<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; 22. sayı</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/tag/22-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:08:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>22. Sayı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2011/02/22-sayi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2011/02/22-sayi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 20:35:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[22. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[içindekiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[“Devrimi çalamasınlar” Arap ülkelerinde yıllardır süregelen baskı ve sindirme politikalarına ve halkın içine hapsedildiği yaşama karşı çıkan isyan dünyanın gündemini belirlerken verilen haberler örnek aldıkları ülkenin Türkiye olduğuna işaret ediyordu. İsyanın ufkunu da böylelikle öğreniyorduk. Gerçekten öyle miydi? Hüsnü Mübarek tahtını bırakmaya yanaşmazken, isyan da sokaklardan çekilmeye yanaşmıyor görünüyor. Telefonun ucunda yapılan konuşmalar gazete ve televizyonlarda aktarılırken; kimin arkadaşı olduğunuza bağlı olarak farklı kesimlerden haberler almak mümkün hale geliyor. Biz Çiğdem Çidamlı’nın bağlandığı telefondan aktaralım: “30 yıldır bir yandan idam cezaları, temyizsiz güvenlik mahkemeleri, resmi sendikaların desteğindeki güçlü bir polis devletiyle boğup bir yandan da neoliberalizmin kucağına attığı yoksul Nil ülkesinin yönetimini kendi kurdurduğu muhalefet partisinin başına yerleştirdiği öz oğluna bile bırakamayan 85’lik Mübarek’in rejimi. (…) Rejim güçlerinin bugünkü büyük gösteri öncesinde bütün yolları kapatmasına, toplu ulaşım araçlarını faaliyet dışı bırakmasına, interneti yasaklamasına ve şu ana kadar yaklaşık 200 insanı öldürmesine karşın, bu öğleden sonra Kahire’nin merkezindeki Tahrir Meydanı’nda toplananların sayısı 2 milyonu aştı. Mısırlı sosyalist gazeteci arkadaşımız Cihan, büyük bir kargaşanın içinden, telefonun ucundan heyecanla konuşuyor, coşkusu ve kahkahası sesine yansıyor: “Burada gerçek bir devrim oluyor. Tahrir’dekilerin sayısı 2 milyonu buldu. Herkes sokakta. Bu Mısır tarihinde ilk kez tanık olduğumuz bir olay. Bütün halk, Mübarek defol git, diye bağırıyor. [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Devrimi çalamasınlar”</em></p>
<p>Arap ülkelerinde yıllardır süregelen baskı ve sindirme politikalarına ve halkın içine hapsedildiği yaşama karşı çıkan isyan dünyanın gündemini belirlerken verilen haberler örnek aldıkları ülkenin Türkiye olduğuna işaret ediyordu. İsyanın ufkunu da böylelikle öğreniyorduk. Gerçekten öyle miydi? Hüsnü Mübarek tahtını bırakmaya yanaşmazken, isyan da sokaklardan çekilmeye yanaşmıyor görünüyor. Telefonun ucunda yapılan konuşmalar gazete ve televizyonlarda aktarılırken; kimin arkadaşı olduğunuza bağlı olarak farklı kesimlerden haberler almak mümkün hale geliyor. Biz Çiğdem Çidamlı’nın bağlandığı telefondan aktaralım: “30 yıldır bir yandan idam cezaları, temyizsiz güvenlik mahkemeleri, resmi sendikaların desteğindeki güçlü bir polis devletiyle boğup bir yandan da neoliberalizmin kucağına attığı yoksul Nil ülkesinin yönetimini kendi kurdurduğu muhalefet partisinin başına yerleştirdiği öz oğluna bile bırakamayan 85’lik Mübarek’in rejimi. (…) Rejim güçlerinin bugünkü büyük gösteri öncesinde bütün yolları kapatmasına, toplu ulaşım araçlarını faaliyet dışı bırakmasına, interneti yasaklamasına ve şu ana kadar yaklaşık 200 insanı öldürmesine karşın, bu öğleden sonra Kahire’nin merkezindeki Tahrir Meydanı’nda toplananların sayısı 2 milyonu aştı. Mısırlı sosyalist gazeteci arkadaşımız Cihan, büyük bir kargaşanın içinden, telefonun ucundan heyecanla konuşuyor, coşkusu ve kahkahası sesine yansıyor: “Burada gerçek bir devrim oluyor. Tahrir’dekilerin sayısı 2 milyonu buldu. Herkes sokakta. Bu Mısır tarihinde ilk kez tanık olduğumuz bir olay. Bütün halk, Mübarek defol git, diye bağırıyor. (…) Müslüman Kardeşler de herkes gibi sokakta, bazı yerlerde daha güçlüler, ama Delta bölgesinde çok güçlü değiller. Şu anda bütün siyasal, toplumsal güçler sokakta, bu gerçek bir halk devrimi, ancak tek bir gücün hâkimiyetinden kesinlikle söz edilemez. Müslüman Kardeşler muhalefetin lideri konumunda değiller. Kimse sürekli attıkları İslamcı sloganları tekrarlamıyor. Devrimi çalamayacaklar”(sendika.org) Bizler de devrimi çalamasınlar istiyoruz.</p>
<p>“Panahi ve sinemasına özgürlük!”</p>
<p>Bu dalganın yükselişine ilk kez 2009 yılında İran’da rastladığımızı söylemek yanlış olmaz. 2009 İran seçimleri sırasında ülkede yükselen muhalefet ülke için de bölge için de bir umut olarak yorumlanabilir. Ancak bugün İran’da yerlerini koruyanlar muhalefeti ağır biçimde cezalandırmaya devam ediyorlar. İran’ın muhalefetinden, dünyanın muhalif sinemasından Cafer Panahi de cezalandırılan isimlerden. 6 yıl hapis cezası ve 20 yıl sinema yapmama cezası alan Panahi ve 6 yıl hapis cezası alan yönetmen ve yapımcı arkadaşı Muhammed Resulof’a da farklı kesimlerden farklı destekler veriliyor. Kendilerine mi, Panahi’ye mi destek olunduğu pek anlaşılamayan biçimde “yasaklı yönetmen” demekle yetinilerek, yaşanan durumun eleştirisini içermeyen retrospektif gösterimler düzenleniyor. Panahi ülkesinin içine düştüğü Daire’den çıkmasını isteyen İran sinemasının isyancı yönetmenlerinden biriydi. Onun filmlerindeki, çocuk (Ayna filminde oynamayı reddederek evine tek başına dönmek isteyen Mina), genç kız (Ofsayt filminde futbol maçı izlemek için yasağı delmek isteyen kızlar) ve kadın (Daire’nin kadınları) karakterleri sizin de aklınıza isyanı getirmiyor mu?</p>
<p>“İnsanlık Anıtına özgürlük!”</p>
<p>Bu sayıda memleket gündeminin “ucube kod adıyla” yazılarımıza fazlasıyla girdiğini göreceksiniz; öyle ya Mehmet Aksoy’un Kars’ta yaptığı heykel bağnazca yıkılmaya çalışılıyor. Gömülen antik şehir ve kalıntılar, kapatılan kültür merkezleri, kat değiştirtilen sinema salonları, kat çıkılan tarihi binalar… tarihe, kültür sanata ve insanlık anıtına yıkım, her şey korumak adına! Gençleri korumak için çıkardıkları yeni içki düzenlemesi gibi…</p>
<p>Kültür Bakanlığı da çalışıyor… Onlar da belgeseli, belgesel izleyicilerini ve Dersim’i korumak adına Çayan Demirel’in Dersim 38 belgeseli yasaklansın istiyorlar. Dersim’de yaşananlara dair her gün yeni belgeler ortaya konurken, canlı tanıklıklara başvurulurken bunları yok saymak, Dersim 38 belgeselini hedeflemek; hedeflerken de belgeselin ne olması, nasıl olması konusunda resmi tarihe benzer biçimde “resmi ayar” vermek Kültür Bakanlığı’nın yapılacaklar listesindeymiş, onu anlıyoruz. Öyle ya yapılması gerekenler, örnek alınması gereken filmler İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenen filmler (bkz. Şenlikname: Bir İstanbul Masalı, Sultanın Sırrı, Mahpeyker) olabilir ancak. Tarih dediğin öyle anlatılır. Meral Okay ve Taylan Biraderlerin televizyon dizisinde yaptıkları gibi değil&#8230;</p>
<p>Peki Başbakanlık Sabahattin Ali’yi nasıl anlatmayı düşünüyor? Haberi duymuşsunuzdur. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı “imaj” için, “propaganda” için Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sının film yapılmasını istiyormuş. Kürk Mantolu Madonna’nın yazarı Sabahattin Ali’yi kimin öldürdüğünü bilmezler mi? Hollywood ayarında film yapılacaksa hangi yönetmene, hangi yazara başvuracaklarını bilmezler mi? Peki ya, Sabahattin Ali’den uzak durun diyeceğimizi? Sinema yazarı, tarihçisi, çevirmen, dilbilimci</p>
<p>Nijat Özön’ü 2010 yılının Aralık ayında kaybettik. Giovanni Scognamillo’nun deyimiyle “Chaplin Kuşağı”nın sinema yazarlarından Özön’ün sinemamıza, sinema yazınımıza ve her birimizin kişisel tarihine katkısı çok değerlidir. Nijat Özön’ü andığımız bu sayımızda, Özön’ün yakın arkadaşları sinema yazarlarıyla konuştuk; Özön’le ve sinemayla tanışıklığı aynı zamana gelen yazarımızın yazısına yer verdik.</p>
<p>Yavuz Turgul’un Av Mevsimi filmine dair iki farklı çerçeveden değerlendirme yapan iki farklı yazı yer alıyor. Çağan Irmak’ın Prensesin Uykusu, bir ilk film Emre Yalgın’ın Teslimiyet filmlerinin yanısıra, daha çok reklamlarda ve başbakana destek demeçlerinde karşımıza çıkan Sinan Çetin’in devlet algısını sorguladığımız Kağıt’ı ve son dönem sinemada daha fazla örneklerine rastladığımız, gişesi bol, popülaritesi bol ve siyaseten de destekli New York’ta Beş Minare, Hür Adam ve Kurtlar Vadisi Filistin filmleri de film eleştirileri arasında yer alıyor. Bu yıl Antalya Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan, Hür Adam kadar kopyası olmayacağı kesin, dergimiz kitapçılardayken gösterime girecek olan, 1990’lı yılların başında Özgür Gündem gazetesinin Diyarbakır bürosunu anlatan Sedat Yılmaz’ın ilk filmi Press de, yönetmenle yaptığımız söyleşiyle beraber dergimizde. Türkiye sinemasının dönemlendirmesi yazısı Sedat Yılmaz’ın filminin de yer aldığı kuşağın filmlerini de içerecek biçimde bu sayımızda da devam etti.</p>
<p>Abbas Kiarostami’nin son filmi Aslı Gibidir Cannes’de gösterildiğinde yönetmen Kiarostami, serbest bırakılması çağrısını yaparken Panahi’nin başına gelenleri ülkesinin sinemacılarına ve sanatına yapılmış bir saldırı olarak değerlendiriyordu. Aslı Gibidir’in kadın oyuncusu Juliet Binoche ise en iyi kadın oyuncu ödülünü aldığında, ödülüyle beraber jüri koltuğu boş olan Cafer Panahi’nin isminin yazılı olduğu kartı da eline aldı.Coen Biraderlerin İz Peşinde’si, Darren Aronofsky’nin Siyah Kuğu’su bu sayımızda yer alan diğer filmlerden.</p>
<p>Kısa filmlerle uzun muhabbet yapmaya çalıştığımız bölümümüzde Erol Mintaş’ın Berf ve Serhat Bisiklet filmleri yer alırken, Mardin’den EğitimSen İşçi Filmleri Atölyesi de İşçi Filmleri kapsamında gösterdikleri belgeseller üzerine kaleme aldıkları kolektif yazılarıyla bu sayımıza konuk oluyorlar.</p>
<p>Sinema kitaplarından “Kanaatlerden İmajlara: Duygular Sosyolojisine Doğru” kitabını ele alarak Ulus Baker’i de anma fırsatı bulurken; “Vefa Paris’te Bir Semt Adı Değildir” yazısıyla ise Truffaut’un vefalı kitabı “Hitchcock“u ele aldık. “Taşrada Var Bir Zaman kitabı“ üzerine olan yazı ise kitap tanıtımının ötesine geçerek taşra tartışmalarını içeren bir yazıya dönüştü. Bir başka araştırma yazımız önümüzdeki sayılarda devam etmek üzere başlıyor bu sayıda: Hollywood Sineması‘nda propaganda.</p>
<p>Bu sayımızı Nijat Özön’e adıyoruz ve onu saygıyla anıyoruz.</p>
<p>23. sayıda görüşmek üzere, dostçakalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>22. Sayını İçeriği</strong></span></p>
<p>Kurtlar Vadisi Filistin: Yeni Osmanlıcılık İdealinin Üretimi / <strong>Aylin Sayın </strong>4</p>
<p>Devlet, <em>Kağıt</em>, Tabiat / <strong>Evrim Kaya </strong>7</p>
<p><em>Prensesin Uykusu: </em>Yeşilçam Uzantısı Modern Bir Film-Masal / <strong>Ali Deniz Toros </strong>12</p>
<p><em>Press: </em>Yakın Tarihten Özgür Gündem’in Hikayesi / <strong>Seray Genç </strong>19</p>
<p>Press Filmi Üzerine Söyleşi / <strong>Seray Genç &#8211; Yusuf Güven </strong>24</p>
<p>Bir Polisiye olarak <em>Av Mevsimi </em>ve Yansımanın Realitesi Sorunu / <strong>Özge Özdüzen </strong>30</p>
<p>Bir Mega Proje Olarak <em>Av Mevsimi </em>/ <strong>Aslı Daldal </strong>35</p>
<p><em>New York’ta Beş Minare: </em>Ucube! / <strong>Ulaş Karakoç </strong>39</p>
<p><em>Hür Adam: </em>Sinemada Nur Yağmuru / <strong>Evrim Ulaşlı </strong>42</p>
<p><em>Teslimiyet: </em>Türkiyeli Transeksüellerin Gündelik Hayatı / <strong>Özge Özdüzen </strong>45</p>
<p>Baba Zula Enis Aldjelis’le Buluşunca / <strong>Eleni Varmazi </strong><em>(Çev.: Film Ekibi) </em>48</p>
<p><em>İz Peşinde: </em>Öldürmek ya da Öldürmemek; İşte Bütün Mesele Bu / <strong>Üner Altay </strong>51</p>
<p>Bir Kültürel Ürün Olarak <em>Siyah Kuğu </em>/ <strong>Zeynep Yaşar </strong>54</p>
<p><em>Aslı Gibidir: </em>Sanat Kimin İçindir? / <strong>Yusuf Güven </strong>58</p>
<p>Türkiye Sinemasının Dönemselleştirilmesi III / <strong>Z. Tül Akbal Süalp </strong>63</p>
<p>Hollywood Sinemasında Propaganda / <strong>Hamdi Karaşin </strong>68</p>
<p>Kozlu’da Geçen Günler VI / <strong>Ahmet Soner </strong>78</p>
<p>Mardin İşçi Filmleri Günleri’nden 81</p>
<p>Kısa Film Uzun Muhabbet: <em>İki Oğul ve Bir Tekerlek </em>/ <strong>Cahit Çeçen </strong>89</p>
<p>Taşra Kavramı Üzerine Tartışmalar: Taşrada Var Bir Zaman / <strong>Hamdi Karaşin </strong>95</p>
<p>Sosyalist Sinema Tarihinden Sayfalar: <em>Svaneti İçin Tuz </em>/ <strong>Özgür Şeyben </strong>105</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NİJAT ÖZÖN’ÜN ANISINA </strong></p>
<p>Nijat Özön: Çalışkan Bir Adamın Kısa Biyografisi / <strong>Elif Genco </strong>107</p>
<p>Sinemayla ve Nijat Özön’le Tanışmam Üzerine / <strong>Aylin Sayın </strong>111</p>
<p>Giovanni Scognamillo ile Nijat Özön Üzerine / <strong>Film Ekibi </strong>114</p>
<p>Rekin Teksoy’la Nijat Özön Üzerine / <strong>Aylin Sayın </strong>117</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sosyolojiyi Sinemayla Dayanışmaya Çağıran Kitap / <strong>Eren Serim </strong>119</p>
<p>Vefa Paris’te Bir Semt Adı Değildir / <strong>Üner Altay </strong></p>
<p>121 Erotic Adam” ya da Batılı erkeğin düşü: Şark’ta bir harem! / <strong>Emel Çelebi </strong>122</p>
<p>Gezici Festival Artvin’de / <strong>Necla Algan </strong>125</p>
<p>51. Selanik Film Festivali Notları: Krize Rağmen Yola Devam / <strong>Berna Kuleli </strong>126</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2011/02/22-sayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
