayatını kaybeden, Amerika’da George Floyd’un ırkçı bir polis tarafından nefessiz bırakılarak öldürülen emekçilerin bugünkü durumunu İşçi Sınıfından Kareler ile ele alıyor. Bu yıl düzenlenemediği için çevrimiçi bir dizi etkinlik ve film gösterimi yapan Documentarist Film Festivali kapsamında usta belgeselci Alan Berliner de bir sinema dersi verecek. Dergide Necati Sönmez, Alan Berliner’le tanışma ve Documentarist’e davet edişlerinin hikayesini “Alan Berliner’in ‘İsyanbul’ serüveni” yazısında aktarıyor.</p>
<p>Sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan’ı kaybedeli neredeyse 1 yıl olacak. Cüneyt’i daima hatırlamak adına dergide geniş bir dosya ve Cüneyt’in arkadaşlarından yazılara yer veriliyor. Derginin çıkarken yazısında şöyle deniliyor: “Kadim bir dostu beklenmedik bir biçimde kaybetmenin üzüntüsüyle, hasretiyle, güzel anılarıyla…”</p>
<p>Güncel pek çok yerli ve yabancı filmin değerlendirildiği derginin içeriğine aşağıda yer veriliyor:</p>
<p><b>Yeni Film dergisi 49. Sayının içeriği:<span class="Apple-converted-space"> </span></b></p>
<p>Gündem: Hayat Yeniler Bizleri<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kraliçe Lear: “Bizim köyde özgüvene arsızlık derler” / Pınar Öğünç</p>
<p>Ahlat Ağacı: Kendine Dönüşlü Taşra / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Kıvanç Sezer ile Söyleşi: “Küçük Şeyler’den Büyük Tartışmalara”</p>
<p>Kız Kardeşler: Çıkışsızlık Hali / Aylin Sayın</p>
<p>Hayatın Tuzu’ndan Halef ’e / Aylin Sayın</p>
<p>Murat Düzgünoğlu ile Söyleşi: Daha Çok Sorularla İlgileniyorum</p>
<p>Parazit: Her şey müstahak&#8230; / Evren Barın &#8211; Mehmet Eğrik</p>
<p>Eş Anlamlılar: Gönüllü Sürgün / Coşkun Liktor</p>
<p>Sefillerin İsyanı ve Adalet Arayışı / Yusuf Güven</p>
<p>Joker: Direniş Soslu Antikahraman / Zeynep Yaşar</p>
<p>Bitmekte Olan Bir Evlilikten Sahneler / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Geçmiş Her Zaman Buradaydı: Tekinsiz ve Paramparça / Hazar Çavaş</p>
<p>Hiçbir Zaman Burada Değildin: Paramparça Bir Adam / Coşkun Liktor</p>
<p>Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi: Bakmak ve Hatırlamak / Fatoş Usta</p>
<p>Tiger King: Şiddet ve Gösteri Toplumu / Özge Özdüzen</p>
<p>Bir Belgeselin Sosyolojisi / Bekir Düzcan</p>
<p>Alan Berliner’ın ‘İsyanbul’ serüveni / Necati Sönmez</p>
<p>İşçi Sınıfından Kareler – I / Seray Genç</p>
<p>,ARKADAŞIMIZ CÜNEYT</p>
<p>Arkadaşımız Cüneyt / Necla Algan</p>
<p>Cüneytli Günler / Türkan Kentel</p>
<p>Bir Varmış Bir Yokmuş&#8230; / Ayla Kanbur</p>
<p>Cüneyt’in Senaryosu / Nihat Kentel</p>
<p>O Şarkıyı Dinliyorum Şimdi, Cüneyt’in Şarkısını / Seray Genç</p>
<p>Süleyman Turan: Mahcup Adamın İntikamı / Rıza Kıraç</p>
<p>Yollardan Yıllardan Sonra Dönülemeyecek Olana Dönmek&#8230; / Z. Tül Akbal Süalp</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2020/06/49-sayi-cikti-yeni-sayiya-online-olarak-ucretsiz-ulasabilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>47/48. Sayı çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2018/04/4748-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2018/04/4748-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2018 20:50:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[47/48. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=880</guid>
		<description><![CDATA[Seheryeli çık dağlara Güneş topla benim için Haber ilet dört diyara Güneş topla benim için Ülkü Tamer Ejderhalardan, özgürlükten korkmayın der Ursula K. Le Guin. İnsana özgü yeteneklerden biridir hayal gücü. Çocukluktan itibaren ne kadar törpülense, tımarlansa da insanoğlunun sahip olduğu en güzel yeteneklerden biridir. Beyinlerimize henüz kayyım atanmadı. Bu noktaya gelinir mi bilinmez ama bunun baskı ve sindirmeyle elde edileceği düşüncesi çok hayal gücü gerektirmiyor. Oysa hayal gücü en çok özgürlük gerektirir. Zihnin özgürce oyun oynaması gerekir. Özgürlükçü Demokrasi gazetesine kayyım atanırken çifte dikiş sağlam gidilmek istenmiş olmalı ki gazetenin çıktığı Gün Matbaacılık’a da kayyım atandı. Kayyım atamanın yan etkileri çok geçmeden Kürtçe çıkan Welat Gazetesi’nin basılamaması olarak ortaya çıktı. Gazeteyi kayyım atanır korkusuyla hiçbir matbaa basmak istemiyordu. Welat Gazetesi de bu yüzyılda çözümü fotokopide buldu. Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na satılmasının basit bir ticari alış veriş olmadığı malumumuzdur. Yeni medya rejiminin yürürlüğe girmesinin adımlarından sadece biri olabilir. Her gün yeni bir haber, yeni bir KHK, yeni bir sansür, yeni bir özgürlük kısıtlamasını beraberinde getirirken ifade özgürlüğünden ya da kendilerini “özgür” hissedip sistemden nemalanan “sanatçıların” anlamak istemedikleri özgürlükten bir adım daha uzaklaşmış oluyoruz. Sansür dalgasının kapsam ve etkisinin genişlemesinin, 2018’deki hedeflerinden biri alternatif olanın yaşam alanı bulabildiği internet oldu. [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Seheryeli çık dağlara</p>
<p>Güneş topla benim için</p>
<p>Haber ilet dört diyara</p>
<p>Güneş topla benim için</p>
<p>Ülkü Tamer</p>
<p>Ejderhalardan, özgürlükten korkmayın der Ursula K. Le Guin. İnsana özgü yeteneklerden biridir hayal gücü. Çocukluktan itibaren ne kadar törpülense, tımarlansa da insanoğlunun sahip olduğu en güzel yeteneklerden biridir.</p>
<p>Beyinlerimize henüz kayyım atanmadı. Bu noktaya gelinir mi bilinmez ama bunun baskı ve sindirmeyle elde edileceği düşüncesi çok hayal gücü gerektirmiyor. Oysa hayal gücü en çok özgürlük gerektirir. Zihnin özgürce oyun oynaması gerekir.</p>
<p>Özgürlükçü Demokrasi gazetesine kayyım atanırken çifte dikiş sağlam gidilmek istenmiş olmalı ki gazetenin çıktığı Gün Matbaacılık’a da kayyım atandı. Kayyım atamanın yan etkileri çok geçmeden Kürtçe çıkan Welat Gazetesi’nin basılamaması olarak ortaya çıktı. Gazeteyi kayyım atanır korkusuyla hiçbir matbaa basmak istemiyordu. Welat Gazetesi de bu yüzyılda çözümü fotokopide buldu.</p>
<p>Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na satılmasının basit bir ticari alış veriş olmadığı malumumuzdur. Yeni medya rejiminin yürürlüğe girmesinin adımlarından sadece biri olabilir. Her gün yeni bir haber, yeni bir KHK, yeni bir sansür, yeni bir özgürlük kısıtlamasını beraberinde getirirken ifade özgürlüğünden ya da kendilerini “özgür” hissedip sistemden nemalanan “sanatçıların” anlamak istemedikleri özgürlükten bir adım daha uzaklaşmış oluyoruz.</p>
<p>Sansür dalgasının kapsam ve etkisinin genişlemesinin, 2018’deki hedeflerinden biri alternatif olanın yaşam alanı bulabildiği internet oldu. İnternet üzerinden yapılan yayınlara RTÜK denetiminin getirildiği düzenleme TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yeni düzenlemeyle RTÜK, uygun görmediği, yayın hakkı ya da lisansı bulunmayan ya da iptal edilen tüm internet yayınlarının içeriğine de yayın yasağı uygulayabilecek. İktidar sözcüleri yayın yasaklarını “ülke değerleri ve ahlaki düzeni koruma” adına gerekli olduğunu savunurken; kumandaları “ahlak imha timlerine” benzetecek kadar ileri gidenler de vardı. Kumandayı tutan eller kırılsındı. Kırılamıyor ise örneğin bir kumandaya basılıp izlenen diziler yasaklansaydı.</p>
<p>Nitekim henüz yayına dahi girmemiş Avlu adlı dizi filmin yayından kaldırılması için Adalet Bakanlığı yetkilileri RTÜK’e şikayet ederek gereğinin yapılmasını isterken, Ermenistan-İran yapımı, Filmmor Festivali’nde gösterilecek Anahid Abad’ın yönetmenliğini yaptığı Yeva, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen istek önce Dışişleri Bakanlığı’na sonra da İstanbul Valiliği’ne ulaşarak OHAL kapsamında gösterimi engellenen filmlerden oluyordu. Ankara Valiliği ve Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kuir filmlere, Diyarbakır Valiliği’nin Hangi İnsan Hakları Film Festivali’nin seçkisine yönelik yasaklama kararı da OHAL’de sıklıkla rastladığımız bir yöntem olabiliyordu.</p>
<p>Belgesel sinemada çok uzun süredir eser işletme belgesinin bir sansür aracı olarak kullanıldığını biliyoruz. Belgeselcilerin karşılaştıkları sansür, eser işletme belgesi imtihanı, belgesel gösterimlerine yapılan engellemeler, belgeselci sinemacıların yargılanmasına kadar vardı. Bakur filminin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’na, Yunus Ozan Korkut’un Benim Varoş Hikayem belgeselinin karakterlerine, bir başka belgesel sinemacı Veysi Altay’ın filminin afişine davalar açıldı.</p>
<p>Özgürlükten korkuyorlar, eleştiriden korkuyorlar, korku tek dünyaya dönüşünce tek tipleşiyor. Bu dünyada hayale yer yok.</p>
<p>Oysa, “Hayal gücünün yararları ile ilgili kendimizi savunmamıza gelelim, özellikle edebiyatta ve daha çok peri masalında, efsanede, fantazide, bilimkurguda ve diğer delice şeylerde. Bence olgunluk kabuk değiştirmek değil, serpilip gelişmektir. Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur. Olgun bir insanın tüm gelişmiş yetenekleri bir çocukta vardır; eğer bu yetenekler gençlikte teşvik edilirse yetişkinde iyi ve akıllıca bir noktaya varır; ancak bunlar çocuklukta bastırılır ve yok sayılırsa yetişkin kişilik körleşir, sakatlanır. Sonuç olarak, bu yetenekler içinde en insana özgü ve insani olanın hayal etme gücü olduğuna inanıyorum.” diyordu Ursula Le Guin ve hayal gücünün yararlarına değinen bu metni çocuklara ve büyüklere yazıyordu.</p>
<p>Ildiko Enyedi, Tony Gatlif ve Deepa Mehta bu sayımızda filmleriyle, kendileriyle buluştuğumuz yönetmenler. Hayal gücünü bir gerçekliğe dönüştüren yönetmenler.</p>
<p>Barışı hayal edenler 10 Ekim Katliamı ve Suriye’yi darmadağın eden bir savaşın ardından kaybettiklerimizi, geriye kalanları ve insanların yaralarını sarma çabalarını anlatıyor Radyo Kobane, Elif ve Gözyaşına Yer Yok belgesellerinde.</p>
<p>Agnes Varda politik ve muhalif bir hafıza tutarken hayal gücünü ihmal etmiyor. Mekanları ve yüzleri önce hayalinde sonra gerçeklikte bir araya getiriyor. Boynuzlu keçileri anti-kapitalist bir sembole dönüştürüyor ve genç sanatçı JR ile yaptığı yolculuğu bizlere anlatıyor.</p>
<p>Detroit 1967, James Baldwin’in söylediği gibi siyahların tarihinin Amerika’nın tarihi olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Ejderhalardan, özgürlükten korkmuyoruz. Hayal gücüne inanıyor ve güneş topluyoruz&#8230; Tıpkı 50. yılıyla anacağımız 1968 gibi. İsyanın sokaklara taştığı, özerkliğin üniversitelerde, eşitlik, özgürlük ve savaş karşıtlığı mücadelesinin dünyanın dört bir yanında yankılandığı bir ses oldu ’68. Bu hayatın değişebileceğini söyleyen; geleneklere, ataerkil yapıya, kapitalistleşmenin yıkımlarına… isyan eden, insanları sokağa çağıran, hayal eden bir ses.</p>
<p>Dergimiz bu sayısıyla birlikte 15. yaşını kutluyor. Bir dahaki sayıda görüşmek dileğiyle.</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2018/04/Yeni_Film-47-48-bülten.pdf"><b><span style="text-decoration: underline;">BASIN BÜLTENİ İÇİN TIKLAYIN</span></b></a></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Yeni Film 47-48. Sayısının içeriği:</span></strong></p>
<p><em>Körfez</em>: Bir Sembol Olarak İzmir / <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p><em>Sarı Sıcak: </em>Bir Taşra Kaotiği / <strong>Hamdi Karaşin </strong></p>
<p><em>Blue </em>ve “Efsane” 90’lar / <strong>Efe Gönenç </strong></p>
<p>Yüzünüze Vuran Gerçekçilik: <em>Kar </em>/ <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p><em>Arif V 216: </em>Yurdum İnsanı Mizahından Nostaljiye Kaçış / <strong>Aylin Sayın</strong></p>
<p>Fatih Akın’dan <em>Paramparça </em>Olanlar Hakkında / <strong>Eren Serim </strong></p>
<p><strong><em>BARIŞI ÇAĞIRAN BELGESELLER </em></strong></p>
<p><strong>Reyan Tuvi </strong>ile <em>Gözyaşına Yer Yok </em>Belgeseli Üzerine</p>
<p><strong>Reber Dosky </strong>ile <em>Radyo Kobani </em>Filmi Üzerine</p>
<p><strong>Emre Kanlıoğlu </strong>ve <strong>Elif Ergezen </strong>ile Söyleşi: <em>Eliftiler, doğruydular, güzeldiler&#8230; </em></p>
<p>Agnès Varda ve Yeni Dalgaları: <em>Mekanlar ve Yüzler </em>/ <strong>Seray Genç </strong></p>
<p><em>Dönme Dolap: </em>Tehlikeli İlişkiler / <strong>Coşkun Liktor </strong></p>
<p><em>Thelma: </em>İçinizdeki Cadıyı Sevin! / <strong>Eda Kara </strong></p>
<p><em>Aman Doktor: </em>Yol, Sürgün, Mültecilik Üzerine / <strong>Murat Dural</strong></p>
<p><strong>Tony Gatlif </strong>ile <em>Aman Doktor </em>Üzerine</p>
<p><em>Hakaret </em>ve Ötesi: Dilin de Sinemanın da Kemiği Yok / <strong>Necati Sönmez</strong></p>
<p>Bir Trajedi Olarak <em>Kutsal Geyiğin Ölümü </em>/ <strong>Eleni Varmazi </strong></p>
<p><strong>Ildiko Enyedi </strong>Söyleşisi: <em>Sahici Rüyalar Görmek </em></p>
<p><em>Kare</em>: Politik Doğruculuğun ve Sanat Kurumlarının Eleştirisi / <strong>Aylin Sayın </strong></p>
<p>ABD Tarihindeki Doğum Lekesi Siyah İsyanlar: <em>Detroit </em>/ <strong>Hamdi Karaşin </strong></p>
<p><em>Çavdar Tarlasında Asi: </em>Salinger’ı Nasıl Bilirsiniz? / <strong>Coşkun Liktor </strong></p>
<p>Vincent’tan Hüzünlü Sevgilerle / <strong>Deniz Okur </strong></p>
<p>Kuşaktan Kuşağa: <em>Sevgisiz </em>/ <strong>Tülay Dikenoğlu </strong></p>
<p><em>Üç Billboard: </em>Neo-Noir Estetiği ve #MeToo Kampanyası / <strong>Özge Özdüzen</strong></p>
<p>Aki Kaurismaki ve Finlandiya’nın İyi İnsanları / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Hem Söylemek Hem Ölmek: <em>Beni Adınla Çağır / </em><strong>Fatoş Usta </strong></p>
<p>Yazmanın Sorumluluğu ya da Yazmamanın Meşruluğu: <em>The Post </em>/<strong>Janet Barış </strong></p>
<p>Sözcüklerden Görüntülere: Balkan Edebiyatı ve Sineması / <strong>Dimitris Kerkinos </strong></p>
<p>Sinemanın Doğuş Felsefesi ve Akımlar III / <strong>Yakup Barokas </strong></p>
<p><strong>Deepa Mehta </strong>ile Söyleşi: Özel Olan Evrenseldir</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2018/04/4748-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>45/46. Sayı Çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2017/10/4546-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2017/10/4546-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2017 22:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[45/46. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=855</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Film dergisi son sayısının kapağına yönetmenliğini İmre Azem’in yaptığı Uçurumun Kıyısında Türkiye belgeselinden bir görüntüyü taşıyor. “Gazetecilere Özgürlük” isteyen bir yürüyüşten. Hakikatin peşini bırakmadan cesaretle mücadele edenleri anlatan belgesel, izleyene cesaret bulaştırıyor ve Türkiye’nin Gezi’den 15 Temmuz’a ve referanduma uzanan bir yakın tarihi anlatıyor. Arka kapakta ise kendisini belgesellerinden de tanıdığımız Kazım Öz’ün sansür dayatmasına uğrayan, sansürü ifşa ederek bir eyleme dönüştürmesiyle eser işletme belgeseli iptalinin tehdidiyle karşılaşan filmi Zer yer alıyor. Dosya: Sansürün Gör Dediği Zer filmi ile de karşımıza çıkan sansür, ülkenin siyasi iktidarından kaynağını alarak toplumsal, kültürel katmanları doğrudan etkiliyor. Yeni Film Dergisi sansür, sansürle mücadele ve yaşanan son gelişmelere ilişkin sansür konusunu bir dosya ile yeniden ele aldı. Hem Susma24 platforma hem de sinemadan çağdaş sanatlara sansür vakalarına değinen yazısıyla Özlem Altunok ve farklı bir ülke deneyimi olarak Almanya’daki örneklere, gelişmelere ve sansüre dair güncel duruma değinen Thomas Balkenhol da yazılarıyla yer aldı. Dosyada, farklı coğrafyalar, tarihler ve toplumsal iklimlerde sansüre karşı yürütülen direniş mücadeleleri de aktarılıyor. Söyleşiler: Yeni Film Dergisi’nin son sayısında yer Türkiye’den Kazım Öz ve İmre Azem, Finlandiya’dan Pirjo Honkasalo, Filistin’den Pary El-Qalqili, Lübnan’dan Vatche Boulghourjian, Almanya’dan Volker Schlondörff söyleşileri yer alıyor. Geçtiğimiz yıl Dersim 38, Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi ve Bakur [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Film dergisi son sayısının kapağına yönetmenliğini İmre Azem’in yaptığı Uçurumun Kıyısında Türkiye belgeselinden bir görüntüyü taşıyor. “Gazetecilere Özgürlük” isteyen bir yürüyüşten. Hakikatin peşini bırakmadan cesaretle mücadele edenleri anlatan belgesel, izleyene cesaret bulaştırıyor ve Türkiye’nin Gezi’den 15 Temmuz’a ve referanduma uzanan bir yakın tarihi anlatıyor. Arka kapakta ise kendisini belgesellerinden de tanıdığımız Kazım Öz’ün sansür dayatmasına uğrayan, sansürü ifşa ederek bir eyleme dönüştürmesiyle eser işletme belgeseli iptalinin tehdidiyle karşılaşan filmi Zer yer alıyor.</p>
<p><strong>Dosya: Sansürün Gör Dediği </strong></p>
<p>Zer filmi ile de karşımıza çıkan sansür, ülkenin siyasi iktidarından kaynağını alarak toplumsal, kültürel katmanları doğrudan etkiliyor. Yeni Film Dergisi sansür, sansürle mücadele ve yaşanan son gelişmelere ilişkin sansür konusunu bir dosya ile yeniden ele aldı. Hem Susma24 platforma hem de sinemadan çağdaş sanatlara sansür vakalarına değinen yazısıyla Özlem Altunok ve farklı bir ülke deneyimi olarak Almanya’daki örneklere, gelişmelere ve sansüre dair güncel duruma değinen Thomas Balkenhol da yazılarıyla yer aldı. Dosyada, farklı coğrafyalar, tarihler ve toplumsal iklimlerde sansüre karşı yürütülen direniş mücadeleleri de aktarılıyor.</p>
<p><strong>Söyleşiler: </strong></p>
<p>Yeni Film Dergisi’nin son sayısında yer Türkiye’den Kazım Öz ve İmre Azem, Finlandiya’dan Pirjo Honkasalo, Filistin’den Pary El-Qalqili, Lübnan’dan Vatche Boulghourjian, Almanya’dan Volker Schlondörff söyleşileri yer alıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl Dersim 38, Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi ve Bakur filmlerinin yönetmeni Çayan Demirel için yapılan dayanışma gecesinde Sema Kaygusuz’un yaptığı konuşma hem bir dayanışma gecesine gelen insanları kaynaştırmış hem de geçmişi ve gerçeği dillendirenlere selam olmuştu. Derginin gündem yazısında Sema Kaygusuz’un bu metni de yer alıyor: “Aşk, Dostluk ve Yoldaşlık Sandığımızdan Daha Kalabalıktır”.</p>
<p>Bunların yanında son dönemde izlediğimiz pek çok yerli ve yabancı filmin eleştirilerine yer verildiği derginin yeni sayısı kitapçılarda yerini aldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>45-46. Sayının içeriği:</em></strong></p>
<p>Gündem Yerine / <strong>Sema Kaygusuz </strong></p>
<p><em>Taş </em>ve <em>Kaygı </em>Üzerinden Sinemamızda Güncel Anlatı Biçimleri / <strong>Eleni Varmazi </strong></p>
<p><em>Kaygı</em>: Hatırlıyorum, Evet Hatırlıyorum / <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p><em>Zer</em>: Bir Şarkının Peşinde Dersim 38 / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Dersim ve <em>Zer </em>Üzerine <strong>Kazım Öz</strong>’le Söyleşi: Korkunun Ecele Faydası Yok</p>
<p><em>Genco </em>ve Ali Kemal Çınar Sineması / <strong>Murat Dural </strong></p>
<p>Zamanın Durduğu Nokta: <em>Koca Dünya </em>/ <strong>Tülay Dikenoğlu </strong></p>
<p>Televizyon Dizileri Makbul Vatandaşı Saflara Çağırıyor / <strong>Aylin Sayın</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>BELGESEL SİNEMA </em></strong></p>
<p><em>Uçurumun Kıyısında Türkiye: </em>Barış̧ ve Cesaret Hikayeleri / <strong>Özge Özdüzen </strong></p>
<p><strong>İmre Azem </strong>Söyleşişi: <em>OHAL döneminde film yapmak ve göstermek </em></p>
<p><strong>Pirjo Honkasalo </strong>ile Konuşma: <em>Melankolinin iki anlamı </em></p>
<p>Ütopyadan Artakalanlar: <em>Güneşin Şehri </em>Belgeseli Üzerine / <strong>Özge Çelikaslan </strong></p>
<p><strong>Pary El -Qalqili </strong>ile söyleşi: Filistin’de Bir Hayvanat Bahçesi</p>
<p><strong>Liliana Marinho de Sousa </strong>ile Taşınma Sanatı Üzerine</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köhne Kapitalizme Karşı: <em>Genç Karl Marx </em>/ <strong>Hamdi Karaşin </strong></p>
<p>Çocukluktan Kalan <em>93 Yazı</em>: “İşte Hayat Bu!” / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Rüyalar ve Geçişken Yaşamlar: <em>Beden ve Ruh </em>/ <strong>Fatoş̧ Usta </strong></p>
<p><strong>Volker Schlöndorff </strong>ile Buluşma: <em>Çokkültürlülük Bizi Daha Çok İnsan Yapar </em></p>
<p><em>Kapan: </em>Bir Toplumsal Gerilim Filmi / <strong>Zeynep Yaşar </strong></p>
<p><em>Lady Macbeth</em>: Ya da Nasıl Delirdim? / <strong>Eda Kara </strong></p>
<p>Scorsese’nin <em>Sükût </em>Filminde Kolonyal Hüzün / <strong>Oktay Orhun </strong></p>
<p><em>Gelecek Günler</em>: Günlerin Getirdiği / <strong>Coşkun Liktor </strong></p>
<p><strong>Vatche Boulghourjian</strong>’la Lübnan’daki İç Savaşla Hesaplaşma Üzerine</p>
<p><em>Aquarius</em>: Kadının Neo-Şehirleşmeye Karşı Direnişi / <strong>Hamdi Karaşin </strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>SANSÜRÜN GÖR DEDİĞİ </em></strong></p>
<ol start="21">
<li>Yüzyıldan ‘Yoz Sanat’ Manzaraları / <strong>Necati Sönmez </strong></li>
</ol>
<p>Sansürün Gör Dediği / <strong>Elif Ergezen </strong></p>
<p>Memleket Gibi Festival: Sırada Ne Var? / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Çöle Dönüştürülen Kültürel Ortamda Festival Batırmak / <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p>Hicve Atış̧ Serbest – Alman Usulü Sansür / <strong>Thomas Balkenhol </strong></p>
<p>Bir Direniş̧ Hikayesi / <strong>Jacques Zimmer </strong></p>
<p>Kendinin Muhbiri Olmak / <strong>Özlem Altunok </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sinemanın Doğuş̧ Felsefesi ve Akımlar II / <strong>Yakup Barokas </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2017/10/4546-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>43/44. Sayı Çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2017/04/4344-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2017/04/4344-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 10:31:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[43/44.sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>
		<category><![CDATA[John Berger]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=849</guid>
		<description><![CDATA[YENİ FİLM Dergisinin yeni sayısı KİTAPÇILARDA Yeni Film Dergisi kendi deyimiyle hikaye anlatıcısı, görme, dinleme ve okuma biçimlerine dair kuşakları etkilemiş John Berger’i yeni sayısının kapağına taşıyor. John Berger anısına yer alan dosyada John Berger ve sineması üzerine Necati Sönmez, Kral kitabından uyarlanan Taşkafa: Bir Sokak Hikayesi filmi üzerine Ahmet Gürata ve John Berger’in okurları ve arkadaşlarıyla kurduğu yetimler ittifakı üzerine bir denemeyi Seray Genç yazdı. John Berger’den sinema, hikaye anlatıcılığı ve zamanımız üzerine küçük bir seçki de dosyada yer alıyor. 36. İstanbul Film Festivali programında da filmleri yer alan Amir Naderi (Monte/Dağ), Fernando León de Aranoa (Política, manual de instrucciones/Politika Kullanma Kılavuzu) ve Ceylan Özgün Özçelik(Kaygı/Inflame) ile yapılan söyleşilerin yanı sıra Belgesel Sinema’ya ayrılan dosyada festivaller ve belgeseller ilişkisine değinen Berlinale’nin belgeselle imtihanı; askerliğin toplumsal tahayyülü üzerine bir belgesel olan Hazır Ol! ve belgesel film yönetmenleri Abbas Fahdel, Onur Bakır ve Özlem Sarıyıldız ile yapılmış söyleşiler de yer alıyor. Derginin kapak fotoğraflarından bir diğeri Ben, Daniel Blake filmi. Ken Loach son filminde kapitalist sistemin giderek insansızlaşan yeni iş ve iletişim kanallarıyla karşı karşıya bırakılan işçi sınıfından Daniel Blake’in hikayesini anlatıyor. Daniel Blake, İngiltere’ye özgü bir karakter gibi görünse de kapitalizmle gündelik hayatında mücadele eden herkesin hikayesi. Çin’deki yevmiyesini alamadan [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>YENİ FİLM Dergisinin yeni sayısı KİTAPÇILARDA</p>
<p>Yeni Film Dergisi kendi deyimiyle hikaye anlatıcısı, görme, dinleme ve okuma biçimlerine dair kuşakları etkilemiş John Berger’i yeni sayısının kapağına taşıyor. John Berger anısına yer alan dosyada John Berger ve sineması üzerine Necati Sönmez, Kral kitabından uyarlanan Taşkafa: Bir Sokak Hikayesi filmi üzerine Ahmet Gürata ve John Berger’in okurları ve arkadaşlarıyla kurduğu yetimler ittifakı üzerine bir denemeyi Seray Genç yazdı. John Berger’den sinema, hikaye anlatıcılığı ve zamanımız üzerine küçük bir seçki de dosyada yer alıyor.</p>
<p>36. İstanbul Film Festivali programında da filmleri yer alan Amir Naderi (Monte/Dağ), Fernando León de Aranoa (<a href="http://www.imdb.com/title/tt5756058/?ref_=nm_flmg_wr_2">Política, manual de instrucciones</a>/Politika Kullanma Kılavuzu) ve Ceylan Özgün Özçelik(Kaygı/Inflame) ile yapılan söyleşilerin yanı sıra Belgesel Sinema’ya ayrılan dosyada festivaller ve belgeseller ilişkisine değinen Berlinale’nin belgeselle imtihanı; askerliğin toplumsal tahayyülü üzerine bir belgesel olan Hazır Ol! ve belgesel film yönetmenleri Abbas Fahdel, Onur Bakır ve Özlem Sarıyıldız ile yapılmış söyleşiler de yer alıyor.</p>
<p>Derginin kapak fotoğraflarından bir diğeri Ben, Daniel Blake filmi. Ken Loach son filminde kapitalist sistemin giderek insansızlaşan yeni iş ve iletişim kanallarıyla karşı karşıya bırakılan işçi sınıfından Daniel Blake’in hikayesini anlatıyor. Daniel Blake, İngiltere’ye özgü bir karakter gibi görünse de kapitalizmle gündelik hayatında mücadele eden herkesin hikayesi. Çin’deki yevmiyesini alamadan çalışan Iphone işçilerinden, Türkiye’de evde parça iş yaparak geçinen bir mülteci kadına veya KHK ile işinden edilmiş memura, Yunanistan’da krizden sonra çoğalan ‘çorba mutfakları’nın önünde bir küçük tabak çorba için sıraya giren çocuğa hepimiz Daniel Blake’iz, dedirtiyor.</p>
<p>Ertan Yılmaz’ın ardından yazılar ise onu hem bir arkadaş olarak hem de sinema yazarı, çevirmen ve akademisyen olarak ele alıyor ve sevgiyle, saygıyla anıyor.</p>
<p>Bu sayıda Küba lideri Fidel de Ben Küba’yım (Soy Cuba) filmi üzerinden sıradışı bir yazıyla anılıyor. Yakın zamanda yitirdiğimiz şair Yevgeni Yevtuşenko’nun da film ekibinde yer aldığı Ben Küba’yım, Küba devrimine adanmış  bir Sovyet projesi, devrimi Fidel Castro ya da Che Guevara ile değil de emperyalizmin sömürüsüne maruz kalmış sıradan Kübalılarla ve ozan Jose Marti’nin sözleriyle anıyor:</p>
<p><em>Ben Küba&#8217;yım. / İnsanlar doğduğunda iki yolları vardır: / Esaret yolu&#8230; / Bu, ezilmeye ve çürümeye mahkumdur. / Ve yıldızlara uzanan yol&#8230; / Bu da aydınlatır ama öldürür.</em></p>
<p><em>Siz yıldızları seçeceksiniz. / Yolunuz zorlu olacak / Ve kanla çizilecek. / Ama adalet için, her nerede bir kişi yola çıkarsa binlercesi  / daha ayaklanacak. / İnsanlar bittiğindeyse / taşlar ayaklanacak.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşağıda tüm içeriğe ulaşılabilir<strong>:</strong></p>
<p>Gündem Yerine: Politik Olan Kişiseldir / <strong>Z. Tül Akbal Süalp</strong></p>
<p>Dalgalı Suların Kadınları ve <em>Tereddüt</em>lü Halleri / <strong>Seray Genç</strong></p>
<p>Elmas’ı Üçüncü Sayfadan Kurtaran, Şehnaz’ın Gizemini Kaldıran <em>Tereddüt</em>/ <strong>Aylin Sayın </strong></p>
<p>Köylünün Yalnız Yoksulluğu: <em>Kalandar Soğuğu </em>/ <strong>Hamdi Karaş</strong><strong>in</strong></p>
<p>Bir Ferzan Özpetek Adli Vakası: <em>İ</em><em>̇</em><em>stanbul K</em><em>ı</em><em>rm</em><em>ı</em><em>z</em><em>ı</em><em>s</em><em>ı</em> / <strong>Haydar Ali Albayrak </strong></p>
<p><strong>Ceylan Özgün Özçelik </strong>ile <em>Kaygı </em>ve Hatırlamak Üzerine</p>
<p><em>Satıcı</em>: Hiç Kimsenin Haklılığı / <strong>Aylin Sayın</strong></p>
<p><strong>Amir Naderi </strong>Söyleşisi: Dağa Karşı Gelen Adam</p>
<p>Derin Yara, Kesik Ruh: <em>Yas</em><em>̧</em><em>am</em><em>ı</em><em>n K</em><em>ı</em><em>y</em><em>ı</em><em>s</em><em>ı</em><em>nda </em>/ <strong>Janet Barıs</strong><strong>̧</strong></p>
<p><em>#IDanielBlake: </em>Hepimiz Daniel Blake’iz / <strong>Özge Özdüzen </strong></p>
<p><strong>Cristi Puiu </strong>Söyleşisi: “Rahatsız da olsam hakikatı göstermek isterim.”</p>
<p><em>Ayıs</em><em>̧</em><em>ı</em><em>g</em><em>̆ı’</em>nda Mavi Görünen Siyah Çocuklar / <strong>İ</strong><strong>pek Bak</strong><strong>ı</strong><strong>r </strong></p>
<p>Şaşkınlığın, Sıradanlığın, Çaresizliğin, Çıplaklığın Mizahı: <em>Toni Erdmann </em>/ <strong>Murat Dural </strong></p>
<p><em>As</em><em>̧</em><em>ı</em><em>klar Ş</em><em>ehri: </em>Lay Lay Lom Şehrinden Masallar / <strong>Efe Gönenç </strong></p>
<p>Vaatlerden Yoksulluğa Amerikan Kapitalizmi: <em>American Honey </em>/ <strong>Hamdi Karaş</strong><strong>in </strong></p>
<p><em>Kaptan Fantastik: </em>“Fantastik” Babanın “Fantastik” Çocukları / <strong>Coş</strong><strong>̧</strong><strong>kun Liktor</strong></p>
<p>Tel Örgüler, Hikayeler ve Hoşnutsuzlukları: <em>Gece Hayvanları </em>/ <strong>Fatoş</strong><strong> Usta </strong></p>
<p>Suya Yazılan Birkaç Sözcük : <em>Paterson </em>/ <strong>Tülay Dikenoğlu</strong></p>
<p><em>Muhammed, Allah’ın Elçisi: </em>İslami Sinemada Anlatı Zorlukları / <strong>Oktay Orhun</strong></p>
<p><em>Bir Yahudi Ölmeli: </em>Tehlikenin Farkında Mısınız? / <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p><strong>Jacob Berger </strong>Söyleşisi: Faşizme Karşı Dayanışmaya</p>
<p>Si, Soy Cuba <strong>/ Yusuf Güven </strong></p>
<p><strong>BELGESEL SI</strong><strong>̇</strong><strong>NEMA </strong></p>
<p>Berlinale’nin Belgeselle İmtihanı / <strong>Necati Sönmez</strong></p>
<p><strong>Fernando León de Aranoa </strong>ile <em>Günes</em><em>̧</em><em>li Pazartesiler</em>’den Podemos’a</p>
<p>Muktedir Söylevlerden Sıyrılan Bir Belgesel: <em>Hazır Ol! </em>/ <strong>Seyhun Kılıç &#8211; Seray Genç </strong></p>
<p><strong>Onur Bakır </strong>ile <em>Hazır Ol! </em>Üzerine: “Askerliğin toplumsal tahayyülünü çıkarmak”</p>
<p><strong>Özlem Sarıyıldız </strong>ile <em>I</em><em>̇</em><em>stanbul Makamı </em>ve Sokak Üzerine</p>
<p><strong>Abbas Fahdel </strong>ile <em>Vatanım </em>Üzerine: “Hem Evimi Kaybettim Hem de Ülkemi”</p>
<p><strong>JOHN BERGER’E VEDA</strong><strong> </strong></p>
<p>Zamanımızın Bir Hikaye Anlatıcısı olarak <strong>John Berger </strong></p>
<p>Sinemanın Berger’i, Berger’in Sineması / <strong>Necati Sönmez </strong></p>
<p>John Berger’i Anmak: Arkadaşlık Üzerine Bir Deneme / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p><em>Taş</em><em>kafa: Bir Sokak Hik</em><em>â</em><em>yesi </em>ya da Akran Edinmek / <strong>Ahmet Gürata </strong></p>
<p><strong>ERTAN YILMAZ’IN ANISINA </strong></p>
<p>Her Daim 68’li Ertan Yılmaz / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Ertan Yılmaz’ın Sekiz Yaş Düşlerinden Derleme Bir Yazı / <strong>Ekin Kanar </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2017/04/4344-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>41/42. Sayı çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2016/11/4142-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2016/11/4142-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2016 09:31:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[41/42. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=809</guid>
		<description><![CDATA[6 Kasım 2016 Yeni Film dergisinin 41-42. sayısı Giovanni Scognamillo ve Abbas Kiarostami’ye adanıyor. Büyük Eleştirmenler Kuşağından Giovanni Scognamillo’ya veda yazıları onu yakından tanıyan Yeni Film Dergisi yazarları ve Nalan Söylemez tarafından kaleme alındı. Giovanni Scognamillo’nun evinde gerçekleştirilen dergi toplantılarından birinde çekilmiş fotoğrafı kapakta yer alıyor. Bir Ağaç Gibi Yaşamak: Abbas Kiarostami sinemasının izinde imgeler, dizeler ve film kadrajlarına yer veriyor. Ressam, grafiker, sinema yazarı Aydin Aghdashloo’nun en yakın arkadaşı Kiarostami’ye veda yazısı da bu dosyada yer alıyor. Derginin kapak fotoğraflarından bir diğeri Kıvanç Sezer&#8217;in yönetmenliğini yaptığı kurmaca sinemanın gündemine sınıfı taşıyan bir ilk film Babamın Kanatları filminden. Babamın Kanatları üzerine yazılan yazı işçi ölümleri ve işçinin onuru üzerine, yönetmenle yapılmış bir söyleşi de yazıya eşlik ediyor. Lampedusa Adası üzerine yapılan belgeseller mülteci göçleri ve Avrupa’nın ve Avrupalı aydının mülteci krizine yaklaşımına dair çok şey söylüyor. Gianfranco Rosi ve Jacob Brossman’ın söyleşilerinin yanısıra belgeselleri inceleyen bir yazı Yeni Film Dergisi’nin bu sayısında bir araya geliyor. Aşağıda tüm içeriğe ulaşılabilir: Gündem: Distopyada Yaşamak / Z. Tül Akbal Süalp Babamın Kanatları: İşçinin Onuru / Yusuf Güven Kıvanç Sezer Söyleşisi: Film Bozuk İşleyen Çarka İşaret Etmeliydi / Albüm: Sinemada ve Türkiye’de Teslimiyetçilik / Nezih Coşkun Annenin Çeperinde Yaşamak: Ana Yurdu / Aylin Sayın [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color: #993300;"><strong>6 Kasım 2016</strong></span></em></p>
<p>Yeni Film dergisinin 41-42. sayısı Giovanni Scognamillo ve Abbas Kiarostami’ye adanıyor. Büyük Eleştirmenler Kuşağından Giovanni Scognamillo’ya veda yazıları onu yakından tanıyan Yeni Film Dergisi yazarları ve Nalan Söylemez tarafından kaleme alındı. Giovanni Scognamillo’nun evinde gerçekleştirilen dergi toplantılarından birinde çekilmiş fotoğrafı kapakta yer alıyor.<br />
Bir Ağaç Gibi Yaşamak: Abbas Kiarostami sinemasının izinde imgeler, dizeler ve film kadrajlarına yer veriyor. Ressam, grafiker, sinema yazarı Aydin Aghdashloo’nun en yakın arkadaşı Kiarostami’ye veda yazısı da bu dosyada yer alıyor.<br />
Derginin kapak fotoğraflarından bir diğeri Kıvanç Sezer&#8217;in yönetmenliğini yaptığı kurmaca sinemanın gündemine sınıfı taşıyan bir ilk film Babamın Kanatları filminden. Babamın Kanatları üzerine yazılan yazı işçi ölümleri ve işçinin onuru üzerine, yönetmenle yapılmış bir söyleşi de yazıya eşlik ediyor.<br />
Lampedusa Adası üzerine yapılan belgeseller mülteci göçleri ve Avrupa’nın ve Avrupalı aydının mülteci krizine yaklaşımına dair çok şey söylüyor. Gianfranco Rosi ve Jacob Brossman’ın söyleşilerinin yanısıra belgeselleri inceleyen bir yazı Yeni Film Dergisi’nin bu sayısında bir araya geliyor.</p>
<p>Aşağıda tüm içeriğe ulaşılabilir:</p>
<p>Gündem: Distopyada Yaşamak / Z. Tül Akbal Süalp</p>
<p>Babamın Kanatları: İşçinin Onuru / Yusuf Güven</p>
<p>Kıvanç Sezer Söyleşisi: Film Bozuk İşleyen Çarka İşaret Etmeliydi /</p>
<p>Albüm: Sinemada ve Türkiye’de Teslimiyetçilik / Nezih Coşkun</p>
<p>Annenin Çeperinde Yaşamak: Ana Yurdu / Aylin Sayın</p>
<p>Kimsenin Yurdu / Coşkun Liktor</p>
<p>Senem Tüzen: “Hakiki bir film çekmek istedim”</p>
<p>Rüzgarda Salınan Nilüfer Tespitlerine Teslim Olmuş / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Türkiye Sinemasının Geçmişine Dair Seyirci Sayıları / Kaya Özkaracalar</p>
<p><strong>GIOVANNI SCOGNAMILLO&#8217;YA VEDA</strong></p>
<p>Giovanni’ye&#8230; Ciao Bello! / Seray Genç</p>
<p>Büyük Eleştirmenler Kuşağına ve Giovanni Scognamillo’ya Veda / Yusuf Güven</p>
<p>Giovanni Büyülü Bir Fener Gibiydi, Dokunduğu Herkesi Dünyasına Çeken… / Nalan Söylemez</p>
<p>İlhan Çomak Belgeseli: Hadi gidelim İlhan!</p>
<p>Lampedusa Mülteci Göçleri Ve Belgeselleri / Seray Genç</p>
<p>Gianfranco Rosi ile Söyleşi: Seyircinin Filmde Pek Çok Hikaye Görmesini İsterim</p>
<p>Jakob Brossmann ile Lampedusa’da Kış Üzerine: Avrupa’nın Sorumluluğu</p>
<p>Neon Şeytan: Ölüm Ve Genç Kız / Coşkun Liktor</p>
<p>Evrim: Deneyden Kaçarak Gerçeği Arayan Çocuk / Murat Dural</p>
<p>Atom Egoyan’la ‘Hatırlama’nın Sonsuz Ağırlığı / Janet Barış</p>
<p>Saraybosna’da Ölüm: Neon Işığında Balkanlar Tarihi / Özge Özdüzen</p>
<p>Bond&#8217;dan Heisenberg&#8217;e, Amerikan Kültür Endüstrisine Taze Nefes: Kanser ve Bad Trip Ferahlığı! / Ali Haydar Albayrak</p>
<p>O Çirkin Kraliçe, Ben Ondan Güzel:Prensim / Fatoş Usta</p>
<p>Annelik, Tabiiyet ve Sınıf İktidarının Bir Eleştiri: Annemle Geçen Yaz / Murat Arpacı</p>
<p>Şimdi Nereyi İşgal Edelim: Michael Moore’un Ütopik İşgal Serüveni / Zeynep Yaşar</p>
<p>Zelimir Zilnik Söyleşisi: Zilnik Zilnik’i Anlatıyor</p>
<p>Sinemanın Doğuş Felsefesi ve Akımlar I / Yakup Barokas</p>
<p><strong>ABBAS KİAROSTAMİ&#8217;NİN ANISINA </strong></p>
<p>Bir Ağaç gibi Yaşamak: Abbas Kiarostami  / Seray Genç</p>
<p>Abbas Kiarostami ile Son Kez / Aydin Aghdashloo (Çev: Seyed Mortazavi)</p>
<p>Kiarostami’nin Kadrajı  / Naci Emre Boran</p>
<p>Aslolan Hayattır: Aslı Gibidir Üzerine Kısa Bir Değini / Aylin Sayın</p>
<p>Bizim Aktör Tarık Akan’ın Ardından / Aylin Sayın</p>
<p>Kamera – Kalem Sineması ve “Babam, Vedat Türkali’yi Kaybettik!” / Hamdi Karaşin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2016/11/4142-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>39/40. Sayı çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2016/04/3940-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2016/04/3940-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2016 21:01:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[39/40. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[Gündem Yerine: Bir Yanımız Orwell, Bir Yanımız Vietnam / Necati Sönmez Hollywood’un abartılı felaket filmlerinde olur: New York’un her zaman karınca yuvasını andıran ana meydanı Times Square’de in cin top oynuyordur. Veya herhangi bir batılı metropolün en kalabalık caddeleri, meydanları bomboştur. Geçtiğimiz günlerde İstanbul ve Ankara’da manzara böyleydi işte; ıssız cadde fotoğrafları meşum bir filmin setinde çekilmiş gibiydi. Cizre, Sur, Nusaybin görüntüleri zaten kıyamet sonrasını anlatan bilim kurgu filmlerini aşmış durumda. Velhasıl, memleketin geneli felaket filmi senaristlerini kıskandıracak bir manzara sunuyor. Neler yok ki bu görüntülerin arkasında&#8230; Haber vermek yerine gerçekleri gizlemeyi meslek edinmiş, maharetleriyle dudak uçuklatan bir medya. Vatandaşını değil iktidarı korumak ve görüntüyü kurtarmakla görevli güvenlik aygıtları. Engellemekle sorumlu olduğu katliamların hesabını vermek bir yana, sayesinde iktidarını daha da perçinleyen bir hükümet. Geliyorum diyen katliamlardan sonra, özel korumalarıyla geldiği basın toplantısında “Gündelik hayatımıza devam ediyoruz” diyen, ardından zırhlı aracına binip giden yetkililer. İntihar bombacıları şehirlerde cirit atarken, her barışçı gösteriyi gaza boğan, ‘terörist’ tanımını bütün muhalifleri kapsayacak şekilde genişleten bir rejim. Gazetecileri, akademisyenleri, avukatları, muhalif parti yöneticilerini içeri attıran savcılar, hakimler. Normal bir ülkede hükümet düşürecek 45 çocuğa tecavüz vakasını olağan karşılayan bir aile bakanı, bunu araştırmaya değer bile bulmayan parlamento üyeleri. Cumhurbaşkanına hakaret etti diye karısını ihbar [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>Gündem Yerine: </em>Bir Yanımız Orwell, Bir Yanımız Vietnam / <strong>Necati Sönmez </strong></p>
<p>Hollywood’un abartılı felaket filmlerinde olur: New York’un her zaman karınca yuvasını andıran ana meydanı Times Square’de in cin top oynuyordur. Veya herhangi bir batılı metropolün en kalabalık caddeleri, meydanları bomboştur. Geçtiğimiz günlerde İstanbul ve Ankara’da manzara böyleydi işte; ıssız cadde fotoğrafları meşum bir filmin setinde çekilmiş gibiydi. Cizre, Sur, Nusaybin görüntüleri zaten kıyamet sonrasını anlatan bilim kurgu filmlerini aşmış durumda.</p>
<p>Velhasıl, memleketin geneli felaket filmi senaristlerini kıskandıracak bir manzara sunuyor. Neler yok ki bu görüntülerin arkasında&#8230; Haber vermek yerine gerçekleri gizlemeyi meslek edinmiş, maharetleriyle dudak uçuklatan bir medya. Vatandaşını değil iktidarı korumak ve görüntüyü kurtarmakla görevli güvenlik aygıtları. Engellemekle sorumlu olduğu katliamların hesabını vermek bir yana, sayesinde iktidarını daha da perçinleyen bir hükümet. Geliyorum diyen katliamlardan sonra, özel korumalarıyla geldiği basın toplantısında “Gündelik hayatımıza devam ediyoruz” diyen, ardından zırhlı aracına binip giden yetkililer. İntihar bombacıları şehirlerde cirit atarken, her barışçı gösteriyi gaza boğan, ‘terörist’ tanımını bütün muhalifleri kapsayacak şekilde genişleten bir rejim. Gazetecileri, akademisyenleri, avukatları, muhalif parti yöneticilerini içeri attıran savcılar, hakimler. Normal bir ülkede hükümet düşürecek 45 çocuğa tecavüz vakasını olağan karşılayan bir aile bakanı, bunu araştırmaya değer bile bulmayan parlamento üyeleri. Cumhurbaşkanına hakaret etti diye karısını ihbar edecek kıvama gelmiş muhbir vatandaşlar. Bayramların, 8 Mart’ların, Newroz’ların, bildiri imzalamanın, ‘çocuklar ölmesin’ demenin yasak olduğu, öte yandan oluk oluk kan akıtıp duş almak isteyen mafya babalarının rahatça miting düzenlediği distopik bir ülke&#8230;</p>
<p>Yepyeni Türkiye’ye hoşgeldik! Sonunda 90’lara falan değil 1984’e döndük, korkarım; Orwell’ın “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”üne. Hatırlarsanız orada Büyük Birader hakkında kötü laf edenler anında Düşünce Polisine ihbar ediliyordu; aynen bizde CB için (siz Ceberut Birader diye okuyun) yapıldığı gibi. Okyanusya’da yalan propaganda yaymak Doğruluk Bakanlığı’nın, savaş yapmak Barış Bakanlığı’nın işiydi, vb. Daha dün bir üniversitenin rektör yardımcısı, cahilliği yücelten mühim konuşmasında -farkında olmadan- Orwell’den alıntı yapmadı mı? “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”te ülkenin her yerini ‘Bilgisizlik Kuvvettir’ ve benzeri sloganlar süslüyordu, yine hatırlarsanız.</p>
<p>1984’te kalsak gene iyi. Aynı anda yurdun başka bir köşesi 1960’ların Vietnam’ına, “Kıyamet” (Apocalypse Now) filminin setine döndü zahîr: Ambulansla taşınmayı bekleyen yaralıları kurşuna dizen, bodrumlarda mahsur kalanları benzin döküp yakan, çıplak kadın cesetleri ile fotoğraf çektiren, cenazeleri zırhlı aracın arkasında sürükleyen, kısacası vatanın bir kısmını cehenneme çeviren vatanperver milisler. Ölü çocuklarını buzluklarda saklayan, yakınlarının cenazelerini sokaktan toplayan, bunu yaparken keskin nişancılara hedef olan bir halk. Ve binlerce yıllık muhiti yerle bir ettikten sonra “TOKİ gelecek, Toledo’dan bile güzelini yapacak” diye bize nanik yapan bir başbakan.</p>
<p>Özetle bir yanımız Orwell, bir yanımız Vietnam&#8230; Kendi kendimize sorup duruyoruz şimdi, buraya nasıl geldik diye. Herkes memleketin halinden yakınıyor, en azından yüzde 50’miz. Üstümüze kabus gibi çöken bu meşum filmin yapımcı ve yönetmenlerine lanet okuyoruz habire. Pekâlâ, bu işin tek sorumlulusu makarna ve kömür aşkına AKP’ye oy veren ‘cahil’ kitleler midir? Bu soruyu sormanın, cahil ya da yandaş olmadığı halde yapımda katkıda bulunanları konuşmanın zamanı gelmedi mi?</p>
<p>Bütün bunlar yaşanırken eski bir korku filminin başrol oyuncusu Mehmet Ağar’la poz veren ana muhalafet partisinin belediye başkanını bir kenara koyalım. (Adam Atatürk resmini duvardan indirmiş değil ya, altı üstü derin devletle flört etmiş, büyütmeyelim o kadar.) Cahilsever hocamızın ‘toplumun en tehlikeli kesimi’ olarak işaret ettiği mürekkep yalamışların, üç kuruşluk makam için ‘suskunluk sarmalı’na kapılanların, eldeki konforu yitirmemek uğruna suç ortaklığı yapan okumuş etmişlerin hiç mi tuzu yok bu çorbada?</p>
<p>Bildiri imzalayıp görüş bildirmek krimanilize edilir ve barış isteyen akademisyenler itibarsızlaştırılırken, yetmezmiş gibi hapislere, hücrelere atılırken bunun karşısında sus pus kalabilen binlerce akademi mensubu nerede yaşıyor mesela, bunların hepsi AKP’ye mi oy veriyor?</p>
<p>Şu ibretlik vaka bile tek başına ahvalimizin aynası değil mi: Sinemamızın en değerli oyuncularından biri, Füsun Demirel bir söyleşisinde oynamak istediği rolden bahsetti ya; düşünce polisleri alarm düğmesine bastı. Sen misin gerilla annesini oynamayı aklına bile getiren! Önce, ‘vurun abalıya’ diyen cengaver aktroller taarruza geçti (sosyal linç); sonra oynadığı dizinin çekilmiş bölümü yayından kaldırıldı (sansür); derken diziden atıldığı müjdesi geldi (yargısız infaz)&#8230; Bu hak ihlâlleri silsilesi ancak yatıştırabildi, lümpen faşizmin kabaran tepkisini. Peki linç güruhu kurban isterken, Füsun Demirel’in set arkadaşları ne yaptı dersiniz? Yayından kaldırılan bölümü tekrar çekmek için sete çağrılınca tıpış tıpış gidip rollerini oynadılar. Bir tanesi bile hayır demedi bu cadı yakma merasimine, düne kadar birlikte çalıştığı insanın kurban edilmesine! Bu oyuncuların, set çalışanlarının, yönetmen-yapımcı-asistan ekibinin bir kısmı daha üç gün önce ‘emekçi kadınlar günü’nü kutlamıştı üstelik.</p>
<p>Şimdi bu tahsilli arkadaşların diktatörlükten, gericilikten, adaletsizlikten, -o pek ironik bulduğum ibareyle- ‘Ortadoğu ülkesine dönüşmekten’ falan, hatta bunları geçtik, setteki uzun çalışma saatlerinden bile şikayet etme hakkı var mıdır? Belki de etmiyorlardır zaten.</p>
<p>Bir başka soru: Hayalindeki rolden bahsetti diye bir oyuncuyu linç edenlerin, işinden atanların ve bunu normal karşılayanların, sözgelimi falanca şehrin ‘düşman işgalinden kurtuluş’ müsameresinde rolüne fazla kaptırıp düşman kılığındaki vatandaşı gerçek mermiyle vuranlardan bir farkı var mı?</p>
<p>Hadi şu feci olayı da anımsatalım: Hacı Lokman Birlik, Kürt bir amatör sinema oyuncusuydu. Ölüsünü ipe bağlayıp akrebin arkasından sürükledikleri görüntüler önümüze düştükten sadece birkaç gün sonra, Türkiye Sanatçılar Birliği ismiyle maruf bir kurum bildiri yayınlamış, “Mehmetçiğin arkasındayız” deyip o araçtaki canilerin sırtını sıvazlamıştı. Aynı bildiride ‘diktatör özentisi’nden yakınmayı da ihmal etmemişlerdi. İnsanın “Durun, siz kardeşsiniz!” diye bağırası geliyor.</p>
<p>Kültür sanat camiasından devam edelim. 2014’te Antalya Film Festivali’yle başlayıp diğer festivallere yayılan ‘belgesele sansür’ uygulamasının meşrulaşmasında mesela, sinemacıların hiç mi günahı yok? AKP belediyesinin festivali, reisi rahatsız edecek bir belgeseli programdan çıkardığında ve bu olaydan başı ağrıyınca ertesi yıl belgesel yarışmasını hepten lağvettiğinde sinemacıların çoğu ne yaptı? İlkinde festival yönetimine toz kondurmamaya çalışıp sansürü kınadılar, ikincisinde hiçbir şey!</p>
<p>Belgesellere konan ambargoyu toplu sansür olarak gören 150 kadar sinemacı ise bir bildiriyle Antalya Film Festivali’ni boykot kararı aldı; festivale katılmak isteyenleri yargılamadan, onlara laf dahi etmeden. Ama heyhat, bu dikensiz gül bahçesini onurlandıranlar, boykotçulara ‘ulusalcı’ yaftasını yapıştırmakta gecikmedi. (Küçümsediğini sanıp ‘amatör, yarı-profesyonel’ demeyi de unutmadılar. Bir yıl önce ise filmi sansürlenen yönetmenin arkasında durduğumuz için ‘portakal kadar’ aklımızla alay etmişlerdi, tam profesyonel meslektaşlar.) Bildiri metninde ulusalcı unsurlar mı vardı veya 150 kişinin alnında mı yazıyor ne oldukları? Yoo, lâkin fazla yanaştığın muktedirin dilini özümseyiverirsin bazen öyle.</p>
<p>Sonuçta ne oldu? Şu anda bütün ulusal festivallerde belgesellerin tepesinde sallanan cillop gibi bir sansür uygulamamız var. Hepimize hayırlı olsun!</p>
<p>Vakalar ve sorular çoğaltılabilir. Kaç dönemdir kültür bakanı olarak atanan şahısların kültürle zerre kadar alakası olmamasını mesele etmeyen, bunu eleştirmekten dahi imtina eden, AKM’nin çürümeye bırakılmasını, polis karargâhına dönüşmesini sessizce izleyen kültür-sanat camiasının hiç mi payı yok, bu karanlık filmin gerçekleşmesinde? İktidarın ekmeğinden bir kırıntı koparmaya çalışan, ne idüğü belirsiz festivallerine danışmanlık yapan, kulaklarına fısıldanan talimatları yerine getiren, bu şekilde iktidar sofrasında kapıya yakın bir yere çökenlerin hiç mi günahı yok?</p>
<p>Kamera arkasındakiler, yapımda emeği geçen bu kesimlere ne kadar teşekkür etse az. En başta, her hal ve şeraitte devletiyle barışık kalan ehlileşmiş sanatçılara, kültür endüstrisi mensuplarına. Burada çuvaldızı onlara batırdık, ama aynı şey memleketin halinden yakınıp duran pek çok endişeli modern için geçerli. Çünkü hiçbir zorba rejim bu tür pasif destekler olmadan uzun süre ayakta kalamaz ve böyle zamanlarda, sadece yaptıklarımızdan değil yapmadıklarımızdan da sorumlu oluruz, Molière’in dediği gibi.</p>
<p>Peki şu anda, uçurumun kıyısına gelmişken, bu felaket filminin figüranları olmaya razı mı olacağız? Yoksa 1943’te herkesin sustuğu bir zamanda üniversitenin koridorlarına bildiri attığı için ‘vatan haini’ ilan edilerek 21 yaşında giyotine gönderilen Sophie Scholl gibi, “Sessiz kalmayacağız, vicdan azabınız olacağız” diye haykırabilecek miyiz?</p>
<p>“Bu suça ortak olmayacağız” inisiyatifi yukarıdaki soruya verilmiş umut verici bir cevap. Ancak bu sesi büyütebilirsek ve boğazına kadar çürümüş, suça batmış bu rejimle aramıza net bir sınır çizebilirsek, #YerinDibineBatsın temennisi boş bir beddua olmaktan çıkabilir. Uzlaşanlar zaten onunla batmaya mahkum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>YENİ FİLM Sayı 39-40. İçeriği<em> </em></strong></p>
<p>Coğrafyanın Dinmeyen Kasırgası: <em>Rüzgarın Hatıraları </em>/ <strong>Hamdi Karaşin</strong></p>
<p><em>Rüzgarın Hatıraları </em>ve Tarihin Meleği / <strong>Z. Tül Akbal Süalp </strong></p>
<p><em>Özcan Alper ile Söyleşi: </em>Rüzgarın Hatıraları’nda Bir Kuşağın Gerçekliği</p>
<p>Bir <em>Hasret </em>Giderme Kılavuzu / <strong>Seray Genç &#8211; Seyed Mortazavi</strong></p>
<p>Yüksel Aksu Sineması’nda Donmuş Zaman: <em>İftarlık Gazoz </em>/ <strong>Doğan Yılmaz</strong></p>
<p>Hamasi Bir Cümle Gibi: <em>Mustang </em>/ <strong>Tülay Dikenoğlu</strong></p>
<p>Ahu Öztürk’le Bir Araya Geldik, <em>Toz Bezi</em>’ni Konuştuk</p>
<p><em>Sarmaşık</em>: Bir Memleket Metaforu / <strong>Aylin Sayın </strong></p>
<p><em>Kafes</em>: 12 Eylül’ün ‘Gerçek’ Mağdurları Olarak Ülkücüler / <strong>Selçuk Duran</strong></p>
<p><em>Abluka</em>: Bir Paranoyaklaşma Hali / <strong>Aylin Sayın </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İNCELEME / DEĞİNİ</p>
<p><em>Gelin </em>ve <em>Kuzu </em>Üzerine Bir Kıyaslama Denemesi / <strong>Bekir Düzcan</strong></p>
<p>Vedat Türkali’nin Sinema Serüveni / <strong>Ahmet Soner </strong></p>
<p>2015’te Sayılarla Türkiye Sineması / <strong>Kaya Özkaracalar </strong></p>
<p>Bilimkurgu ile Dünyadan Kaçış / <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p>Son Dönem Western Yorumları: Vahşi Batı’dan Sakin Batı’ya / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Hollywood’un Terbiyeli Kızları / <strong>Hamdi Karaşin</strong></p>
<p>Sinema ve Eleştiri Üzerine Kısa ve Örtük Bir Deneme / <strong>Oktay Orhun </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BELGESEL SİNEMA</p>
<p><em>Jocelyne Saab’</em>la Sinema, Savaş ve Beyrut Hakkında 96 <em>Amy </em>Hakkında Bir Belgesel / <strong>Joanne Laurier (Çev: Efe Gönenç) </strong></p>
<p><em>Ulli Gladik </em>ile Emlak Balonu ve Şehirlerin Teslim Alınması Üzerine</p>
<p><em>Dheepan</em>: Bir Garip “Mülteci” Aksiyon Filmi / <strong>Elif Genco </strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Yorgos Zois </em>ile Söyleşi: “Tabuları ya Devam Ettirirsiniz ya da Yıkarsınız”</p>
<p>Tarihi Değiştiren Kadınlar: <em>Diren </em>/ <strong>Fatoş Usta </strong></p>
<p><em>Gençlik </em>ve Eril Bakış / <strong>Naci Emre Boran </strong></p>
<p><em>Lobster</em>: Aşk Örgütlenmek Midir? / <strong>Murat Dural </strong></p>
<p>Ataerkinin Ahlakına Karşı Kazanılan Zafer: <em>Carol </em>/ <strong>Zeynep Yaşar </strong></p>
<p>İnsanlığını Hatırlamak: <em>Saul’ün Oğlu </em>/ <strong>Tülay Dikenoğlu</strong></p>
<p>Spielberg’ün <em>Casuslar Köprüsü</em>’nden Kimler İner? / <strong>Janet Barış</strong></p>
<p>Kübalı Yönetmen <em>Ernesto Daranas </em>ile <em>Hal ve Gidiş </em>Üzerine Bir Söyleşi</p>
<p><em>Leviathan</em>: ‘Soğuk Canavar’, Sıradan İnsan ve Adaletin Sonu / <strong>Murat Arpacı </strong></p>
<p><em>Ettore Scola</em>’nın Anısına: Özel Bir Gün / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p>Sinemadoosti’den Caz Filmlerine: <em>Ehsan Khoshbash</em>’la Söyleşi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2016/04/3940-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>37/38. Sayı çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/10/3738-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/10/3738-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2015 21:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[37/38. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=769</guid>
		<description><![CDATA[#Yastayızİsyandayız Gündem: Sesler ve Küller Durulur mu bu acı, küllenir mi bu kor her gün başka bir can koparılıp alınırken hayattan… Acıyı katmerleştiren onca haber ardı ardına gelirken… Bu sesleri duyan insan yaşamaya devam edebilir mi, hem takatsiz hem nefessiz bırakılmışken, hala adli tıbbın önünde ölülerini bekleyen insanlar olduğunu bilirken. Kör bir gece yarısı canının, kanının en azından cenazesine kavuşabilmenin ‘sevincini&#8217; yaşamak ne demek bir düşünün… Barış için, eşitlik ve özgürlük için 10 Ekim günü sabahı Ankara Garı önünde toplandı güzel insanlar… Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği&#8217;nin (TTB) de olduğu çok sayıda sendika ve meslek örgütünün düzenlediği Ankara&#8217;daki mitingin ismi &#8220;Emek, barış, demokrasi&#8221;ydi. Mitinge destek veren siyasi partiler, dernekler ve pek çok insan 10 Ekim sabahı bir araya gelmek için sözleştiler. Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden, farklı kesimlerinden insanlar emek, barış ve demokrasi için bir araya geliyorlardı. Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye’ye yapılacak bu yürüyüş onca karanlığa, baskıya rağmen tarih boyu hedef alınan sol güçlerin onurlu mücadelesinin yılmak bilmeyen bir devamıydı sadece. Kimi zaman toplu kimi zaman tek tek kırımlara uğratılmış; toplu kıyımlara uğratılmak istenen sol güçler, bu ülkenin aydınları, muhalifleri, itiraz edenleri, saray, saltanat ve [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>#Yastayızİsyandayız</p>
<p><strong>Gündem: Sesler ve Küller</strong></p>
<p>Durulur mu bu acı, küllenir mi bu kor her gün başka bir can koparılıp alınırken hayattan… Acıyı katmerleştiren onca haber ardı ardına gelirken… Bu sesleri duyan insan yaşamaya devam edebilir mi, hem takatsiz hem nefessiz bırakılmışken, hala adli tıbbın önünde ölülerini bekleyen insanlar olduğunu bilirken. Kör bir gece yarısı canının, kanının en azından cenazesine kavuşabilmenin ‘sevincini&#8217; yaşamak ne demek bir düşünün…</p>
<p>Barış için, eşitlik ve özgürlük için 10 Ekim günü sabahı Ankara Garı önünde toplandı güzel insanlar…</p>
<p>Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği&#8217;nin (TTB) de olduğu çok sayıda sendika ve meslek örgütünün düzenlediği Ankara&#8217;daki mitingin ismi &#8220;Emek, barış, demokrasi&#8221;ydi. Mitinge destek veren siyasi partiler, dernekler ve pek çok insan 10 Ekim sabahı bir araya gelmek için sözleştiler. Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden, farklı kesimlerinden insanlar emek, barış ve demokrasi için bir araya geliyorlardı. Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye’ye yapılacak bu yürüyüş onca karanlığa, baskıya rağmen tarih boyu hedef alınan sol güçlerin onurlu mücadelesinin yılmak bilmeyen bir devamıydı sadece. Kimi zaman toplu kimi zaman tek tek kırımlara uğratılmış; toplu kıyımlara uğratılmak istenen sol güçler, bu ülkenin aydınları, muhalifleri, itiraz edenleri, saray, saltanat ve gericilik karşıtları yakılmış, meydanlarda katledilmiş, bombaların, canlı bombaların hedefi olmuş, yargısız infazlara uğramış&#8230; hep paylarına ölüm düşmüş, düşürülmüştü&#8230;</p>
<p>“yok başka bir cehennem</p>
<p>yaşıyorsun işte</p>
<p>ellerine</p>
<p>bulaşmış</p>
<p>kara incirin sütü</p>
<p>ve kardeşinin</p>
<p>kanı</p>
<p>habil ile kabilin.”</p>
<p>Önümüzden “kara bir tabut” gibi geçerken gece ve gündüz, yalan gerçek diye anlatılırken ve inananlar varken buna, sevmeyi unutmuş insanlar&#8230; Ölüme gülenler, karanfil tekmeleyenler, anısına saygı duruşu yapılırken tekbir getirenler, üzülmedim diyenler, sarayını, saltanatını düşünenler, ölü sayısı artsın isteyenler&#8230; Kim bunlar? Behçet Aysan’nın şiirindeki sevmeyi unutanlar, insanı sevmeyenler&#8230;</p>
<p>Bu gündemde acı var, bu gündemde sevdiği insanları kaybeden insanların yası var&#8230; Bu acıyı paylaşmaya çağrı var&#8230;</p>
<p>“halkım, sevgilim.</p>
<p>saz yok</p>
<p>mızrap yok</p>
<p>hep konmuş</p>
<p>hem göçebe</p>
<p>hem balık hem kuş</p>
<p>hem ingin hem yokuş</p>
<p>yanık otlar gibi</p>
<p>kavrulmuş</p>
<p>esmer ve yoksul.</p>
<p>iner şafağın alacasında</p>
<p>karıncalar ordusu</p>
<p>şehre</p>
<p>kenar</p>
<p>mahallelerden</p>
<p>yürüyerek</p>
<p>ve trenlerle.”</p>
<p>Trenlerle, otobüslerle bir Ankara sabahına gelen İnşaat İşçileri Sendikası’na, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’na üye işçiler, emekçiler, öğrenciler, öğretmenler, anneler, babalar&#8230; farklı kortejlerde buluşacaklardı, ölümde buluştular 10 Ekim 2015 günü.</p>
<p>Öğretmeninin ilkokul 3. Sınıf öğrencisi Veysel için yazdığı gibi barış güvercini oldular&#8230; Küçük, büyük barış güvercinleri hepsi.</p>
<p>Diyarbakır, Suruç, Ankara&#8230; Ardı ardına Haziran’dan bu yana patlayan bombalar, yakalanıp salıverilen IŞİD’cılar. katliamın pek çok cinayet gibi göre göre, duyula duyula, dinlene dinlene gerçekleştirilmesinin önünü açanlar, Aziz Güler’in cenazesi dahi getirilmez iken sınır tanımaz cihatçılar olarak Suriye Sınırı’ndan girip-çıkanlar, ülkenin katliama gülen bakanı olarak tarihe geçecek RTE’nin önce cezaevi müdürü sonra adalet bakanı ve içişleri bakanı’nın istifa çağrısını aşırı bulanlar, Demirtaş’ın açıklamalarına yüklenip katliamı konuşmaktan kaçınanlar, yazılarına acı, yas sızmayan yalan-yandaş basının köşe yazarları, tweet atıcıları&#8230; Acılarbilgisi’nin sorumluları. Elbette hesap verecekler&#8230;</p>
<p>“yıllar yılı</p>
<p>bilirim</p>
<p>döne döne</p>
<p>yıllar yılı</p>
<p>aynı</p>
<p>kitabı okur</p>
<p>adı acılarbilgisi</p>
<p>adı acılarbilgisi</p>
<p>acılarbilgisi.”</p>
<p>Bugün hala kör karanlığın hedefi olan Behçet Aysan dizeleriyle, acımızla, öfkemizle uğurluyoruz onları. Unutmayacağız, Unutturmayacağız&#8230; Bu memleket bizim, bizi öldürmek isteyenlerin değil. Yürüyüşünüz yürüyüşümüzdür. Mücadeleniz mücadelemiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>37/38. SAYININ İÇERİĞİ:</strong></p>
<p>Gündem: Sesler ve Küller / Film Ekibi</p>
<p>Madımak: Carina’nın Günlüğü Filmi Üzerine / Seray Genç</p>
<p>Bulantı: Demirkubuz Penceresinden Kötücül (Liberal) Aydın / Yusuf Güven</p>
<p>Bulantı: Aynı Sulara Dönmek / Aylin Sayın</p>
<p>Zeki Demirkubuz’la Bekleme Odası’ndan Bulantı’ya</p>
<p>Bakur: Kuzeye Özlem / Yusuf Güven</p>
<p>Bakur: Barışın ve Seyircinin Gücü / Özge Özdüzen</p>
<p>Ertuğrul Mavioğlu ve Ayşe Çetinbaş ile Bakur’un Yolculuğu</p>
<p>Ben Hopkins’le Hasret Üzerine</p>
<p>Emine Emel Balcı ile Nefesim Kesilene Kadar Üzerine: Bir Büyüme Hikayesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>FESTİVALLER VE SANSÜR</p>
</div>
</div>
<div class="column">
<p>Ölü Festivaller Diyarı / Necati Sönmez</p>
<p>Sansüre Karşı Yollara Düşmek / Seray Genç</p>
<p>Festivaller ve Kayıt Tescil Belgesi Sorunu / Kaya Özkaracalar</p>
</div>
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>&nbsp;</p>
<p>BELGESEL SİNEMA</p>
<p>Belgeselin Bize Yaptığı: 12 Eylül Anneleri ve Haziran Yangını / Z. Tül Akbal Süalp</p>
<p>Sessizliğin Bakışı: Katillerin Kim Olduğunu Biliyoruz / Eren Serim</p>
<p>Öldürme Eylemi’nin Ardından Sessizliğin Bakışı, Kurbanın Sesi / Seray Genç</p>
<p>Joshua Oppenheimer: Sessizliğin Bakışı Beni İyileştirdi</p>
<p>İranlı Sisyphoslar ve Ülkesiz Şarkılar / Seyed Mortazavi</p>
<p>Ayat Najafi: İnsanlara Umut Veren Bir Film Yapmak İstedim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aç Kalpler: Çıplak ve Siyah / Fatoş Usta</p>
<p>Toprağın Tuzu İnsandır&#8230; / Hamdi Karaşin</p>
<p>Kendine Rağmen Söylenen Yalanlar: 45 Yıl, Turist ve Yalnız Gezegen / Aylin Sayın</p>
<p>Timbuktu Nereye Düşer? Yaşamı Yoktan Var Etmek&#8230; / Seray Genç</p>
<p>Bir İnsanlık Durumu Olarak İnsanlıktan Uzakta / Sinem Aydınlı</p>
<p>Gizli Kusur: Doc’un Derdi Ne? / Coşkun Liktor</p>
<p>Onur: LGBTİ Komünitesi ve Madenciler Omuz Omuza! / Özge Özdüzen</p>
<p>Mad Max: Fury Road Filminin Gözünden Feminizm ve Devrim / Zeynep Yaşar</p>
<p>Kötü Bir Şehirde Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız / Elif Genco</p>
<p>Panahi’nin Taksi’si: Gerçekliği Çalamazsın / Naci Emre Boran</p>
<p>Cafer Panahi ve Beyaz Balon’un Anlattığı: Mülteci Hep Yalnızdır / Selçuk Duran</p>
<p>Hassas Zamanlar ve Otosansür: Taşa Yazılmış Hatıralar / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Hisham Zaman Sinemasında Büyülü Bir Gerçeklik / Nazire Turan Aygün</p>
<p>Hisham Zaman ile Mültecilik ve Sinema Üzerine</p>
<p>Guediguian’la Marsilya’da 80’li yıllar / Janet Barış</p>
<p>Bir Film Seyircisinden Ne İster? / Cafer Bidav</p>
<p>Film Dışına Taşan Filmler: Savaş ve Oyun / Murat Dural</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/10/3738-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>35/36. Sayı çıktı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/04/3536-sayi-cikti/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/04/3536-sayi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2015 05:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[35/36. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=693</guid>
		<description><![CDATA[1915’in yüzüncü yılında, Fatih Akın’ın Kesik filmi sinemamız açısından bir ilk olarak yerini aldı. Kesik filmine ilişkin bir değerlendirme yazısı da dergide yer alıyor. Öğretmenin itibarsızlaştırdığı, bir teknikere dönüştürüldüğü günümüzde, Halil Serkan Öz&#8217;ün anısına sinemada öğretmenin nasıl işlendiği konusu ve Mucize filmi ile Hakkari’de Bir Mevsim karşılaştırmalı olarak farklı yazılarda ele alındı. Gösterime girmesi Kod Adı KOZ adlı, bedava bile izlenmeyen film yüzünden sekteye uğrayan OHA: Oflu Hocayı Aramak filmi Gezi’den miras kalan mizahıyla, farklı bir deneme olarak karşımıza çıktı. Büyük şehirden kaçıp sakin yerlere, doğaya gitme dürtüsünü okşayan, vazgeçmek özgürlüktür mesajı verirken gişeden vazgeçmeyen film Mandıra Filozofu da karşımıza çıkanlardan. Were Denge Min (Sesime Gel), He Bu Tune Bu (Bir Varmış Bir Yokmuş) ve Klama Dayika Min (Annemin Şarkısı) filmlerinin içinden dengbejler ve masallar geçiyor. Filmlerle beraber yönetmen Hüseyin Karabey söyleşisi de bu sayıda yer aldı. Kaan Müjdeci ve Aysim Türkmen’le de söyleşiler var. Tanık olduğumuz dünyalara dair; bozkıra ve şehirlere dair konuştular. Ölümün sıradanlaştığı, hele kadın ölümlerinin daha da sıradanlaştığı bu dönemde Özgecan’ın anısına şiddetin görsel iletişim aygıtlarıyla daha da sıradanlaştırılmasını ele alan yazı Şiddete Dair bölümünde. Özgecan cinayetiyle parallelik kurarak Hindistan’da geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen bir tecavüzün ardından BBC’nin yaptığı bir belgesele, India&#8217;s Daughter belgeseline dair eleştirel bir [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>1915’in yüzüncü yılında, Fatih Akın’ın Kesik filmi sinemamız açısından bir ilk olarak yerini aldı. Kesik filmine ilişkin bir değerlendirme yazısı da dergide yer alıyor. Öğretmenin itibarsızlaştırdığı, bir teknikere dönüştürüldüğü günümüzde, Halil Serkan Öz&#8217;ün anısına sinemada öğretmenin nasıl işlendiği konusu ve Mucize filmi ile Hakkari’de Bir Mevsim karşılaştırmalı olarak farklı yazılarda ele alındı. Gösterime girmesi Kod Adı KOZ adlı, bedava bile izlenmeyen film yüzünden sekteye uğrayan OHA: Oflu Hocayı Aramak filmi Gezi’den miras kalan mizahıyla, farklı bir deneme olarak karşımıza çıktı. Büyük şehirden kaçıp sakin yerlere, doğaya gitme dürtüsünü okşayan, vazgeçmek özgürlüktür mesajı verirken gişeden vazgeçmeyen film Mandıra Filozofu da karşımıza çıkanlardan.</p>
<p>Were Denge Min (Sesime Gel), He Bu Tune Bu (Bir Varmış Bir Yokmuş) ve Klama Dayika Min (Annemin Şarkısı) filmlerinin içinden dengbejler ve masallar geçiyor. Filmlerle beraber yönetmen Hüseyin Karabey söyleşisi de bu sayıda yer aldı. Kaan Müjdeci ve Aysim Türkmen’le de söyleşiler var. Tanık olduğumuz dünyalara dair; bozkıra ve şehirlere dair konuştular.</p>
<p>Ölümün sıradanlaştığı, hele kadın ölümlerinin daha da sıradanlaştığı bu dönemde Özgecan’ın anısına şiddetin görsel iletişim aygıtlarıyla daha da sıradanlaştırılmasını ele alan yazı Şiddete Dair bölümünde. Özgecan cinayetiyle parallelik kurarak Hindistan’da geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen bir tecavüzün ardından BBC’nin yaptığı bir belgesele, India&#8217;s Daughter belgeseline dair eleştirel bir yazı da bu bölümde. Sömürgeciliğin şiddetini Franz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri kitabından ve arşiv görüntülerinden yararlanarak aktaran Şiddet Üzerine belgeseli eleştirisi ise günümüz Türkiye’sine bağlanarak meselenin özüne geliyor.</p>
<p>Müziğin hallerine dair Whiplash, Hollywood içinden Hollywood’u eleştiren Birdman, Yıldız Haritası, Tim Burton ve Büyük Gözler, televizyon haberciliğinin geldiği yeri sorgulayan Gece Vurgunu, Unutma Beni, oyunculuk hallerine dair Ve Perde&#8217;nin yanısıra Mommy ve aile hallerine dair Turist filmleri de bu sayıda yer alıyor. Geçen sayıda sinemanın kutsal kitaplarla ilişkisine Nuh: Büyük Tufan filmi ile bakmıştık bu kez Ridley Scott’un Exodus: Tanrılar ve Krallar filmiyle devam ediliyor. Son dönem yapılan Hollywood filmlerine bakarken Hollywood’un Ortadoğu’ya nasıl baktığına dair önemli veriler sunan, emperyalist politikalardan azade çılgın diktatörlerin bölgesi olarak ekranda yer alan Ortadoğu’da hayali bir ülkede geçen Tyrant dizisi de ele alındı.</p>
<p>Kerala Film Festivali ve Hindistan sinemasından örnekler, İtalya’dan CinemadaMare ve Bozcaada’dan BİFED festivalleri ile ilgili değerlendirmeler yer alıyor.</p>
<p>İstanbullu yazar, İstanbul’u yazar Petros Markaris’le İstos Yayınlarından çıkan kitabının değerlendirmesi ile yıllarca senarist ve yönetmen olarak birlikte çalıştığı Theo Angelopoulos üzerine yapılan bir söyleşi ve Işığa Özlem belgeselinden sonra Şili&#8217;de kayıpların peşinden iz sürmeye devam eden usta yönetmen Patricio Guzman&#8217;la İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek Sedef Düğme ve belgesel sinema üzerine bir başka söyleşi de yer aldı.</p>
<p>Bu sayı Francesco Rosi, Manuel de Oliviera ve Yaşar Kemal’e adandı.</p>
<p>İÇİNDEDEKİLER:</p>
<p>Gündem / <strong>Film Ekibi </strong></p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/kesik-bir-yaram-var-durmadan-kanar/"><em>Kesik: </em>Bir Yaram var Durmadan Kanar / <strong>Yusuf Güven </strong></a></p>
<p>Çağımızın Bir Fenomeni: <em>Mandıra Filozofu </em>/ <strong>Doğan Yılmaz</strong></p>
<p><em>OHA: </em>Gezi Mizahlı Belgesel / <strong>Yusuf Güven </strong></p>
<p>Şarkıların, Masalların, Dengbejlerin Peşinden / <strong>Seray Genç </strong></p>
<p><em>Hüseyin Karabey </em>Söyleşisi: Görmek için gören gözlere ihtiyaç yok</p>
<p><em>Aysim Türkmen</em>’le <em>Çekmeköy Underground </em>Üzerine: “Yerüstünde görünür olamamak”</p>
<p><em>Mucize</em>’nin Üç Mevsimini <em>Hakkari’de Bir Mevsim </em>Üzerinden Okumak / <strong>Murat Dural</strong></p>
<p><em>Mucize: </em>Yeşilçam’ın Geri Çağrılışı ve Sinemada Öğretmen İmgesi / <strong>Aylin Sayın </strong></p>
<p><em>Kaan Müjdeci </em>İle <em>Sivas </em>Üzerine: Neşet Ertaş Filmin Her Karesinde Var</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/patricio-guzman-sili-kutuplasmanin-ustesinden-gelemedigi-icin-ilerleyemiyor/">Patricio Guzman Söyleşisi ve <em>Sedef Düğme </em>/ <strong>Seray Genç </strong></a></p>
<p><em>Sonsuz Hüzün </em>ve Jorge Solano Söyleşisi / <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</strong></p>
<p><em>Turist: </em>Mutlu Aile Olmanın Mücbir Sebepleri / <strong>Hamdi Karaşin</strong></p>
<p><em>Whiplash: </em>Neden Charlie Parker Olamıyorum? / <strong>Efe Gönenç </strong></p>
<p>Bir Müziğin Çavuşu Olmak: <em>Whiplash </em>/ <strong>Özgür Doğan </strong></p>
<p>Sınırlı Mahremiyetin Sonu: <em>Gece Vurgunu </em>/ <strong>Janet Barış </strong></p>
<p><em>Exodus: </em>Yeniden Dini Anlatı ve Sinema / <strong>Oktay Orhun </strong></p>
<p><em>Birdman </em>ve <em>Sils Maria: </em>Yaşlılık, Süper Kahramanlar ve Diğer Cinler / <strong>Tülay Dikenoğlu </strong></p>
<p>Inarritu Tavrı Olarak <em>Birdman </em>veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi / <strong>İldem Turan </strong></p>
<p><em>Büyük Gözler: </em>Tavan Arasındaki Ressam / <strong>Fatoş Usta </strong></p>
<p><em>Ana: </em>Anneler Ve Oğullar / <strong>Coşkun Liktor </strong></p>
<p>Hollywood Düzeneği: <em>Yıldız Haritası</em>’nda Aileler ve Hayaletler / <strong>Zeynep Yaşar </strong></p>
<p>Alice’in Alzheimer’ı: Hollywood’ta Aile Mitinin Çöküşü / <strong>Özge Özdüzen</strong></p>
<p><em>Sefertası</em>: Dabbawalla’ların Hikayesinden Kelimelerle Kurulan Bir Aşka / <strong>Aylin </strong><strong>Sayın </strong></p>
<p><em>PK </em>Filmi Üzerinden Bir Arayış / <strong>Nesrin Karadağ &#8211; Aylin Sayın</strong></p>
<p><strong><em>ŞİDDETE DAİR</em></strong></p>
<p>Jyoti ve Özgecan: Çok Uzak Fazla Yakın / <strong>Necati Sönmez </strong></p>
<p><em>Şiddet Üzerine: </em>Bütün Mesele Katırlardır! / <strong>Özge Özdüzen </strong></p>
<p><em>Tyrant </em>Dizisi Üzerinden Ortadoğu Temsiline Eleştirel Bir Bakış / <strong>Selçuk Duran </strong></p>
<p>Sinemasal Şiddetin Etkileri: <em>Barda </em>Üzerinden Bir İnceleme / <strong>Nilüfer Ercan</strong></p>
<p><strong><em>SİNEMA KİTAPLIĞINDAN</em></strong></p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/petros-markarisin-kaleminden-sonsuzluk-ve-bir-gunluk/">Petros Markaris’in Kaleminden <em>Sonsuzluk ve Bir Günlük </em>/ <strong>Seray Genç </strong></a></p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/petros-markaris-soylesisi-her-trajik-durumun-komik-bir-tarafi-vardir/"><em>Petros Markaris </em>Söyleşisi: Her Trajik Durumun Komik Bir Tarafı Vardır</a></p>
<p><strong><em>FESTİVALLERDEN</em></strong></p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/filmlerin-iyi-seyircinin-daha-iyi-oldugu-bir-festival-19-kerala-film-festivalinden-izlenimler/">Kerala Film Festivali’nden İzlenimler / <strong>Aylin Sayın </strong></a></p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bir-cinemadamare-deneyimi/">Bir CinemadaMare Deneyimi ve Franco Rino Söyleşisi / <strong>Filiz Öztürk </strong></a></p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bifed-adada-belgesel-sinema/">BİFED: Ada’da Belgesel Sinema / <strong>Seray Genç</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/04/3536-sayi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>33/34. Sayı: Gündemde Sansür Var</title>
		<link>https://yenifilm.net/2014/12/3334-sayi-gundemde-sansur-var/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2014/12/3334-sayi-gundemde-sansur-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2014 22:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[33/34. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Memlekete bir hal olmuş, Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne olmaz mı? Bir kez daha sansür tartışmalarının orta yerine düşen Film Festivali ne aldığı kararın ne de yaptıklarının sonuçlarına, sorumluluğuna sahip çıkmazmış. Karşısında kendisini bal­talamak isteyen insanlar görüp sorumluluğu her seferinde Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filminin yarışma seçkisinden TCK maddelerine dayandırılarak çıkarıldığını açıkla­yan ön jüriye, filmin yönetmeni Reyan Tuvi’ye, seçkideki diğer belgesel yönetmenlerine ve festivale katılan katılmayan ama bu müdahaleye katılmayan sinema yazarlarına dek pek çok insana yöneltmiş. Geçmiş zamanda yazdığımıza bakmayın yakın zamandan bir memleket havadisi bu. Ama ülkedeki zor ve baskı koşullarından hiç de bağımsız değil bu yaşananlar. Ne yazık ki bu ülkede yaygın ve egemen söylem RTE söylemi, Somalı patronların, Torunlar İnşa­at şirketinin, işçi ölümlerini normalize eden, insan hayatını ucuzlatan, meydanları boş bulan-beton yapan, meydanlarda hayatını kaybetmiş 14 yaşındaki bir çocuğu hedef alan, memleketin her köşesini küçüklü büyüklü rantlı cennetlere bazı köşelerini ise cehenne­me çeviren ya da aynı köşeyi bazıları için cennete bazıları içinse cehenneme çeviren bu düzen ya doğrudan ya da dolaylı şiddet uygulayarak ilerliyor, ilerliyor. Memleketin her köşesinden, kültür-sanatın her alanından küçüklü büyüklü sansür haberleri geliyor sanki bu kanıksansın isteniyor. Artık sorgulanmıyor bile, filmlere ba­kanlık destekleri, filmlerin yurtdışındaki gösterimlerden dışlanması, festivallerde kabul görmemesi, film gösterimlerinin [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Memlekete bir hal olmuş, Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne olmaz mı? Bir kez daha sansür tartışmalarının orta yerine düşen Film Festivali ne aldığı kararın ne de yaptıklarının sonuçlarına, sorumluluğuna sahip çıkmazmış. Karşısında kendisini bal­talamak isteyen insanlar görüp sorumluluğu her seferinde Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filminin yarışma seçkisinden TCK maddelerine dayandırılarak çıkarıldığını açıkla­yan ön jüriye, filmin yönetmeni Reyan Tuvi’ye, seçkideki diğer belgesel yönetmenlerine ve festivale katılan katılmayan ama bu müdahaleye katılmayan sinema yazarlarına dek pek çok insana yöneltmiş.</p>
<p>Geçmiş zamanda yazdığımıza bakmayın yakın zamandan bir memleket havadisi bu. Ama ülkedeki zor ve baskı koşullarından hiç de bağımsız değil bu yaşananlar. Ne yazık ki bu ülkede yaygın ve egemen söylem RTE söylemi, Somalı patronların, Torunlar İnşa­at şirketinin, işçi ölümlerini normalize eden, insan hayatını ucuzlatan, meydanları boş bulan-beton yapan, meydanlarda hayatını kaybetmiş 14 yaşındaki bir çocuğu hedef alan, memleketin her köşesini küçüklü büyüklü rantlı cennetlere bazı köşelerini ise cehenne­me çeviren ya da aynı köşeyi bazıları için cennete bazıları içinse cehenneme çeviren bu düzen ya doğrudan ya da dolaylı şiddet uygulayarak ilerliyor, ilerliyor.</p>
<p>Memleketin her köşesinden, kültür-sanatın her alanından küçüklü büyüklü sansür haberleri geliyor sanki bu kanıksansın isteniyor. Artık sorgulanmıyor bile, filmlere ba­kanlık destekleri, filmlerin yurtdışındaki gösterimlerden dışlanması, festivallerde kabul görmemesi, film gösterimlerinin engel görmesi… Kürt sorununa ilişkin “hassasiyetler” zaman zaman yeniden ortaya çıkarken; “hassasiyetler listesine” yenileri ekleniyor. Şim­dilerde AKP’yi eleştirenler, Gezi’den yolu geçenler listenin ilk sıralarına çıkıyor.</p>
<p>Bu satırları yazarken Ursula K. Le Guin’in söyledikleriyle karşılaşıyoruz gazetelerde. Özgürlüğü hatırlayabilen yazarlara, çizerlere, sanatçılara ihtiyacımız olacak diyor ütop­yaları bize getiren Ursula K. Le Guin. Şairlere, hayalperestlere – daha geniş bir gerçekli­ğin gerçekçilerine. Korku mağduru olmuş bir toplumda hayatımıza ilişkin alternatifleri görebilen, umutlu olmak için gerçek dayanaklar hayal edebilen yazarların seslerini özle­diğimizde bizi zor zamanlar bekliyor olacak. Her türlü insan gücüne direnilebilir ve her güç insanlar tarafından değiştirilebilir. Direniş ve değişim çoğu zaman sanatta başlar…</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_33-34k2.jpg"><img class="alignleft wp-image-238 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/kapak_33-34k2.jpg" alt="kapak_33-34k2" width="140" height="196" /></a>Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek bir direniş filmi. Direniş ve değişim filmi. Haziran ayında Gezi’de yaşananları, hayatlarında net bir biçimde kırılmalar yaşayan karakterler üzerinden anlatıyor. İlk belgeselinde Festus Okey’in, İstanbul’da yaşayan Afrika kökenli insanların belgeselini yapan Reyan Tuvi belgeselin görmezden gelemeyeceği gerçekleri, hayat hikayelerini konu ediniyor. Gezi’den alınan bir kesitte belgeselin gerçekliğine, “ger­çeğin gerçekçiliğine” uygun olarak görülenler, duyulanlar AKP propaganda filmlerine, haberlere bile yansırken, bir direniş filmine yansıdığında anlaşılan kabul edilemiyor ve gazaba uğruyor. Bir festivali düzenleyenlerin, ön jüri görevinin sadece “yönetime yardım­cı olmak adına bir seçki iletmek”ten ibaret olduğunu ve son kararı kendilerinin vereceğini söylemesi, “TCK 125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik ihtiva ettiği” gerekçesiyle filmi ihracı, “insan haklarını rencide etmeyecek, etik ve hukuki kriterleri karşısına alma­yacak” ibaresini taşıyan açıklamasıyla ihracını bir kez daha teyit etmesi, “uygun çözümü” yönetmenin bulması için baskı oluşturması, koşul olarak altyazının çıkarılmasını talep etmesi, “ikinci versiyonu kabul ettik” diyerek farklı çağrışımlarla bunu duyurması ve ma­alesef filmi hiç seyretmemesi de bizler için kabul edilemezdi. Sanatsal ifade özgürlüğüne, jürilerin seçim ve karar iradesine gölge düşüren festival ya da yetkilileri sadece kendisini duyuyor, sadece kendisini görüyor ve karşısındaki herkesi aleyhine davranan, festivalin gerçekleşmesine taş koyanlar olarak görebiliyordu. Ne kadar tanıdık bir söylem değil mi? Belgesellerini çekmekten yana tavır alan belgesel yönetmenlerinden bir imza metnini paylaşan sinema yazarlarına kadar herkes bu hışımdan nasibini alıyordu.</p>
<p>Peki, festivale olan haller burada bitiyor muydu? Maalesef hayır. Festival festival ol­maktan çok “şiddete organize” bir PR olayıydı ve karşısına çıkana şiddetle karşılık ver­mesi bundan kaynaklanıyordu. Şov sürmeliydi, festival bütçesi realize olmalıydı. Van Damme’lı gecede son vuruş vurulmalıydı. Bu nedenle AKP’li belediye başkanı Menderes Türel kapanış gecesinde iki önemli nokta üzerinde durdu. Neydi o iki konu hatırlayalım? “Ranta ve inşaatlaşma/betonlaşma hamlesine Antalya’dan bir ev alarak katkıda bulunul­ması ve filmlerde kullanılacak dile dikkat edilerek sokaklarda mermilerin susturulması” Sansür denmesin, belgesel dahi olsa RTE için kullanılan dile dikkat edilsin, protesto edil­mesin, festival ne pahasına olursa olsun yapılsın, kapanışı da şaşalı olsun.</p>
<p>Her dediklerini gerçekleştirirken sırada ne var, ne istiyorlar göreceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>33/34. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p><em>Sivas: </em>Çocukluğa, Masumiyete ve Köpeklere Dair / Aylin Sayın</p>
<p><em>Sivas</em>: Karamsar Bir Köy Anlatısı / Rahşan Yıldız Eyigün</p>
<p><em>Ben O Değilim</em>, Ayşe de Zaten Yok / Özge Özdüzen</p>
<p><em>Kış Uykusu</em>ndan Gezi’de Uyandık… / Yusuf Güven</p>
<p>Bir AVM Sineması’ndan <em>Kış Uykusu </em>izlenimleri / Murat Dural</p>
<p><em>Kusursuzlar </em>ya da Kusurun Suskunlukla Paylaşıldığı İroniler / Nazire Turan Aygün</p>
<p><em>Pek Yakında: </em>Yeşilçam’a Saygı Duruşu / Aylin Sayın</p>
<p>Geçmişin Büyüsünü Araçsallaştırmak / Murat Dural</p>
<p><em>Unutursam Fısılda</em>: Şu Samimiyet Maskesi / Tülay Dikenoğlu</p>
<p>Melisa Önel ile <em>Kumun Tadı </em>Üzerine / Seray Genç</p>
<p>İki Film ve Bir Karşılaştırma: <em>He Bu Tune Bu </em>ve <em>Were Denge Min </em>/ Ali Rıza Dürü</p>
<p><em>İki Gün Bir Gece: </em>O kocası olan kişi, acaba ben miyim? / Evren Barın Egrik</p>
<p>Bir Janrın Kısa Analizi: <em>Binlerce Kez İyi Geceler </em>/ Seray Genç</p>
<p>Miyazaki’den <em>Rüzgar Yükseliyor </em>/ Aylin Sayın</p>
<p><em>Son Şans: </em>Biyo-teknoloji ve Bildiğimiz Gerçekliğin Sonu / Murat Arpacı</p>
<p><em>Gece Planı: </em>Dünya Nasıl Kurtulacak? / Tülay Dikenoğlu</p>
<p><em>İda </em>Adında Bir Balık / Yusuf Güven</p>
<p>Pawel Pawlikovski Söyleşisi / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Bir Aşçının ve Bir Yönetmenin Ana Akımdan Kaçma Çabası: <em>Şef </em>/ Efe Gönenç</p>
<p>Hüznü Öfkeye Tercih Etmek: <em>Vecide </em>/ Fatoş Usta</p>
<p><em>Kapital</em>: Piyasaparkta Çarpışan Otolar / Hamdi Karaşin</p>
<p>Trier Nemfomaniyi Normalleştiriyor mu Yoksa Bir Kadın Düşmanı mı? / Sibel Kibar</p>
<p><em>Maymunlar Cehennemi </em>Bildiğiniz Gibi Değil! / Janet Barış</p>
<p>Dini Anlatı ve Perdedeki Yansımaları: <em>Nuh </em>/ Oktay Orhun</p>
<p>Amerikan Sineması ve Anlatının Tiranlığı II / Necla Algan</p>
<p>Reyan Tuvi: “Kendi direnişimin de belgeseli” / Didar Aytaş &#8211; Tuba Güneş</p>
<p>Sansür Farklı Yüzleriyle Çıkıyor Karşımıza / Reyan Tuvi</p>
<p>Özgürleşen Seyirci ‘’Seyr-i Sokak’’ta / Nagehan Uskan</p>
<p>Karanlıkta Gözlerini Açmak: Suriye’den Aktivist Belgeseller / Özge Özdüzen</p>
<p>Ziad Kalthoum ve Ölümsüz Asker: “Savaşı kayıt altına almak” / Seray Genç</p>
<p>Geçiş Sürecinde Suriye Sineması / Documentarist</p>
<p>Mike Wayne ve Deirdre O’Neill ile İngiltere İşçi Sınıfı Üzerine / Seray Genç</p>
<p>Zonguldak’tan Soma’ya / Metin Kaya</p>
<p>Yeraltına Işığı Düşürenler / Osman Günay</p>
<p>Nina-Maria Paschalidou ile <em>Kısmet </em>ve Diziler Üzerine / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Harun Farocki (1944-2014) / Ahmet Gürata</p>
<p>Fabrikadan Çıkan İşçiler / Harun Farocki (Çev: Ahmet Gürata)</p>
<p>İmkansızın Kıyısında Geç Kalmış Bir Aşk: <em>Vesikalı Yarim </em>/ Selçuk Duran</p>
<p>20. Yılında Sinema Aşkına Bir Festival: <em>Gezici Festival </em>/ Film Ekibi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2014/12/3334-sayi-gundemde-sansur-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
