<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; 17. sayı</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/tag/17-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:08:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>Amerikan paranoyasının sine-masal görünümü</title>
		<link>https://yenifilm.net/2009/03/amerikan-paranoyasinin-sine-masal-gorunumu/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2009/03/amerikan-paranoyasinin-sine-masal-gorunumu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 12:41:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[17. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[janet barış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[Janet Barış / Bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir; masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü&#8230; Franz Kafka Ortadoğu’nun görünen yüzü Ortadoğu’da bitmeyen, tükenmeyen ve tükenmedikçe de kanın durmadığı bir ortam var. Irak’tan yavaş yavaş çekileceğini açıklayan Obama’nın başkanlık koltuğuna oturmasının hemen öncesinde Gazze’yi işgal eden İsrail, kanın daha da çok akmasına sebep oldu. Her ne kadar ateşkes ilan edilmiş olsa da yıllara yayılan gerginlik tek bir ateşkesle kesileceğe benzemiyor. Yarasını hala sarmaya çalışan Gazze’de iki bine yakın ölü var. Üzerine Obama’nın elinde sihirli bir değnekle dünyayı değiştirebileceğini düşünen birçok insan umutlu. Ama Amerikan politikasının tek bir liderin değişmesiyle köklü bir devrime uğrayacağını düşünmek de fazlasıyla iyimserlikmiş gibi duruyor. Ortadoğu’nun bitmeyen çilesi, sinemanın da her zaman konusu olmuştur. Fakat son yıllarda artan gerilim ve Amerika’nın işgali, süreci daha farklı bir noktaya taşımış, bu konuda çekilen filmlerde bir artış görülmüştür. Amerika’nın kendi yarattığı tarihi kendi sinemasıyla anlatması seyircinin birçok olayı Amerikan gözüyle izlemesinin de önünü açar. Öte yandan bu durum Amerika’nın sadece kendi yarattığı tarihle ilgili değil aynı zamanda 11 Eylül sonrasında yaratılan kaos durumu, her Müslüman vatandaşa terörist gözüyle bakan bir paranoyayı da [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p class="VAHSbold15"><span style="color: #993300;"><em>Janet Barış /</em> </span></p>
<p class="VAHSbold15"><em>Bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir; masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü&#8230;</em></p>
<p class="Pal"><em>Franz Kafka</em></p>
<p><b>Ortadoğu’nun görünen yüzü </b></p>
<p>Ortadoğu’da bitmeyen, tükenmeyen ve tükenmedikçe de kanın durmadığı bir ortam var. Irak’tan yavaş yavaş çekileceğini açıklayan Obama’nın başkanlık koltuğuna oturmasının hemen öncesinde Gazze’yi işgal eden İsrail, kanın daha da çok akmasına sebep oldu. Her ne kadar ateşkes ilan edilmiş olsa da yıllara yayılan gerginlik tek bir ateşkesle kesileceğe benzemiyor. Yarasını hala sarmaya çalışan Gazze’de iki bine yakın ölü var. Üzerine Obama’nın elinde sihirli bir değnekle dünyayı değiştirebileceğini düşünen birçok insan umutlu. Ama Amerikan politikasının tek bir liderin değişmesiyle köklü bir devrime uğrayacağını düşünmek de fazlasıyla iyimserlikmiş gibi duruyor.</p>
<p>Ortadoğu’nun bitmeyen çilesi, sinemanın da her zaman konusu olmuştur. Fakat son yıllarda artan gerilim ve Amerika’nın işgali, süreci daha farklı bir noktaya taşımış, bu konuda çekilen filmlerde bir artış görülmüştür. Amerika’nın kendi yarattığı tarihi kendi sinemasıyla anlatması seyircinin birçok olayı Amerikan gözüyle izlemesinin de önünü açar. Öte yandan bu durum Amerika’nın sadece kendi yarattığı tarihle ilgili değil aynı zamanda 11 Eylül sonrasında yaratılan kaos durumu, her Müslüman vatandaşa terörist gözüyle bakan bir paranoyayı da doğurdu. 11 Eylül sonrası ortaya çıkan bu paranoya ortamı, ABD Hükümetinin herkesten ve herşeyden şüphelenmesine yol açarken, özellikle burada yaşayan Müslümanların potansiyel terörist gibi görülmesine yol açtı. Birçok insan sınırdışı edildi ve bu korku ortamı gündelik hayata sızarak giderek yayıldı.</p>
<p>Batının doğuya bakışının genel olarak aşağılamacı olduğunu biliriz. Mesele işgalci konumundaki bir ülke olunca durum daha da değişiyor. Güçlü olanın gücünü gösterdiği, aynı zamanda da bunu kendi istediği biçime dönüştürdüğü anlatımı öne çıkıyor. Bu artık aşağılamacı ya da üstün bir bakış olmaktan çıkıp, batının doğu için kendi oluşturduğu, yarattığı ve içselleştirdiği yapay bir bakışa dönüşüyor. Algıya müdahale edilebiliyor, insanların tarafını, sınıfını, kimliğini unuttukları bir ideoloji hakim kılınabiliyor. Bu yönde şekillendirilebilen algı, paranoya ortamını da ele almakta gecikmez. Geçtiğimiz yıl vizyona giren filmlerden Yargısız İnfaz (Rendition) adlı filmde Mısırlı bir mühendisin yaşadıkları da işte tam bu paranoya ortamıyla örtüşüyor. Gavin Hood’un yönettiği 2007 tarihli Yargısız İnfaz filminde çocukken ailesiyle Amerika’ya göç etmiş olan Mısırlı bir kimya mühendisinin, yanlış anlaşılma sonucu yaşadığı zorlu süreç anlatılyor.</p>
<p>Ortadoğu’da belirsiz bir ülkede bomba patlar ve bu patlama sonucu bir Amerikan yetkilisi ölür. Elindeki bir istihbaratla harekete geçen CIA, Güney Afrika’dan Washington’a gitmek üzere olan Mısırlı Anwar El- Ibrahim’i tutuklar. Nereye götürüldüğü belli olmayan El İbrahim, bir mahzende yasadışı olarak saklı tutulmaya başlanır ve burada işkence görür. Amerikalı karısı da ortadan kaybolan kocasını aramaya başlar. El İbrahim aslında CIA tarafından sorgulanmak üzere kaçırılmıştır. CIA&#8217;de Kuzey Afrika analisti olarak Mısır&#8217;da görev yapan Douglas Freeman, onun nasıl bir işkenceye tabi tutulduğunu gördükten sonra kendi görevini sorgulamaya başlar ve vicdanıyla başbaşa kalır. Filmin ana teması 11 Eylül’den sonra çıkan ve Amerika’nın uyguladığı terör yasaları. Bu yasalara göre bir şüpheliyi dava açmadan sorgulama hakkınız olur ve eğer bu şüpheli Müslümansa, daha keyfi uygulamalar da meşru kılınabilir. El İbrahim de bu yasanın yaptırımlarına maruz kalır, karısının Amerikalı olması bile başını dertten kurtaramaz. Önemli olan bir diğer nokta da CIA görevlisinin yaşanan şiddete duyarsız kalmaması&#8230; Bu anlamda bir iç hesaplaşmayı da barındıran film, Amerikalıların “vicdanlı” olduğunun da altını çizmeden geçemiyor. İşkence aslında bilinmeyen bir şey değil. CIA’in ABD dışı ülkelerde işkence yapması, işkence uçakları kullanması gibi konular güncelliğini korurken, filmde tam tersine ABD’nin işkence yapmadığının, yapmayacağının altı çiziliyor.</p>
<p>Ahlaki bir hesaplaşmanın üzerinde duran ve sistem duvarlarının gerektiğinde dışına çıkılabileceğini gösteren filmde, bakış açısı direkt olarak batı üzerinden kurulduğundan olayları batılı bir bakış açısıyla izliyoruz. Böylelikle filmin ‘doğu’ tarafı eksik kalıyor. Son yıllarda 11 Eylül sonrası Amerika’nın Ortadoğu’ya yönelik politikalarını anlatan filmlerden biri olan Yargısız İnfaz, Amerika’nın işkence yapmadığının ve yapmayacağının altını çizerek yanlı bir tavır takınıyor. Müslüman mühendisin suçsuz olduğu anlaşılsa da, Amerika yine kendini haklı çıkarmayı, aklamayı biliyor.</p>
<p><b>Paranoyanın dolaşımı </b></p>
<p>Aslında sinemada kendine yer bulan bu paranoya ortamının gündelik hayata dair bir uzantısı da var. İnsanların kendilerini tehdit altında hissetmesi arttırılan güvenlik önlemlerinin, kendi iyilikleri için olduğuna dair bir inanç ortaya çıkarmıştır. Michael Moore, Fahrenheit 9/11 adlı belgesel filminde bunun üzerinde durmuş ve ABD&#8217;nin yapay bir korku atmosferi yaratarak, insanların nasıl denetlenmek ve gözetlenmeye razı olabildiklerini göstermiştir. Moore filminde böylesine yapay bir korku ortamı yaratılmasını, halkın kendini tehdit altında olduğuna inandırma ve böylelikle Amerika’nın olası bir savaş ortamını meşrulaştırma amacına bağlar, bunu da filmde verdiği örneklerle pekiştirir. Paranoyanın Amerika’nın gündelik yaşamında nasıl etkili olduğunu anlatan belgeselci Michael Moore, muhalif kimliğiyle Amerika’nın dış politikalarını pek çok kurmaca filmden daha sert bir şekilde eleştirir.</p>
<p>2008 tarihli Body Of Lies Türkçe adıyla Yalanlar Üstüne Ridley Scott imzalı ve yine Ortadoğu’yu merkeze alan bir diğer film. Burada bir ajanın El Kaide örgütünün üst düzey kadrosundan birinin peşine düşme görevi almasıyla birlikte yaşadıkları anlatılıyor.</p>
<p>Filmin senaryosunun uyarlandığı kitabın yazarı da David Ignatius. Ignatius aynı zamanda meşhur Davos krizi içerisinde yer alan Ortadoğu’daki dengeleri değişirebilecek iki liderin arasında sıkışan moderatörün de ta kendisiydi. Filmin öyküsü ise şöyleydi: Roger Ferris, ABD istihbaratının tehlikeli görevlerde kullandığı önemli bir adamıdır. Yöneticisi de CIA ajanı Ed Hoffman’dır. Dizüstü bilgisiyarı üzerinden stratejiler üretip emirler veren Hoffman, bir süredir istihbarat ağından kaçıp bombalama eylemi düzenleyen bir terör örgütünün liderinin peşindedir. Bu yüzden de Ferris’i görevlendirerek onun dünyasına girmeyi dener ve sanal bir terör örgütü yaratılır. Ürdün istihbarat servisinin başındaki Hani de işlerin merkezindedir. Ferris hedefine yaklaştıkça farklı şeyler keşfeder ve bu süreçte şefi Hoffman’a olan inancını da yitirir.</p>
<p>Ortadoğu’da süren işgalin yöntemlerini ve nedenlerini sorgulayan politik bir gerilim olarak nitelendirilebilecek Body Of Lies, ABD’nin kusursuz gibi gözüken istihbarat servisinde de çatlaklar olabileceğini gösteriyor. Ridley Scott’ın yönettiği ve Leonardo Di Caprio, Russell Crowe gibi ünlü oyuncuların başrolde yer aldığı filmde, dünyanın her yerini uydudan izleyebilen ajanların hakimiyet gücünün gözetlemenin ve denetlemenin ne denli işlerine yaradığının da altı çiziliyor. Bu tip Holywood filmlerinde genellikle ortaya çıkan bir aşk öyküsü Amerikan askeri ya da ajanının insani yanını vurgulayan bir tema olarak çıkar karşımıza. Bu filmde de eksik kalmıyor ve “doğu”lu kıza aşık olan ajanın insani yanının altı deşiliyor. “Kimse Ortadoğu’da yaşamak istemez” sözü belki de filmin ana fikrini oluşturuyor. Buraya sadece terörist avlamaya gelen bir ajan için durum böyle olmasa da, hatta bölgeye geldikten sonra Ortadoğu’yu sevse, kendini yakın hissetse ve üzerine aşık olsa bile film oryantalist bakış açısından vazgeçmiyor.</p>
<p><b>Hollywood’un bitmeyen ‘masal’ı </b></p>
<p>Savaşın Hollywood’a yansıyan örneklerinden biri de In the Walley of Elah, Türkçe’ye “Tanrının Vadisinde” olarak çevrilen filmde Irak savaşından döndükten bir hafta sonra kaybolan bir asker ve o askeri arayan ailesinin öyküsü anlatılıyor. Mike, Irak’ta savaşıp ülkesine döner ama döndüğünde kaybolur. Bunun üzerine eski bir savaş gazisi olan babası Hank ve annesi onun izini sürmeye başlarlar. Daha önce Vietnam’da görev yapan büyük oğlunu da savaşta kaybeden Hank, diğer oğlunu da bu şekilde yetiştirmiş ve Mike da gönüllü olarak Irak’a gitmiştir. İlk araştırmalarda Mike’ın birkaç gün önce firar ettiği anlaşılır. Mike’la ilgili gerçekler ortaya çıkarken, Hank savaşı ve değerlerini farklı bir biçimde sorgulamaya başlar. Zira oğlunu milliyetçi bir ortamda büyüten Hank’in yavaş yavaş değişen inançları, dönüşümü de söz konusu olur. Kısmen de olsa ötekilik konusu üzerinde de duran filmde, Hank’in gözünden muhafazakar bir Amerikalının göçmen sevgisizliği de öne çıkmış oluyor.</p>
<p>Hollywood burada da yine savaşın, savaşı başlatan istila eden için de vahim bir durum olduğunu, Iraklılar gibi Amerikalıların da bu durumdan canının yandığını göstermeye çalışıyor. Konu ilgi çekici gibi gözükse bile film bu anlamda çok da masum değil. Kendilerini sorgulayan ve acı çeken Amerikalılar seyircinin gözünde istila ed(il)enin durumunu gölgede bırakıyor. Tanrının Vadisi filminde Vietnam savaşının, Vietnam’a giden askerlerin, Hank gibi, Irak’tan ve Irak’a giden kuşaktan daha farklı olduğunun altı çizilir. Kuşaklar ve coğrafyalar bir onur karşılaştırmasına tutulur.</p>
<p>Amerikan sinemasının bu konudaki en büyük başarısı her iki tarafa eşit, objektif yaklaşıyor-muş izlenimi vermesi. Kendisini aklarken Iraklı, El Kaideli teröristler için de kötü düşünülmemesini sağlıyor. Böylelikle neredeyse fark etmeden Amerika’nın tarafsız, özeleştiriyle yüklü ve işgal ettiği topraklardaki insanlar öldüğü için vicdan azabıyla dolu olduğunu düşünerek bir film yapmış olduğuna inanıyoruz. Ne olursa olsun Amerika’nın Ortadoğu ile ilgili filmlerinde oryantalist bir taraf var. Teröristlerin de insan olabileceğini gösteren detaylara yer verilse bile bu bakış açısından kurtulunamıyor. Böyle olunca da “doğu“ batı için işgal edilesi, medeniyet dersi verilesi bir yer olarak kalıyor. Bizim önceki sayıdan itibaren devam eden yazılarımıza gelirsek; Amerika Ortadoğu’dan çıkmadıkça bu tür filmleri daha çok yazacağız gibi görünüyor…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2009/03/amerikan-paranoyasinin-sine-masal-gorunumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>17. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2009/03/17-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2009/03/17-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 20:19:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[17. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[Bize vurmaz denilen kriz, gün geçtikçe derinleşiyor. Kapitalizmin çarkları birden durdu, insanlar işlerini kaybettiler ya da askıya alındılar, ücretsiz izne ayrılmak zorunda kaldılar. Yıllardır üretime dayanmayan köpüğü şişirip paylaşan sermayedarlar ve yöneticileri şimdi emekçilerden fedakarlık istiyorlar her zaman olduğu gibi; emekçilerin oluşturduğu birikim bir kez daha bankalara, fabrikalara, şirketlere aktarılıyor her zaman olduğu gibi… Herkes krizin suçluluğunu üstünde taşıyor sanki, güncel krizin öncekilerden farkı budur. Şimdilik, bir uzlaşma sağlanmışçasına bütün dünya bekliyor Godot’u. Fakat eğer küresel kapitalizm çarkları tekrar döndüremezse, sayıları gittikçe artan işsizlerden ve emekçilerden daha ciddi uyarıların gelmesi yakındır. Alternatifler tartışılırken Marx yeniden hatırlandı, devletin daha aktif roller üstlenmesi gerektiği dile getirildi vs. Biz daha somut bir öneride bulunalım: ABD’nin yanıbaşında elli yıldır tüm ekonomik güçlüklere ve izolasyon politikalarına rağmen ayakta kalmayı başaran, mutlu ve sağlıklı nesiller yetiştiren Küba’ya baksın arayışta olanlar. Bu krizin sonu ne olursa olsun, artık 80’lerden bu yana yaşanan sanal bir ekonomiye dayalı zenginlik ve sömürü düzeninin sonuna gelinmiştir. Bundan böyle kapitalizmin alternatifleri daha güncel olacaktır. Başbakan Erdoğan Davos’taki oturumda, sünepe, vıcık vıcık diplomasi dilini, havasını ve doğruculuğunu bir kenara bırakan, dosdoğru ortalama bir Müslümanın kalbinden geçenleri dünyanın gözleri önünde Peres’in sıratına kusan, bütün bunları yaparken iç politika hesaplarından çok yüreği yanmış bir Müslüman [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bize vurmaz denilen kriz, gün geçtikçe derinleşiyor. Kapitalizmin çarkları birden durdu, insanlar işlerini kaybettiler ya da askıya alındılar, ücretsiz izne ayrılmak zorunda kaldılar. Yıllardır üretime dayanmayan köpüğü şişirip paylaşan sermayedarlar ve yöneticileri şimdi emekçilerden fedakarlık istiyorlar her zaman olduğu gibi; emekçilerin oluşturduğu birikim bir kez daha bankalara, fabrikalara, şirketlere aktarılıyor her zaman olduğu gibi… Herkes krizin suçluluğunu üstünde taşıyor sanki, güncel krizin öncekilerden farkı budur. Şimdilik, bir uzlaşma sağlanmışçasına bütün dünya bekliyor Godot’u. Fakat eğer küresel kapitalizm çarkları tekrar döndüremezse, sayıları gittikçe artan işsizlerden ve emekçilerden daha ciddi uyarıların gelmesi yakındır. Alternatifler tartışılırken Marx yeniden hatırlandı, devletin daha aktif roller üstlenmesi gerektiği dile getirildi vs. Biz daha somut bir öneride bulunalım: ABD’nin yanıbaşında elli yıldır tüm ekonomik güçlüklere ve izolasyon politikalarına rağmen ayakta kalmayı başaran, mutlu ve sağlıklı nesiller yetiştiren Küba’ya baksın arayışta olanlar. Bu krizin sonu ne olursa olsun, artık 80’lerden bu yana yaşanan sanal bir ekonomiye dayalı zenginlik ve sömürü düzeninin sonuna gelinmiştir. Bundan böyle kapitalizmin alternatifleri daha güncel olacaktır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan Davos’taki oturumda, sünepe, vıcık vıcık diplomasi dilini, havasını ve doğruculuğunu bir kenara bırakan, dosdoğru ortalama bir Müslümanın kalbinden geçenleri dünyanın gözleri önünde Peres’in sıratına kusan, bütün bunları yaparken iç politika hesaplarından çok yüreği yanmış bir Müslüman motivasyonuyla hareket eden bir adam izlenimi vermiştir. Ancak işin aslının göründüğü gibi olmadığı çok geçmeden açığa çıkmıştır. Romanlarda ya da filmlerde gördüğümüz cesur, sözünün eri bıçkın delikanlıların gerçek hayatta, özellikle burjuva siyasetinde yeri yoktur. Erdoğan’ın, Hekimoğlu İsmail’in romanlarındaki Müslüman militan karakterlerden etkilendiği her halinden belli. Davos’ta ortaya çıkan fakat hemen sönüveren parlayış, bu ruh halinden izler taşıyor. Nitekim Erdoğan da suçu moderatöre yükleyerek ve meseleyi kendisine söz hakkı tanınmamasına bağlayarak yiğitliğine halel getirmiştir. Delikanlı adam başladığı lafın sonunu getirir, Erdoğan kıvırarak lafın sonunu getirmemiştir. Başbakan Erdoğan’ın tavrı ile George W.Bush’un suratına ayakkabı fırlatan Irak’lı gazetecinin eylemleri arasında bir paralellik kurmayı deneyebilirdik şayet Erdoğan tıpkı Iraklı gazeteci gibi her türlü bedeli ödemeye razı olarak lafının sonunu getirseydi. Diğer taraftan, her ne kadar Türkiye’nin tavrı bu dayılanmayla sınırlı kalacak, Filistin gerçeği değişmeyecek ve diplomatik/politik oportunizm ve pragmatizm geçerli olmaya devam edecekse de bu hareket yerel seçimlerde kendisine ciddi bir oy getirecektir. Davos’taki çıkışın yaklaşan yerel seçimler hesaplanarak tasarlandığı artık herkesçe kabul edilmektedir. AKP’nin son dönemde küresel ekonomik krizin yarattığı sıkıntılar, Deniz Feneri davasıyla simgeleşen yolsuzluğun, dolandırıcılığın, talanın yarattığı sorunlar nedeniyle aşınan imajının bu hareketle toparlandığı düşünülmektedir genel olarak. Böyle züccaciye dükkanına giren fil misali her tür yapmacık diplomasi jestini bir kenara bırakan tavrın sandıktaki karşılığını hep beraber göreceğiz.</p>
<p>Gazze’nin kaderi değişmiyor. Bütün dünyanın gözleri önünde vahşet devam ediyor. Venezüella dışında hiçbir ülke somut bir tepki göstermemiştir. Türkiye’de önemli bir kesim İsrail ile olan ilişkilerden ve karşılıklı çıkarlardan, bu ilişkinin tarihinden dem vurarak Filistin’in kendi kaderine terk edilmesi gerektiğini düşünüyor. Filistin’i kendi kaderine terk etmek, gerekli somut tepkiyi göstermemek bir insanlık suçudur. Bu suçun bir cezası olsaydı bütün dünya bundan hüküm giyerdi. Müslüman ülkelerin riyakar tutumu ve Batı’nın sessizliği, İsrail’in kural tanımaz tavrını her geçen gün daha da geliştirmesine neden olmaktadır. AKP iktidarı İsrail konusunda gönlünden geçen politikaları uygulayamayacağını görmüştür. Filistin meselesi AKP için BOP’un yumuşak karnıdır. BOP’un yarattığı rüzgarı arkasına alan ve bunun nimetlerinden sonuna kadar yararlanan AKP bugüne kadar elde ettiklerini Filistin konusunda harcayıp bitirmeyecek kadar politik rasyonaliteye sahiptir. Başbakan Davos’taki tavrıyla bu riyakarlığı örtbas etmeye çalışmıştır. Kısa vadede başarılı olsa da uzun vadede Filistin’in değişmeyen kaderi ve Türkiye’nin tutumu bunun böyle olmadığını gösterecektir.</p>
<p>Madımak adı Sivas’ta yakılan canlarımızı hatırlatıyor artık bize. Hiçbir şeyden utanmadıklarını, yüzsüzlüklerini biliyoruz ama otelin alt katında kebapçı açılması başta Sivas’ta kaybettiklerimiz olmak üzere insanımıza karşı açık bir aşağılamadır. Şimdi basiretsiz devletimiz ve AKP hükümeti, tam da seçim öncesi, muhtemelen halkın parasıyla el altından ödeme yaparak bu dükkanı boşalttırdı, ve burada bir kitapçı açılarak içinde Sivas’ta ölenler için bir köşe yapılacakmış. Oysa talep buranın yakın tarihle yüzleşmemizi sağlayan bir müze olmasıydı … Tepki eli-kanlı faşistlerden geldi: ‘Madımak otelini müze yapsak, Türkiye’nin her yerini yapmak gerekir’ diye. Doğrudur, Sivas, Maraş, Bahçelievler, Çorum… yakın tarih tam da burayı müze yapamayanların katliamları ile dolu. Bunları unutmadık ve unutturmayacağız.</p>
<p>Bir açılım furyası başladı. AKP hükümetinin bir açılımı da komünist sevdalımız Nazım’a Türk vatandaşlığını iade etmek oldu. Hatta bu açılım coşup zaten TC vatandaşı olan Ahmet Kaya’yı tekrardan vatandaş yapmaya kadar gitti. Daha önce de Nazım’ın çeşitli vesilelerle düzen politikasına alet olduğunu biliyoruz. Nazım’ın gelmek isteyeceği Türkiye’nin bu olmadığı açıktır, fakat somut bir talep olarak Nazım’ın vatandaşlıktan çıkarılma kararının iptali mücadelenin bir parçasıdır ve mücadele devam etmektedir.</p>
<p>Bu sayımızda, altın dönemini yaşamakta olan sinemamızın son sezonda gösterime girmiş örneklerini tüm yönleriyle ele almaya çalıştık. Bu bağlamda müsamereleştirilen bir tarihin aktarıldığı Güz Sancısı, 90’lı yılları farklı bir açıdan anlatan Bahoz (Fırtına), Can’ın (Dündar) gündem yaratan belgeseli Mustafa, Nuri Bilge Ceylan’ın yeni döneminin son filmi Üç Maymun, Semih Kaplanoğlu’ nun üçlemesinin ikinci filmi Süt ve bu vesileyle Yumurta, Yeşim Ustaoğlu’nun orta sınıfı merceğe aldığı son filmi Pandora’nın Kutusu filmlerini ele aldık. Dünyanın en yüzeysel adamı Issız Adam ve diğer gereksiz adamlar Recep İvedik’le, Muro da yazarlarımızdan paylarına düşeni aldılar. Türkiye sinemasının 2000’li yıllarının bir değerlendirmesini ve son dönemin dört örneği üzerinden Türkiye’ye bakan yazıları yine bu sayımızda bulacaksınız. Yeşim Ustaoğlu ile uzun zamandır yapmak istediğimiz kapsamlı söyleşimizi Pandora’nın Kutusu’nun gösterime girmesiyle birlikte yapma şansı bulduk.</p>
<p>Ahmet Soner’in günlükleri bu kez 1973 yılı ile devam ediyor. Avrupa’da sinema yapmaya kalkışan W. Allen’ın son filmi, animasyon belgesel tarzında İsrail’in bir önceki savaşta yaptıklarını anlatan Beşir’le Vals , mafya filmleri estetiğine sıkışmayan Gomorra bu sayıda incelediğimiz yabancı filmler. Amerikan paranoyasının son dönem sinemasına yansıması, Gadjo Dilo’dan yola çıkarak oryantalizm üzerine değiniler, bir erkek temsili olarak Çöküş filmi diğer yazıların konusunu oluşturuyor. Ayrıca, İspanya’dan 53. Seminci Film Festivali izlenimlerini de bu sayıda bulacaksınız.</p>
<p>Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere,</p>
<p>Dostçakalın,</p>
<p>Film Ekibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>17. Sayının İçeriği</strong></span></p>
<p>Güz Sancısı: Müsamereleştirilen Bir Tarih / Aylin Sayın &#8211; Murat Çınar Büyükakça</p>
<p>90’lı Yılların Filmi Bahoz: 2000’lerde Açı &#8211; Karşı Açı / Elif Genco</p>
<p>Mustafa: Cin Şişeden Çıktı / Ulaş Karakoç</p>
<p>Üç Maymun’u Çekmek / Seray Genç</p>
<p>Basılmamış Bir Romanın Filmi: Süt / Müjde Arslan</p>
<p>Süt ve Yumurta’nın Muhafazakar İdeolojisi / Rıza Kıraç</p>
<p>Pandora’nın Kutusu: Orta Sınıfa Bakmak / Yusuf Güven</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu Söyleşisi / Film Ekibi</p>
<p>Dünyanın En Yüzeysel Adamı: Issız Adam / Evrim Kaya</p>
<p>Muhteviyatını Kaybeden Sinema Recep İvedik, Muro ve Diğerleri / Doğan Yılmaz</p>
<p>Dört Film Bir Türkiye / Hamdi Karaşin</p>
<p>İki Binli Yıllar Türk Sinemasına Bakış / Onur Behramoğlu</p>
<p>Kozlu’da Geçen Günler / Ahmet Soner</p>
<p>Woody Allen, Manhattan Seni Özlüyor! / Özge Özdüzen</p>
<p>Beşir’le Vals: Belleğin ve Vicdanın Yeniden İnşası / Doğan Yılmaz</p>
<p>Gomorra: Mafya Filmleri Estetiğine Sıkışmayan Bir Mafya Filmi / Zeynep Yaşar</p>
<p>Amerikan Paranoyasının Sine-masal Görünümü / Janet Barış</p>
<p>Gadjo Dilo’nun Düşündürdükleri: Oryantalizm Üzerine / Erhan Demircioğlu</p>
<p>Bir Erkek Temsili Film Olarak Çöküş / Lokman Zor</p>
<p>53. Uluslararası Seminci Film Festivali İzlenimleri / Filiz Öztürk</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2009/03/17-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
