<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; 18. sayı</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/tag/18-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:08:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>Küfür Karakterlerinin En Yenisi: Muro</title>
		<link>https://yenifilm.net/2009/10/kufur-karakterlerinin-en-yenisi-muro/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2009/10/kufur-karakterlerinin-en-yenisi-muro/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 08:26:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[18. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[mahmut hamsici]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=687</guid>
		<description><![CDATA[Mahmut Hamsici / &#160; Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin yeni bölümleri için bu yıl kanal değiştirerek Star TV’yle anlaşan Vadiciler’in röportajlarından edindiğimiz bilgiye göre Muro bu sezon da dizi ekibinde yer alacak. Yani solculuk geniş bir Vadisever izleyici kitlesi için bu kış yine bir eğlence kaynağı olacak. Muro geçen yıl beyazperde macerasında Recep İvedik 2 ve A.R.O.G ile aynı dönemde vizyona girmiş bu yüzden ‘arada kaynayıp’ hakkıyla ele alınıp incelenememişti. Hâlbuki ticari olduğu kadar bir kültürel ve siyasal ‘proje’ olarak Muro, öncelikle Türkiye’nin kültürel zeminindeki bir hattın takipçisi olması daha sonraysa bunu mevcut politik atmosferden aldığı cesaretle şimdiye kadar benzerlerinin yapamadığı bir cüretle gerçekleştirmesi bağlamında çok daha fazla incelenmeyi hak ediyor. Muro, solculuğun parodileştirilmesi üzerinden inşa edilmiş bir karakter. Projeye yan unsur olarak Kürtlüğün ve yoksulluğun parodileştirilmesini de eklemek gerekiyor. Ancak, bu yazıda dikkat çekmek istediğimiz üzere, eser bu türün ilk örneği değil. Muro, solun bu topraklarda yenilgisi ve geri çekilişinden bu yana kültür alanında sürdürülen solculukla dalga geçme geleneğini devralarak oluşturulmuş bir proje. ‘Yeni Orta Sınıf’ adlı kitabında bu dışlama yönteminin pratiklerini ve bu dilin sahibi olan yeni orta sınıfların kültürel davranışlarını incelemiş olan Ali Şimşek’in belirttiği gibi solculuğun parodileştirilmesi darbenin hemen sonrası yıllara uzanıyor. Medya ve Sanat ortamında sola [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h4><strong><em><span style="color: #993300;">Mahmut Hamsici /</span></em><br />
</strong></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin yeni bölümleri için bu yıl kanal değiştirerek Star TV’yle anlaşan Vadiciler’in röportajlarından edindiğimiz bilgiye göre Muro bu sezon da dizi ekibinde yer alacak. Yani solculuk geniş bir Vadisever izleyici kitlesi için bu kış yine bir eğlence kaynağı olacak.</p>
<p>Muro geçen yıl beyazperde macerasında Recep İvedik 2 ve A.R.O.G ile aynı dönemde vizyona girmiş bu yüzden ‘arada kaynayıp’ hakkıyla ele alınıp incelenememişti. Hâlbuki ticari olduğu kadar bir kültürel ve siyasal ‘proje’ olarak Muro, öncelikle Türkiye’nin kültürel zeminindeki bir hattın takipçisi olması daha sonraysa bunu mevcut politik atmosferden aldığı cesaretle şimdiye kadar benzerlerinin yapamadığı bir cüretle gerçekleştirmesi bağlamında çok daha fazla incelenmeyi hak ediyor.</p>
<p>Muro, solculuğun parodileştirilmesi üzerinden inşa edilmiş bir karakter. Projeye yan unsur olarak Kürtlüğün ve yoksulluğun parodileştirilmesini de eklemek gerekiyor. Ancak, bu yazıda dikkat çekmek istediğimiz üzere, eser bu türün ilk örneği değil. Muro, solun bu topraklarda yenilgisi ve geri çekilişinden bu yana kültür alanında sürdürülen solculukla dalga geçme geleneğini devralarak oluşturulmuş bir proje.</p>
<p>‘Yeni Orta Sınıf’ adlı kitabında bu dışlama yönteminin pratiklerini ve bu dilin sahibi olan yeni orta sınıfların kültürel davranışlarını incelemiş olan Ali Şimşek’in belirttiği gibi solculuğun parodileştirilmesi darbenin hemen sonrası yıllara uzanıyor. Medya ve Sanat ortamında sola acımasızca yüklenme ve solla dalga geçmenin ilk örnekleri Nurdan Gürbilek’in ‘Vitrinde Yaşamak’ kitabındaki tanımıyla “kurumsal, siyasal ve insani sonuçları bakımından yakın tarihin en ağır dönemlerinden ama aynı zamanda insanların politik yükümlülüklerinden kurtuldukları bir hafifleme ve serbestlik dönemi” olarak tanımladığı 1980’lerde ortaya çıktı.</p>
<p>Ahmet Altan, devrimcileri stereotipileştirdiği ‘Sudaki İz’ gibi romanlarını bu ‘hafifleme ve serbestlik’ döneminde piyasaya sürdü. Yazılı basında solu önce tek tipleştirip sonra da mizah malzemesi olarak ele alma denemeleri bu yıllarda biraz çekimser biçimde de olsa yavaş yavaş başlıyordu. Türkiye medyasında yeni bir habercilik anlayışına katkıları olduğu gibi bunu yozlaştırıcı etkileri de bulunan Nokta ve Yeni Gündem dergileri sola yaklaşımda yeni bir dilin yaratılmasında önemli rol oynadı. Bu dergilerde döneme uygun olarak son derece gerekli de olan solu ve yenilgiyi tartışma çabası zaman içinde solun temel değerlerini küçümseme, solla dalga geçme formlarında yürümeye başladı. Solla dalga geçmenin popülerleşip, Mis Sokak’tan başlayarak öncelikle üniversitelilere ardından tüm kentli okur yazar kesimlere sirayeti ise Limon-Leman dergisiyle gerçekleşti. Hepsi sigara içen yeşil parkalı, pis sakallı genç erkek ve bıyıklı, dağınık saçlı genç kadın devrimciler, konuşmalarıyla, davranışlarıyla derginin Bezgin Bekir’den Daral&amp;Timsah’a tüm sayfalarında bol bol yer tutarak okuru güldürüyordu. Leman yerli yersiz bir sürü karikatürde solculuğu ve sol jargonu bir espri malzemesi haline dönüştürmeyi başardı. Bir gencin club maceralarını anlatan sayfasının adının ‘Teoride ve Pratikte Bahadır Boysal’ olması derginin bu konudaki ‘yaratıcılığını’ gösteriyordu.</p>
<pre><strong>Yeni başlayanlar için Muro</strong><br />
Muro, diziye ilk dahil olduğunda bugünküden çok farklı bir karakterdi. Muro başlarda, içinde bulunduğu ve metropol sorumlusu olduğu örgüt (PKK) için çalışan, çıkarları zedelendiğinde örgütle ayrışan, örgütten para kaçıran, yardımcısı Servet’le birlikte uyuşturucu ve organ ticareti gibi işlerle uğraşan, gözünü kırpmadan insan öldürebilen, psikopat ruhlu biriydi. Ağzına aldığı devrimcilikle ilgili kavramlar azdı. En ünlü lafı Servet’e dönüp dönüp söylediği “Sıg lan gafasınaydı.” Bu dönemde izleyici ve sağ kamuoyunun dizide bir PKK militanının komiklikleriyle anlatılmasına tepki göstermesi üzerine yapımcılar tarafından Muro’nun örgütle bağlantısı koparıldı ve karikatürize bir devrimci karaktere evrildi. Muro artık Servet’in yerine gelen saf yardımcıları Çeto ve Yıldırım’la birlikte gayri meşru işlere mesafeli, hümanist bir karaktere dönüşmüştü. Muro’yu bu yeni haliyle sevenler kitlesi kısa süre içinde o kadar büyüdü ki Vadiciler onun maceralarını beyaz ekrandan beyaz perdeye de taşımanın kârlı olacağına karar verdiler. Böylelikle ortaya çıkan Muro-Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine filmi geçen sezon aynı dönemde benzer kulvarlarda yarıştığı Recep İvedik 2 ve AROG’a rağmen 2 milyon 300 binden fazla kişi tarafından izlenip Türkiye’de sinema tarihinin en çok izlenen 20 filmi arasına girdi.</pre>
<p>1990’larda bu dil Aktüel gibi birçok haber dergisine, reklâmlara, farklı karikatür dergilerine, yeni çıkan ve kentli orta sınıfları hedefleyen Yeni Yüzyıl gibi gazetelere de sıçradı. Solcu jargon, kimi zaman Che’nin sözleri, reklâmlarda mizahi bir dille bol bol kullanılırken Babıali’den İkitelli’ye geçiş yapan medyanın Engin Ardıç’tan Ertuğrul Özkök’e onlarca kalemşoru da kalemlerinin uçlarını defalarca sola saldırmak ve solla dalga geçmek için sivriltmekten yorulmadı.</p>
<p>Bu dönemde özel televizyon kanallarının açılmasının ardından 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında solculuğun parodileştirerek kullanılmasında beyaz ekran önemli bir alan haline geldi. Bu dizilerden bir bölümü solculuk hal ve davranışlarına dalga geçmeden ve aşağılamadan yaklaşmaya çalışırken (İkinci Bahar, Yeditepe İstanbul gibi) bir kısmı ise solcu karakterleri ya bir dekor malzemesi olarak kullandı ya da parodileştirerek ele aldı. Örneğin Hande Ataizi’li Ruhsar dizisi gibi&#8230; Dizinin başrol karakterlerinden Mazhar’ın çalıştığı reklâm şirketinin patronu, odasında Che’nin posteri bulunan ve ofiste purosuyla gezinirken çalışanlara “Sevgili proleterlerim” diye hitap eden Önder Bey bu karakterlerden biriydi. Bir diğeri ise Gani Müjde’nin senaryosunu yazdığı Hayat Bilgisi dizisinde deli ve kaypak bir kişiliğe sahip olan ve “Son Tahlilde” sözüyle özdeşleşmiş bulunan Cumhur Hoca’ydı. 2000’li yılların başındaki bir başka dizide solcu karakterin adı dahi artık alaya alınmıştı. Kerem ile Aslı dizisinde kızının bir holding patronuyla evlenmesine karşı çıkan bir zamanların sendikacısı, solcu karakterin adı Salak Muzaffer’di.</p>
<p>Yukarıda saydıklarımız dışında daha küçük örnekler de sıralanabilir. Muro işte tam da 1980’lerde açılan ve gitgide genişleyen bu kanaldan yürüyerek oluşturulmuş bir proje. Yani bir geleneğin devamcısı.</p>
<p>Dizide ve filmde Muro yukarıda sunduğumuz izleği takip ederek devrimci ahlak, devrimci bilinç, emperyalizm, çözümleme, polemik gibi kavramlarla sürekli izleyicilere espri malzemesi üretiyor. Bununla izleyicilere solculuğun ne kadar modası geçmiş ve bayat olduğu, toplumsal mücadelelerin hepsinin arkasında bir kişisel çıkar hevesinin olduğu mesajı gönderiliyor. Bu durumda da solculuğun bugün ancak Muro gibi biraz deli, cahil, liderlik hırsı bulunan, ayakları yere basmayan ve boş hayaller peşinde koşan biri tarafından savunulabileceği gösterilmiş oluyor. Özellikle filmdeki bazı sahneler bu niyeti doğrudan göstermesi açısından çarpıcı. Örneğin Muro ve yardımcısı Çeto’nun İstanbul’a geldikleri ve çöp konteynırında yatmalarının ardından temizlik işçileri tarafından uyandırıldıkları sahnede Muro, çöp kamyonunun arkasına tutunmuş giderken yanındaki işçiye maaşlarının nasıl olduğunu, maaşlarını alıp alamadıklarını ve sendikalarının olup olmadığını soruyor. İşçi ise “Biz buna biniyoruz onlar bizden topladıkları paralarla 500 Sel’e biniyor” yanıtını veriyor. Bir diğer sahnede ise Muro, Rus sevgilisiyle yatakta muhabbet ederken ondan devrimi ve Lenin’i anlatmasını istiyor. Sevgilisinin yanıtı ise “Lenin? Lenin tam bir şerefsiz!” oluyor.</p>
<p>Dizide-filmde yukarıda bahsettiğimiz gibi solculuğun yanına Kürtlük ve yoksulluk halleriyle dalga geçmenin de eklenmesiyle bu kesimlere ait tüm davranış kalıpları (Muro beyaz don, mavi gömlek, kumaş pantolon giyiyor, sıkan kösele ayakabısının üzerine basıyor, arabaya nazar boncuğu asıyor, terleyince kumaş mendil kullanıyor, Beyoğlu’nda türkü bara gidip Şivan Perver’in ‘Malan Barkir’ türküsüyle halaya duruyor, zılgıt çekiyor vs&#8230;) da bir komedi unsuruna dönüştürülmüş oluyor.</p>
<p>Tüm bunlardan sonra akıllara şu sorular geliyor: Bu kadarı da çok fazla değil mi, tarikat ve derin devlet bağlantılı PANA Film’in bu cüreti nereden geliyor?</p>
<p>Burada tartışmanın yönünü önce ağırlıklı politik alana çekmek gerekiyor. Bugün, ideolojik düzlemde sola fütursuzca saldırma konusunda Taraf gazetesinin cüreti nereden geliyorsa, Kanal D’de yayınlanan ‘Arka Sokaklar’ dizisinde sürekli devrimcilere açıkça küfredilmesinin cüreti nereden geliyorsa, Kanal 7’den Star’a yandaş medyada solculuğun marjinalize edilmesinin cüreti nereden geliyorsa Muro’nun cüreti de buradan ileri geliyor: AKP’nin yarattığı ve sola saldırmak için tüm kolaylıkların sağlandığı politik atmosferden. Bunun yanına AKP’nin yoksullara (dilencileştirilen oy tabanı) ve Kürtler’e (kendi kültürlerini ‘sevimli bir şekilde’ kısmen yaşatabilecek ancak devlete bağımlı ucuz iş gücü topluluğu) bakışını eklediğimizde Muro’yu ve Pana Film’in cüretini anlamak kolaylaşıyor.</p>
<p>Muro karakterinin ilk ortaya çıkış, dönüşüm ve önce Kurtlar Vadisi Pusu dizisi içerisinde ardından sinema serüveninde popüler kültüre sirayet ederek geniş izleyici kitleleriyle buluşma aşamalarını geride bıraktık. Bundan sonra onun başına ne geleceğini bilmiyoruz. Belki dizide ölüp tedavülden kalkacak belki de popülaritesini devam ettirecek hatta devam filmleriyle karşımıza gelecek. Ancak sonu ne olursa olsun bugünkü politik atmosferde 1980’lerden bu yana uzanan yukarıdaki geleneğin yeni ve cüretkâr ürünlerine hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bir de sola bu gelenekten hiç etkilenmeden bakma becerisini gösteren Sonbahar gibi eserlerin bu dönemde ne kadar değerli olduğunu iyi bilmemiz&#8230;</p>
<pre><strong>Muro 
Yön.: Zübeyr Şaşmaz / Sen.: Cüneyt Aysan ,Bahadır Özdener, Raci Şaşmaz /
Oyn.: Mustafa Üstündag, Şefik Onatoglu, Fırat Tanış 
Türkiye / 2008 / 90dk. </strong></pre>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2009/10/kufur-karakterlerinin-en-yenisi-muro/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>18. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2009/10/18-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2009/10/18-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 20:21:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[18. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[Dünya genelinde yaygınlaşan radikal İslam fobisine karşılık alternatif bir açılım liberal Müslümanlığı öne çıkaran Türkiye’den geliyor. Dinler arası kardeşlik vurgusunu her fırsatta dile getiren, herkese kucak açan, İslam dinine liberal bir yorum getiren Fethullahçılık merkez üssü ABD’den dünyaya yeni, güler yüzlü bir İslam anlayışının da olduğunu göstermeye çalışıyor. Pek sevilen bir tanımlamadan yola çıkarak söylemek gerekirse medeniyetlerin kesiştiği Türkiye şimdi de dinler arası kardeşliğin mimarı olarak yeni bir misyon edinmiş durumda. Fethullah Gülen hareketinin iktidar üzerindeki etkisi, ABD’nin hareketin arkasındaki desteği konusunda spekülasyonlar hayli fazla ve muhtelif. Hoca efendi İslam dinini sadece dünyaya açmakla kalmıyor aynı zamanda dünyevi olana da açıyor. En önemli dünyevi şey olan para dinin olağan parçalarından biri haline getiriliyor. Eğitim sisteminde, polis teşkilatında, yargıda ve başka devlet örgütlenmelerinde her geçen gün artan ya da görünür kılınan bir cemaat etkisinden söz etmek mümkün oluyor. Bu liberal cemaate eşlik eden ABD, AB ve Türkiye liberal unsurları yeni dönem resmi ideolojisini “açılım” olarak açıkladılar. Şimdi hep birlikte açılan, açılacak paketleri takip edeceğiz görünüyor. Tüm bu tarafların dışında kalan bir sinema cephesinden gelen bir film samimi olarak bu topraklardaki deneyimi, çatışmalı bir alanı bize gösteriyor. İki Dil Bir Bavul filminin sergilediği gerçeklik Kürt sorununun Güneşi Gördüm filminde iddia edilmeye çalışıldığı [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaygınlaşan radikal İslam fobisine karşılık alternatif bir açılım liberal Müslümanlığı öne çıkaran Türkiye’den geliyor. Dinler arası kardeşlik vurgusunu her fırsatta dile getiren, herkese kucak açan, İslam dinine liberal bir yorum getiren Fethullahçılık merkez üssü ABD’den dünyaya yeni, güler yüzlü bir İslam anlayışının da olduğunu göstermeye çalışıyor. Pek sevilen bir tanımlamadan yola çıkarak söylemek gerekirse medeniyetlerin kesiştiği Türkiye şimdi de dinler arası kardeşliğin mimarı olarak yeni bir misyon edinmiş durumda. Fethullah Gülen hareketinin iktidar üzerindeki etkisi, ABD’nin hareketin arkasındaki desteği konusunda spekülasyonlar hayli fazla ve muhtelif. Hoca efendi İslam dinini sadece dünyaya açmakla kalmıyor aynı zamanda dünyevi olana da açıyor. En önemli dünyevi şey olan para dinin olağan parçalarından biri haline getiriliyor. Eğitim sisteminde, polis teşkilatında, yargıda ve başka devlet örgütlenmelerinde her geçen gün artan ya da görünür kılınan bir cemaat etkisinden söz etmek mümkün oluyor. Bu liberal cemaate eşlik eden ABD, AB ve Türkiye liberal unsurları yeni dönem resmi ideolojisini “açılım” olarak açıkladılar. Şimdi hep birlikte açılan, açılacak paketleri takip edeceğiz görünüyor.</p>
<p>Tüm bu tarafların dışında kalan bir sinema cephesinden gelen bir film samimi olarak bu topraklardaki deneyimi, çatışmalı bir alanı bize gösteriyor. İki Dil Bir Bavul filminin sergilediği gerçeklik Kürt sorununun Güneşi Gördüm filminde iddia edilmeye çalışıldığı gibi kardeşlik türküsü söyleyerek şıpınişi çözülüvermeyeceğini göstermektedir.</p>
<p>Hükümet politikalarına benzeyen bir film değerlendirmesi yapmak çok yanıltıcı olmaz Güneşi Gördüm’ü. Herkesle uzlaşılabilir mi? Öyle ya IMF ile masaya her seferinde oturanlar sonrasında IMF ile ilgili oluşan tepkiyi göz önünde bulundurarak sonrasında “halkın sesine kulak vermekten” bahsedebiliyor. Adı IMF kararları olsun ya da olmasın eğitimde, sağlıkta, vergide, emekçilerin çalışma hayatında alınan geçerli kararlar IMF kararları ile çelişmekte midir? ABD’de finans sektörü krizi olarak başlayan ve bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz derinleşerek büyürken dünya finans sisteminin yeniden düzenlenmesi için G-20 devletlerinin liderleri Pittsburg’da biraraya geldiler. Bu toplantılardan çıkan sonuç krizin faturasının bir kez daha ezilenlere ödetileceğidir. Sistem yeni ama özü eski. Türkiye G-20’nin bir üyesi olarak yeni finansal sisteme kolayca entegre olacaktır. Bakmayın siz hükümetin IMF konusunda sergilediği tutuma.</p>
<p>İstanbul’un orta yerini seller götürdüğünde de farklı bir tutum sergilenmedi hatırlarsanız. Dere yatağını bulmuştu, asıl sorumlu ozon deliğiydi. Hatta üst kattaki komşulara çıkmak çözüm olurdu. İstanbul’un şantiye olmasından kim sorumluydu, bu konuşulmuyordu. Helikopterle havalanıp tespit edilen hasar çalışması gibi yeni köprünün yeri de aynı helikopterden yapılıyordu. İşte bir şehrin, bir memleketin geleceği, gelecek planları. İçimiz niye rahat değildi?</p>
<p>Sinema gündemi de en az ülke gündemi kadar yoğun, dolayısıyla kurmaca ve belgesel Türk sineması ağırlıklı bir sayı hazırladık. Belgesel sinema dünyanın her yerinde ve ülkemizde muhalif bir duruş sergiliyor, ezilenlerin, yoksulların, işçi sınıfının yanında duruyor. Bu yüzden çok önemli bulduğumuz Silikozis ve Yüz Bin Kişiydiler belgesellerine bu sayımızda yer verdik. Belgesel film eleştirilerinin yanı sıra yönetmen Ethem Özgüven’in bir dizi olarak devam edeceğini umduğumuz belgesel yazılarından ilkine bu sayıda yer veriyoruz. Dört yıldır devam etmekte olan İşçi Filmleri Festivali yazısı hem bu festivalin diğer film festivalleri arasındaki farkına hem de nasıl, ne amaçla bir program oluşturduğuna değiniyor. Ender Özkahraman’ın yıllar önce ve yıllardır kendisine has üslubuyla yazdığı/çizdiği “orası” hikayelerinden çağrışımla ora coğrafyasına dair iki filme, İki Dil Bir Bavul ve Hayatın Tuzu’na dair iki yazı yer aldı bu sayımızda. Ayrıca İki Dil Bir Bavul’un yönetmenlerinden Özgür Doğan’la yaptığımız söyleşi, Giovanni Scognamillo ile Yeşilçam’ın ekonomisine dair söyleşi ve Firaaq filmiyle Hindistan’daki sağcı Hinduların dikkatlerini üzerine çeken oyuncu ve yönetmen Nandita Das söyleşisi de bu sayımızda yer aldı. Hindistan’ı İngiliz yarışma formatında anlatan bir filme, yoksulluğun pornografisini yapan Milyoner üzerine eleştirimizi de bu sayıda okuyacaksınız.</p>
<p>İstanbul Belgesel Günleri Documentar-ist yurtdışında gösterilmiş, Türkiye’de gösterime girmesine imkan olmayan belgesel filmlerin gösterildiği önemli festivallerden biri olmaya aday. Belgeselleri izleyiciyle buluşturmanın yanı sıra festival süresince kimi yönetmenleri de izleyiciyle buluşturdu. Çiçek Köprüsü filminin yönetmeni Thomas Ciulei gibi. Romanyalı yönetmenin Moldova’da çektiği film özgün bir yaklaşım içeren bir belgesel. Son dönem sinemamızdan, Pelin Esmer’in her şey tüketime programlanmışken, biriktirmenin güzelliğini yaşayan amcası Mithat Bey’e bir saygı duruşunda olan 11’e 10 Kala filmine; ne yazık ki yeterince ilgi görmediğini düşündüğümüz, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak gibi anlatıldığı coğrafyadan gelen ya da Anadolulu bulduğumuz, “üstten ve dışarlıklı” bir taşra değerlendirmesinden çok sahiplenen, ait olduğu coğrafyanın ihtiyaçlarını hisseden film Kızkardeşim-Mommo filmlerinin yanı sıra Oscar adaylığıyla gündeme tekrar gelen Güneşi Gördüm, sol değerlere cüretle saldıran Muro, Liberal islamın sinema projesi olarak da değerlendirilebilecek Uzak İhtimal, Aydın Bulut’un dizi estetiğinde çekilmiş filmi Başka Semtin Çocukları, ve Reha Erdem estetiğiyle Hayat Var ve Ümit Ünal’ın Hasan Ali Toptaş‘ın romanından uyarladığı Gölgesizler filmlerine de değindik.</p>
<p>Yüksel Arslan, ressamı sadece resim olarak görmüyor. Tıpkı bizim sinemayı sadece sinema olarak görmediğimiz gibi. Art-üre olarak çizdiği/yazdığı tablolarda şiir var, sinema var, kendi hayat öyküsü var… Eyüp’ten başlayan Paris’e uzanan. Rus edebiyat klasiklerinden başlayan Marx’a uzanan. Kendisini kendimize yakın hissettiğimizden ötürüdür ki; dergimizde selamlamak istedik onu. Sinema tarihçisi-yazarı değerli dostumuz Rekin Teksoy’u sadece sinema adamı olarak değil; dilimize kazandırdığı Calvino’larla, Cesare Pavese, Pier Polo Pasolini, Italo Svevo, Federico Fellini, Dario Fo ile Boccaccio’nun Decameron çevirileriyle ve Dante Alighieri’nin İlahi Komedya’sının şiir gibi çevirisiyle de tanırız. Rekin Teksoy’u bu yıl verilen Uluslar arası Çevirmenler Federasyonunca verilen onur ödülü nedeniyle kutluyoruz.</p>
<p>Son olarak, Giovanni Scognamillo ile tanıma fırsatını bulduğumuz yönetmen Ersin Pertan aramızdan ayrıldı.</p>
<p>Onu saygıyla anmak isteriz.</p>
<p>Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere, Dostçakalın.</p>
<p>Film Ekibi</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>18. Sayının İçeriği:</strong></span></p>
<p>Ora Coğrafyasından Hayatın Tuzu ve İki Dil Bir Bavul / Yusuf Güven</p>
<p>Özgür Doğan’la Söyleşi:Hayat Boyu Devam Eden Travma / Deniz Güven &#8211; Aylin Sayın</p>
<p>11’e 10 Kala Modası Geçmiş Bir Adam: Mithat Bey / Doğan Yılmaz</p>
<p>Uzak İhtimal: Filmimizde Yalnız Müminlere Yer Vardır / Yusuf Güven</p>
<p>Mommo: Bir Anadolu Öcüsü / Ş. Tülü &#8211; E. Genco</p>
<p>Bir Pastoral Distopya Filmi: Gölgesizler / Hamdi Karaşin</p>
<p>Yekta’dan Hayat’a / Evrim Kaya</p>
<p>Hangi Semtin Çocukları? / Müjde Arslan</p>
<p>Güneşi Gördüm: Bir Mahsun Kırmızıgül Açılımı / Elif Genco &#8211; Doğan Yılmaz</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/2009/10/kufur-karakterlerinin-en-yenisi-muro/">Küfür Karakterlerinin En Yenisi: Muro / Mahmut Hamsici</a></p>
<p>Milyoner: Gecekondu Gezegenine Sempati / Aylin Sayın</p>
<p>Yönetmen Nandita Das ile Firaaq ve Hindistan Üzerine / Seray Genç &#8211; Aylin Sayın</p>
<p>Terra’yı Kurtarmak / Peyker Yaltırık</p>
<p>Sınır: Manda Gözüyle Savaş / Evrim Kaya</p>
<p>Belgesel Sinemaya Dair Yazılar I Belgesel ve Televizyonda Belgesel / Ethem Özgüven</p>
<p>Belgesel Filmlerinde Yol Ayrımı: “Vicdan”, “Tanıklık” ve “Muhalefet” / Seray Genç</p>
<p>Yüz Bin Kişiydiler Belgeseli Işığında Bir Tarihin Yeniden Anımsanması / Osman Günay</p>
<p>Silikozis: Taşlanmış Kota, Yeni Dünya Düzeni’ne ve Korkuya Karşı Bir Belgesel / Özge Özdüzen</p>
<p>4. Uluslararası İşçi Filmleri Festivalinin Ardından 5.’sine Selam / Seray Genç</p>
<p>Thomas Ciulei ile Söyleşi: Çiçek Köprüsü Bir Romen ve Moldova Belgeseli / Seray Genç &#8211; Yusuf Güven</p>
<p>Popüler Sinemanın Söyledikleri: 1970’ler Türk Sinemasına Bakarken / Sevcan Sönmez</p>
<p>Kozlu’da Geçen Günler II / Ahmet Soner</p>
<p>Giovanni Scognamillo ile Yeşilçam Üzerine / Aylin Sayın</p>
<p>Radyo Günlerinde Çocuk: Diriliş ve Direniş / Alparslan Nas</p>
<p>Gerçeğin Başkalaşmış Hali: Bilimkurgu Sineması / Hamdi Karaşin</p>
<p>İran’da Olmasa da Sinemada Devrim: Abbas Kiarostami’nin Şirin’i / Janet Barış</p>
<p>İranlı Sinemacılardan “Ses Ver Sesime” / Elif Genco</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2009/10/18-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
