<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; festival</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/tag/festival/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Jun 2026 22:12:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali için geri sayım başladı: Finalistler ve jüriler açıklandı</title>
		<link>https://yenifilm.net/2022/10/bozcaada-uluslararasi-ekolojik-belgesel-festivali-icin-geri-sayim-basladi-finalistler-ve-juriler-aciklandi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2022/10/bozcaada-uluslararasi-ekolojik-belgesel-festivali-icin-geri-sayim-basladi-finalistler-ve-juriler-aciklandi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2022 12:23:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[BIFED]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=922</guid>
		<description><![CDATA[BIFED Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne sayılı günler kaldı.  12-16 Ekim tarihleri arasında Bozcaada’da gerçekleşecek festivalde toplam 53 film gösterilecek. Gösterimler “ücretsiz” olarak Bozcaada’daki iki salonda izleyiciyle buluşacak. Yerli-yabancı birçok yönetmen gösterimler sonrasında belgesel severlerin sorularını yanıtlarken, çeşitli söyleşi ve atölyeler ile festival daha da zenginleşecek. 12-16 Ekim tarihlerinde düzenlenecek BIFED’de Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak finalistler belli oldu. Festivalin finalinde toplam 14 film gösterilecek. Ana yarışma kategorisinde yarışacak bu filmlerin konuları, iklim felaketlerinden dijital kirliliğe, gıda tüketiminden ölüme ve yoksulluğa terk edilmiş bölgelere kadar uzanıyor. Filmler sanat ve mücadele ilişkisini sorgulayan iklim krizi, göç ve halkların direniş öykülerine kadar geniş temalara sahip. 14 filmin yarışacağı Ana Yarışma kategorisi dışında 8 film de Gaia Öğrenci kategorisinde gösterilecek. Ayrıca Panorama kuşağında da 27 film izleyici ile buluşurken, özel gösterim kuşağında da 4 film var. Bini aşkın belgeselin başvurduğu ve uzun seçim sürecinin sonunda toplam karar verilen 53 belgesel Bozcaada’da ücretsiz olarak iki salonda gösterilecek. Ana Yarışma filmlerinin 2’si Türkiye’den 15 farklı ülkeden toplamda 14 filmin yarışacağı Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için Türkiye’den iki film finale kaldı. Mert Gökalp’in denizleri tahrip eden istilacı türlerle yaşamayı ve ekosistem ile uyumlu bir yaşam sürebilmeyi bir anti-kahraman ‘aslan balığı’ üzerinden sorgulayan “İstilacı” ve Deniz [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>BIFED Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne sayılı günler kaldı.  12-16 Ekim tarihleri arasında Bozcaada’da gerçekleşecek festivalde toplam 53 film gösterilecek. Gösterimler “ücretsiz” olarak Bozcaada’daki iki salonda izleyiciyle buluşacak. Yerli-yabancı birçok yönetmen gösterimler sonrasında belgesel severlerin sorularını yanıtlarken, çeşitli söyleşi ve atölyeler ile festival daha da zenginleşecek.</strong><strong><br />
</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">12-16 Ekim tarihlerinde düzenlenecek BIFED’de Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak finalistler belli oldu. Festivalin finalinde toplam 14 film gösterilecek. Ana yarışma kategorisinde yarışacak bu filmlerin konuları, iklim felaketlerinden dijital kirliliğe, gıda tüketiminden ölüme ve yoksulluğa terk edilmiş bölgelere kadar uzanıyor. Filmler sanat ve mücadele ilişkisini sorgulayan iklim krizi, göç ve halkların direniş öykülerine kadar geniş temalara sahip.</p>
<p style="font-weight: 400;">14 filmin yarışacağı Ana Yarışma kategorisi dışında 8 film de Gaia Öğrenci kategorisinde gösterilecek. Ayrıca Panorama kuşağında da 27 film izleyici ile buluşurken, özel gösterim kuşağında da 4 film var. Bini aşkın belgeselin başvurduğu ve uzun seçim sürecinin sonunda toplam karar verilen 53 belgesel Bozcaada’da ücretsiz olarak iki salonda gösterilecek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ana Yarışma filmlerinin 2’si Türkiye’den</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">15 farklı ülkeden toplamda 14 filmin yarışacağı Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için Türkiye’den iki film finale kaldı. <strong>Mert Gökalp</strong>’in denizleri tahrip eden istilacı türlerle yaşamayı ve ekosistem ile uyumlu bir yaşam sürebilmeyi bir anti-kahraman ‘aslan balığı’ üzerinden sorgulayan “İstilacı” ve <strong>Deniz Tortum</strong>’un <strong>Kathryn Hamilton</strong> ile beraber yönetmenliğini üstlendiği Hollanda, ABD ve Türkiye’den beslenerek dünyanın dijital bir kopyasını yaratma çabasını anlatan “Our Ark” belgeseli yer alıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öğrenci filmleri ödül için yarışacak</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Gaia Öğrenci Ödülü adı altında öğrenci filmlerini desteklemek ve farklı bir yarışma alanı sağlamak için yalnızca öğrencilere açık bir ödül de yine festival kapsamında yer alıyor. Gaia Öğrenci Ödülü için yarışacak 8 filmin 3’ü Türkiye’den. <strong>Çiğdem Akdoğan</strong>’ın endüstriyel hayvancılığın yarattığı tahribatı anlatan “Kozmik Yıkım” filmi, Afganistan’dan Türkiye’ye 60 günde yürüyerek gelen yolcuların yol hikâyesini göz önüne seren <strong>Mustafa Aydın</strong>’ın “Haymatlos” filmi ve <strong>İbrahim Karademir</strong>’in kendisinin de yetiştiği Roman kültürünü anlattığı “Bi Çırpıda Roman” filmi öğrenci ödülü için yarışacak.</p>
<p style="font-weight: 400;"> <a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2022/10/bifed22.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-920" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2022/10/bifed22-300x300.jpg" alt="bifed22" width="300" height="300" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Panorama ve özel gösterim kuşağı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Festivalin Panorama bölümünde ise gösterime açılacak toplam 27 film var ve bu filmlerin 10’unu Türkiye’den başvuran filmler oluşturuyor. Ayrıca özel gösterim kuşağında da 3 film festivalde yer alıyor. Toplam dört farklı bölümde gösterilecek 52 film izleyiciler, buluşmaya gelen yönetmenler, yapımcılar, öğrenciler ve iklim savunucuları ile buluşacak</p>
<p style="font-weight: 400;">Festivalin özel gösterim bölümünde <strong>Pierre Pézerat</strong>’ın, asbestle temas halinde çalışan işçilerin bu endüstriyel suçun cezalandırılması uğruna verdikleri mücadeleyi işleyen “Nöbetçiler” yer alıyor. Ayrıca Almanyalı belgeselci <strong>Andres Veiel</strong>’in kurmaca belgesel türünde işlediği dünya devletlerinin iklim çalışmaları konusunda tutarsız davranışlarını bir mahkeme dramasında anlatan “Çevrekırım” filmi bulunuyor. Özel gösterim kategorisindeki diğer iki film ise Türkiye’den <strong>Petra Holzer, Ethem Özgüven </strong>ve <strong>Selçuk Erzurumlu</strong>’nun Tuzla Havzası&#8217;nda tersanelerde, deri sanayide çalışan işçileri ve ailelerini gözleyen “4857” belgeseli olacak.</p>
<p style="font-weight: 400;">10.000 TL değerindeki Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için hazırlanan ödül Türkiye’nin ilk mürekkep ressamı ve artist <strong>Pınar Tınç</strong>’ın elinden, doğada bulduğu objelerden tasarladığı geri dönüştürülmüş bir heykel olacak. Festivalde ikincilik ödülü için de 7.500 TL ödül verilecek.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<strong>Festival jürisi belli oldu</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Festivalin bu seneki jüri ekibinde Fethi Kayaalp Büyük Ödülü’nü kazanacak filmi seçmek için 3 yabancı ülkelerden ve 3 Türkiye’den olmak üzere 6 kişi bulunuyor.<br />
Türkiye’den belgeselleri ulusal ve uluslararası çok sayıda festivalde gösterilmiş ve ödüllere layık görülmüş <strong>Eylem Şen</strong>, Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Lisansüstü bölümünde Sinema ve Hukuk dersleri veren aynı zamanda Kadıköy Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü yapan <strong>Alişan Çapan</strong> ve uzun yıllar Almanya’da oyun yazarlığı, oyunculuk ve yönetmenlik yaptıktan sonra Türkiye’ye geri dönerek aynı işlere devam eden <strong>Erman Okay</strong> yer alıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca Almanya’da politik sanatın öncülerinden biri olarak bilinen belgesel yönetmeni <strong>Andres Veiel</strong>, 2021 yılı BIFED Ana Yarışma’da “İçteki Domuzu Yatıştırmak” filmiyle üçüncülük ödülü kazanan Filipinli yönetmen <strong>Joanna Vasquez Arong</strong> ve toplumsal sorunlar üzerinde durduğu 20’yi aşkın belgesel ve kurmaca film yönetmeni <strong>Daniel Lambo</strong> da jüride bulunuyor.</p>
<p>Gaia Öğrenci Ödülü’nü kazanacak filmi seçmek üzere ise 2’si Türkiye’den 3 jüri bulunuyor. Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümünde öğretim üyesi görevini sürdüren ve çevresel adalet ve mekan çalışmaları yapan <strong>Eser Yağcı</strong>, 2013’ten beri belgeselleriyle birçok festivalde ödül almış ve Lübnan asıllı ödüllü belgesel film yönetmeni <strong>Eliane Raheb</strong> ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi <strong>Sibel Yardımcı</strong> öğrenci filmlerinin kazananını belirleyecek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bozcaada Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi Sinematek Sinemaevi işbirliğiyle gerçekleştirilen Green Film Network üyesi festival; Demirer Holding’in ana destekçiliğinde ve İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Mey/Diageo, Goethe Enstitüsü İstanbul, Avusturya Kültür Ofisi, Alba Sigorta ve Bozcaada Aral Çiftliği destekleriyle yapılacak.</p>
<p><strong>100 ülkeden binden fazla filmin katıldığı festivalde finale kalan filmler şöyle;<br />
</strong><br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Uluslararası Yarışma &#8211; Fethi Kayaalp Büyük Ödülü</span></strong></p>
<ol style="font-weight: 400;">
<li><strong>Antarktik İzler</strong>, Michaela Grill, Avusturya / Kanada, 2019, 30’</li>
<li><strong>Benim Bu Çalınmış Ülkem,</strong> Marc Wiese, Almanya / Ekvador, 2022, 93’</li>
<li><strong>Çığlık, </strong>Michelangelo Severgnini, İtalya, 2021, 85’</li>
<li><strong>Çöl Cenneti</strong>, Ike Bertels, Hollanda, 2022, 88’</li>
<li><strong>Edna</strong>, Eryk Rocha, Brezilya, 2021, 63’</li>
<li><strong>Görünmez Ada,</strong> Keïko Courdy, Fransa / Japonya, 2021, 85’</li>
<li><strong>İstilacılar</strong>, Mert Gökalp, Türkiye, 2022, 60’</li>
<li><strong>Kuzey Akıntısı</strong>, Steffen Krones, Almanya, 2022, 94’</li>
<li><strong>Ormanların Kurtarıcısı</strong>, Volker Schlöndorff, Almanya, 2021, 87’</li>
<li><strong>Our Ark,</strong> Deniz Tortum, Kathryn Hamilton, Hollanda / ABD / Türkiye, 2021, 12’</li>
<li><strong>Sağılmış, </strong>Amy Taylor, Yeni Zelanda, 2021, 89’</li>
<li><strong>Sonuçsuz Kalma Sanatı</strong>, Friedrich von Borries, Jakob Brossmann, Almanya / Avusturya 2021, 67’</li>
<li><strong>Taşların Kuralları Var</strong>, Tolin Alexander, Lonnie van Brummelen, Siebren de Haan in collaboration with the Saamaka and Okanisi Maroon communities of the Suriname River, Surinam / Hollanda, 2018, 100’</li>
<li><strong>Yo&#8217;eme Labirenti</strong>, Sergi Pedro Ros, Meksika, 2019, 87’</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"> <strong><span style="text-decoration: underline;">GAIA Öğrenci Ödülü</span></strong></p>
<ol style="font-weight: 400;">
<li><strong>0.2 Milligram Altın</strong>, Diego Quinderé de Carvalho, Belçika / Portekiz / Macaristan / Brezilya, 24’, 2021</li>
<li><strong>Arayış,</strong> Jesús David Palacio Flórez, Kolombiya, 14’, 2021</li>
<li><strong>Bir Çırpıda Roman</strong>, İbrahim Karademir, Türkiye, 15’, 2020</li>
<li><strong>Haymatlos</strong>, Mustafa Aydın, Türkiye, 2021, 12’</li>
<li><strong>Kozmik Yıkım,</strong> Çiğdem Akdoğan, Türkiye, 2021, 10’</li>
<li><strong>Müşterek Hayat,</strong> Diogo Pereira, Portekiz / Bosna-Hersek, 76’, 2020</li>
<li><strong>Muz Ağacı Rastlantı Değildir</strong>, Luiza Gonçalves, İspanya, 10’, 2021</li>
<li><strong>Yemekte Ne Var?</strong> Maja Górczak, Çek Cumhuriyeti, 11’, 2021</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"> <strong>Yarışma harici Panorama ve Özel Gösterim kuşağındaki filmler ise şöyle:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">Panorama</span></strong></p>
<ol style="font-weight: 400;">
<li><strong>Afrika, GDOlar ve Gates Vakfı</strong>, Jean-Baptiste Renaud, Fransa, 2021, 52&#8242;</li>
<li><strong>Arazi,</strong> Mohamad Sabbah, Lübnan, 26&#8242;, 2020</li>
<li><strong>Bizim İçin</strong>, Zeki Subaşı, Endonezya, Türkiye, 2022, 36’</li>
<li><strong>Çırpılar: Bir Mücadelenin Anatomisi</strong>, Atom Şaşkal, Türkiye, 2022, 45&#8242;</li>
<li><strong>Denizde Kalan</strong>, Mustafa Dermanlı, Türkiye, 2022, 59&#8242;</li>
<li><strong>Fotosentez</strong>, Diego Fidalgo, Arjantin, 70’, 2020</li>
<li><strong>Gecenin Işığı</strong>, Matej Pok, Slovakya, 39’, 2020</li>
<li><strong>Geçici Kullanım</strong>, Dariusz Kowalski, Avusturya, 95’, 2022</li>
<li><strong>Haber Yok</strong>, Lennart Hüper, Avusturya / Almanya, 81’, 2021</li>
<li><strong>Hayatta kalmayı haritalamak</strong>, Nacho Corbella, ABD / Çad, 31’, 2021</li>
<li><strong>Karıncalar ve Çekirge</strong>, Raj Patel &amp; Zak Piper, ABD / Malavi Cumhuriyeti, 74’, 2021</li>
<li><strong>Kazdağları Evimiz</strong>, Nesime Karateke, Türkiye, 6’, 2021</li>
<li><strong>Koltan Ateşi: İnsanları birbirine bağlamak</strong>, Jan-Christoph Gockel, TD Jack Muhindo Mahamba, Almanya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti / Avusturya, 76’, 2022</li>
<li><strong>Muhtaç</strong>, Mehmet Emre Battal, Türkiye, 2021, 47&#8242;</li>
<li><strong>Munzur</strong>, Mehmet Gürü Avcu, Türkiye, 33’, 2022</li>
<li><strong>Ölmez Ağacın Hikayesi</strong>,Selen Çatalyürekli, Türkiye, 2022</li>
<li><strong>Pirina</strong>, Serdar Aşut, Yaman Umut Bilir, Hollanda / Türkiye, 2022, 71’</li>
<li><strong>Seyfe</strong>, Özer Akdemir, Türkiye, 33’, 2022</li>
<li><strong>Tolou Keur, Senegal&#8217;de Popüler Bir Fenomen</strong>, Laure Malécot, Senegal, 26’, 2022</li>
<li><strong>Toprağın Kadınları</strong>, Elisa Flaminia Inno, İtalya, 52’, 2022</li>
<li><strong>TOTAL &#8211; Tam Bir Facia</strong>, Keil Orion Troisi, Molly Gore,  ABD / Fransa, 11’, 2022</li>
<li><strong>Tozkoparan Is Ours</strong>, Özgür Cihan Uçar, Yasin Serindere, Türkiye, 2022, 8’</li>
<li><strong>Troas&#8217;ta Suya Dair</strong>, Felat Erkozan, Türkiye, 14’, 2022</li>
<li><strong>Uçan Balık</strong>, &#8220;Nayra Sanz Fuentes, İspanya, 13’, 2022</li>
<li><strong>Umut Her Zaman Var: İkizköy&#8217;ün Hikayesi</strong>, Selen Çatalyürekli, Türkiye, 13’, 2022</li>
<li><strong>Uranyum Yerine Peynir</strong>, Norbert G. Suchanek &amp; Márcia Gomes de Oliveira, Brezilya / Almanya, 21’, 2019</li>
<li><strong>Yeşil Savaşçılar: Lanetli Uranyum</strong>, Martin Boudot, Fransa, 49’, 2021</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"> <strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Gösterim</span></strong></p>
<ol style="font-weight: 400;">
<li><strong>4857</strong>, Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven, Türkiye, 30&#8242;, 2008</li>
<li><strong>Çevrekırım</strong>, Andres Veiel, Almanya, 90’, 2020</li>
<li><strong>Nöbetçiler,</strong> Pierre Pézerat, Fransa, 101’, 2016</li>
<li><strong>Tarım için Su, </strong>Vedat Atasoy, Türkiye, 40’, 2021</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Festival süresince Bozcaada’da çeşitli etkinlikler de olacak</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Festival boyunca Bozcaada’daki misafirlerle etkinlikler, atölyeler ve söyleşiler yapılacak. <strong>Ümit Hamlacıbaşı</strong>ile “Duyusal Ekoloji Yürüyüş Atölyesi” olacak. Sosyal bilimci ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi&#8217;nde öğretim görevlisi <strong>Aslı Odman </strong>“Dünyada ve Türkiye&#8217;de emek ve ekoloji mücadelelerinde nöbet tutmak” başlıklı söyleşi, <strong>Lalehan Öcal</strong> ile “Kolektif Film Okuması”, <strong>Karşı Sanat Çalışmaları ve Kültürhane tarafından Ezgi Bakçay ve Ulaş Bayraktar</strong>’ın katılımıyla “Doğa ve Toplumla Barışmak için Müşterekler” başlıklı bir tartışma da gerçekleşecek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tüm gösterimlerin, söyleşilerin ve atölyelerin “ücretsiz” olduğu festivale dair bilgiler hem sosyal medyadan, hem de festivalin internet sitesi <a href="http://www.bifed.org/"><strong>www.bifed.org</strong></a> adresinden takip edilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong></p>
<p></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2022/10/bozcaada-uluslararasi-ekolojik-belgesel-festivali-icin-geri-sayim-basladi-finalistler-ve-juriler-aciklandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BIFED bu yıl uzaktan erişim üzerinden düzenlenecek</title>
		<link>https://yenifilm.net/2020/09/bifed-bu-yil-uzaktan-erisim-uzerinden-duzenlenecek/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2020/09/bifed-bu-yil-uzaktan-erisim-uzerinden-duzenlenecek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2020 12:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[BIFED]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[Bu sene 2-8 Kasım tarihleri arasında 7’ncisi düzenlenecek olan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) pandemiden ötürü online olarak yapılacak. Bozcaada Belediyesi organizasyonuyla gerçekleşen, festival yönetmenliğini Petra Holzer’in, festival koordinatörlüğünü de Ethem Özgüven’in üstlendiği festivale bu sene tüm kıtalardan 500’ü aşkın belgesel ve film başvurdu. Başvuruda bulunan ülke sayısı ise 75. Petra Holzer, bu seneki filmler arasında aktivistlerin çektiği yapımların ve yerli halklardan oluşan savunucuların hem kendi mücadelelerini anlattıkları, hem de kendi çektikleri filmlerin oldukça dikkat çekici olduğunu belirtti.  HOLZER: GÖSTERİMLER BİR PLATFORM ARACILIĞIYLA OLACAK Holzer, “Doğru, yerli ve temiz gıda ile ilgili hem çocuklar için, hem de karbon ayak izine dikkat çeken filmler de var. Nükleer ile ilgili de çok film var. Birçok ülkeden çok çeşitli yapımlar başvurdu. Türkiye’den de 80 dolayında film başvurusu aldık. Pandemi sebebiyle başlangıçtan beri dikkatle ‘ne yapacağız’ diye karar vermeye çalışıyoruz. Şehirlerarası yolculuğun bile zor olduğu pandemi ortamında festivali online olarak yapmaya karar verdik. Umarız önümüzdeki sene yeniden fiziksel bir festivale geri dönebiliriz. Profesyonel bir platform ile anlaşıp, gösterimleri bu şekilde gerçekleştireceğiz. Ayrıca adadakiler için sembolik de olsa ana salonda birkaç gösterim gerçekleştireceğiz. Youtube kanalımızdan sık sık yayınlar yapacağız” dedi.  KADIKÖY BELEDİYESİ SİNEMATEK İŞBİRLİĞİYLE Festival 2-8 Kasım tarihleri arasında online bir platform aracılığıyla izleyiciyle [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene <b>2-8 Kasım tarihleri</b> arasında 7’ncisi düzenlenecek olan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (<b>BIFED</b>) pandemiden ötürü online olarak yapılacak.<b> Bozcaada Belediyesi</b> organizasyonuyla gerçekleşen, festival yönetmenliğini Petra Holzer’in, festival koordinatörlüğünü de Ethem Özgüven’in üstlendiği festivale bu sene tüm kıtalardan 500’ü aşkın belgesel ve film başvurdu. Başvuruda bulunan ülke sayısı ise 75.</p>
<p><b>Petra Holzer</b>, bu seneki filmler arasında aktivistlerin çektiği yapımların ve yerli halklardan oluşan savunucuların hem kendi mücadelelerini anlattıkları, hem de kendi çektikleri filmlerin oldukça dikkat çekici olduğunu belirtti.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>HOLZER: GÖSTERİMLER BİR PLATFORM ARACILIĞIYLA OLACAK</b></p>
<p>Holzer, “Doğru, yerli ve temiz gıda ile ilgili hem çocuklar için, hem de karbon ayak izine dikkat çeken filmler de var. Nükleer ile ilgili de çok film var. Birçok ülkeden çok çeşitli yapımlar başvurdu. Türkiye’den de 80 dolayında film başvurusu aldık. Pandemi sebebiyle başlangıçtan beri dikkatle ‘ne yapacağız’ diye karar vermeye çalışıyoruz. Şehirlerarası yolculuğun bile zor olduğu pandemi ortamında festivali online olarak yapmaya karar verdik. Umarız önümüzdeki sene yeniden fiziksel bir festivale geri dönebiliriz. Profesyonel bir platform ile anlaşıp, gösterimleri bu şekilde gerçekleştireceğiz. Ayrıca adadakiler için sembolik de olsa ana salonda birkaç gösterim gerçekleştireceğiz. Youtube kanalımızdan sık sık yayınlar yapacağız” dedi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>KADIKÖY BELEDİYESİ SİNEMATEK İŞBİRLİĞİYLE</b></p>
<p>Festival <b>2-8 Kasım tarihleri</b> arasında online bir platform aracılığıyla izleyiciyle buluşacak. Bu yıl Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi işbirliğiyle gerçekleştirilen BIFED’de finale kalan filmler önümüzdeki günlerde açıklanacak. Açılış ve kapanış törenlerinin canlı olarak yayınlanacağı festivalde bu sene Gaia Öğrenci Kategorisi’nin olmayacağı sadece Uluslararası Yarışma Kategorisi’nin olacağı açıklandı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>BAŞKAN YILMAZ: MÜCADELE EDENLERİN ÖYKÜLERİNİ SEÇTİK</b></p>
<p><b>Festival ve Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz</b>, “Yaptığımız aslında çok kıymetli uluslararası bir eğitim malzemesinin daha geniş bir kitleye sunulması, yayılması. Yaşadığımız büyük salgın, yangınlar, açlık, göç, susuzluk, atık sorunu gibi sorunlar tüm insanlık için birincil konudur. Tüm bunlarla mücadele edenlerin öykülerinin en kıymetlilerini seçtik. Gerekli önlemleri eksiksiz alarak filmleri en azından adalı hemşerilerimize göstermek amacındayız ancak salgının o günkü durumuna göre son kararımızı vereceğiz.” diye konuştu.</p>
<p><b>ÖZGÜVEN: FESTİVAL ÇOK BÜYÜK GÜÇLÜKLERLE YAPILIYOR</b></p>
<p><b>Festival Koordinatörü Ethem Özgüven,</b> “Öngörülerimiz önümüzdeki aylarda pandeminin daha riskli olacağı yönünde. Şu anda sadece adada yaşayan konuklar için, fiziksel mesafenin de korunacak şekilde bir planlama ile Bozcaada’daki ana salonda birkaç film göstermeyi planlıyoruz. Bu festival çok büyük güçlüklerle yapılıyor. Bazen içimizden bu festivali bırakmak da geçiyor, ‘artık yeter’ dediğimiz anlar da oluyor. Fakat verilere baktığımızda son yarım yüzyılda dünyadaki kaynakları, yani balıkları, tarlaları, su kaynaklarını sömürümüz üç kat artmış. Bir milyondan fazla yaşam türü yok olmak üzere. Başka data vermeye de gerek yok. Sadece bunları gördüğümüz zaman bile yapılacak başka bir şey yok. Birincisi başta kadına ve çocuğa olmak üzere şiddeti önlemeliyiz, ikincisi ise ekoloji konusu. Başka üçüncü bir şey yok. Şirketi büyütmek, zengin olmak, gücü arttırmak artık çok demode kavramlar olarak kaldı.” diyerek festivalin bu yılki geldiği noktayı açıkladı.</p>
<p>Kısa süre önce Youtube kanalı açılan BIFED’in bu kanalında temiz gıdaya ulaşma noktasında küçük üreticilerle yapılan online görüşmeler, film gösterimleri, festival tanıtım videoları ve özel röportajlar da yer alıyor. Festivalde bu sene aktif olarak kullanılacak Youtube kanalından canlı yayınlar, yönetmenlerle görüşmeler, soru-cevap etkinlikleri de gerçekleştirilecek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><a href="http://bifed.org" target="_blank">www.bifed.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2020/09/bifed-bu-yil-uzaktan-erisim-uzerinden-duzenlenecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Festivallerden: BİFED, Ada’da Belgesel Sinema</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bifed-adada-belgesel-sinema/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bifed-adada-belgesel-sinema/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2015 13:39:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[35/36. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[seray genç]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=722</guid>
		<description><![CDATA[Seray Genç / &#160; Ada’da Belgesel Sinema Bu sayımızda İtalya’nın farklı şehirlerini gezerek genç sinemacılar yetiştiren, dünyanın çok farklı köşelerinden gelen gençlerin kısa film denemeleri, çekimleri için koşullar hazırlayan bir festivalden haberler veren bir yazıya yer verdik. Cinema da Mare. Deniz’in sineması. Sonra çok geçmedi biz de Ege Denizi’nin çevrelediği Ada’nın sinemasını hayata geçiren, belgeselleri bir adaya toplayan bağımsız bir film festivaline denk geldik. Cinema da Mare isminin verdiği ilhamla; Sinema’da Ada ya da Ada’da Sinema&#8230; Ada’ya, memleket sinemasına, sansüre uğrayan belgesellere, sinema öğrencilerine hem alternatif bir alan açmak hem de katkıda bulunmak için yola çıkan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne (Bifed) bu yazı vesilesiyle yolun açık olsun demek istedik. Belgesellerle Dünyayı Yorumlamak Belgesel sinemanın çağına dair bir gözlemi, yorumu ve bir meselesi vardır. Yıllar itibariyle belgesel filmlerin habitat meseleleriyle karşımıza daha fazla çıkmaya başlamasıyla beraber dünyanın farklı köşelerinden bu meseleye dair gözlem ve yorum almak, anlamak ve takip etmek mümkün hale geldi. Habitat bizim ve bizimle birlikte canlı tüm organizmaların yaşadığı, geliştiği yer. Bir bölge, bir ağaç, hava, su ve toprak habitat ya da habitatımızın parçası. Habitatın parçalanması ise canlıların yaşadığı alanların müdahale görmesi, dönüşmesi, yaşam alanlarının yok olması, yok olmaya yüz tutması anlamına geliyor. Kapitalizm, ağacın gölgesini satamayınca [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993300;"><em><strong>Seray Genç /</strong> </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ada’da Belgesel Sinema</strong></p>
<p>Bu sayımızda İtalya’nın farklı şehirlerini gezerek genç sinemacılar yetiştiren, dünyanın çok farklı köşelerinden gelen gençlerin kısa film denemeleri, çekimleri için koşullar hazırlayan bir festivalden haberler veren bir yazıya yer verdik. Cinema da Mare. Deniz’in sineması. Sonra çok geçmedi biz de Ege Denizi’nin çevrelediği Ada’nın sinemasını hayata geçiren, belgeselleri bir adaya toplayan bağımsız bir film festivaline denk geldik. Cinema da Mare isminin verdiği ilhamla; Sinema’da Ada ya da Ada’da Sinema&#8230; Ada’ya, memleket sinemasına, sansüre uğrayan belgesellere, sinema öğrencilerine hem alternatif bir alan açmak hem de katkıda bulunmak için yola çıkan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ne (Bifed) bu yazı vesilesiyle yolun açık olsun demek istedik.</p>
<p><strong>Belgesellerle Dünyayı Yorumlamak</strong></p>
<p>Belgesel sinemanın çağına dair bir gözlemi, yorumu ve bir meselesi vardır. Yıllar itibariyle belgesel filmlerin habitat meseleleriyle karşımıza daha fazla çıkmaya başlamasıyla beraber dünyanın farklı köşelerinden bu meseleye dair gözlem ve yorum almak, anlamak ve takip etmek mümkün hale geldi. Habitat bizim ve bizimle birlikte canlı tüm organizmaların yaşadığı, geliştiği yer. Bir bölge, bir ağaç, hava, su ve toprak habitat ya da habitatımızın parçası. Habitatın parçalanması ise canlıların yaşadığı alanların müdahale görmesi, dönüşmesi, yaşam alanlarının yok olması, yok olmaya yüz tutması anlamına geliyor. Kapitalizm, ağacın gölgesini satamayınca tez kesile diyor, ağacın ekili olduğu alanın günümüz ederini, metrekaresini, kat sayısını, avm dükkan sayısını, yolunu, garajını, araba sayısını, eğlenceden yemeğe geçirilecek saat sayısını iştahlıca hesap ediyor. Şehir merkezleriyle yetinmiyor, yoksulları çeperlere atıyor, çeperlere toplu konutlar yapıyor. Yetinmiyor, ağaçları kese kese yeni yollar yapıyor. Beton döküyor doğaya, insan ve insan aklına. Ucu olmayan şehirlerler yaratıyor. Şehir dışına çıktığında da akar suya, rüzgara bentler kuruyor, hatta termik ve nükleer santraller inşa etmeye kalkıyor. Karbon salınımına engel teknolojiye/sermayeye kredi ve teşvik dağıtırken, üretimi ve çevreyi regüle ediyor, sömürüye uğratıyor; kapitalizmin vahşi rekabeti ortaya çıkıyor. Büyük balık küçük balığı yutuyor ve doymuyor.</p>
<p>Karbona Hücum (Amy Miller, 2012) belgeselinde bizim Karadeniz’de küçüklü büyüklü her dereye kurulmak istenen HES’lerin Panama’da da aynı belalara yol açtığı, Hindistan’da çöp yakılan fabrikaların beraberinde getirdikleri, Honduras’ta bitkisel yağdan biyogaz üretimi ve Brezilya’da odun kömürü için kullanılan okaliptus ağaçları ve o ağaçların dibinde yaşayıp ormana adım atmaları yasak olan sıradan insanları gösterir. Diğer adıyla karbon pazarına hoş gel(me)diniz. Bu ekolojik tasdik ve teşvik alan tüm “karbon projeler” çevre kirliliğini dengeledikleri gerekçesiyle karşımıza çıkıyor ve “karbon kredisini” kapıyorlardı. Belgeselin soruları net: Karbon salınımını gerçekten azalttıklarını söylemek mümkün mü?, Peki bu projelerin olduğu yerlerde yaşayan insanlar tüm bunlardan nasıl etkileniyor ya da etkilenecek? Kâr merkezde olduğu sürece kapitalizmin koşullarının sermaye aleyhine dönmesi mümkün mü? Ekosistemimizde yaşanılan süreci bizim bir çırpıda özetlememiz veya aktarmamız zor ama belgesel sinema tam olarak bunu yapıyor; sorular soruyor, tanıklığa ve neticede ‘dur demeye’ davet ediyor.</p>
<p>Bir avuç insan bunu dünyanın her köşesinde yapıyor ve bu mücadele de belgesele konu olabiliyor. Bozcaada’da yapılan ve Fethi Kayaalp anısına verilen ödüllerden biri Rüya Arzu Köksal’ın yönetmenliğini yaptığı Bir Avuç Cesur İnsan’a gidiyor bu nedenle. “Türkiye’de yaşanan ama bütün dünyada benzerlerine rastlanan, hayati öneme sahip bir çevre mücadelesini, aktivizm ruhunu kutlayarak ve bize, mizah duygusu ve insancıllığıyla ilham vererek anlatan” bir film <a href="http://www.bifed.org/portfolio/bir-avuc-cesur-insan/">Bir Avuç Cesur İnsan</a>.</p>
<p>Belgesel sinema ele aldığı meselesine bir yorum, bir bakış açısı getirir: Mizah, insancıllık, estetik ya da protesto. Yaratıcı bir yeniden yorumlama biçimi olarak Grierson’dan bugüne belgesel, izleyenden de dünyayı yorumlamasını ve onun aktif bir parçası olmasını bekler.</p>
<p>Festivaldeki filmlerden Mano Khalil’in Arıcı (Der Imker) filminde karakterin kendisi İbrahim Gezer ve Farida Pacha’nın Benim Adım Tuz filmi dünyayı yorumlayanlardandı. Kürdistan’daki savaştan ötürü yerinden yurdundan edilmiş Ape İbrahim, Alp Dağları’ndan geride bıraktığı memleketinin dağlarına ve o dağlarda bıraktığı çocuklarına, köyüne, evine bakıyordu. Bir yandan da Alp Dağları’nı kendi dağları yapıyordu, arılarıyla beraber kendisinin kıldığı doğayla buluşuyor ve bir dere yatağına çıplak bırakıyordu kendisini. Doğayla buluşmasında hem yalnızdı hem de değildi. İsviçre’de tanıştığı, yaşamının bir parçası kıldığı insanlarla içten arkadaşlığı; arkadaşlarıyla kendi içten dilini yaratarak iletişim kurması onu yaşama, arkadaşlarını da ona bağlıyordu. Ve savaşların adaletsiz ve kirli yüzüne rağmen yaşamı, doğayı insancıllıkla, doğallıkla ve inatla savunuyordu.</p>
<p>Benim Adım Tuz, Hindistan Gujarat’ta tuz üretiminde mevsimler geçiren işçi bir ailenin tuz hasadını izleyiciye sürekli sorular sordurarak ancak yanıtları görüntülerle, aileyi sadece takip ederek ve her adımın bir bir açılarak, ritmle ilerlediği bir belgeselle veriyordu. “İnsanın toprak aidiyeti ve ilişkisini yalın, güçlü ve şiirsel bir sinematografiyle” aktarıyordu bize.</p>
<p><strong>Mark Achbar ile “Şirket”i Yorumlamak </strong></p>
<p>Andığımız bu filmler, aralarında Corporation (Şirket) ve Peter Wintonick’le beraber yaptığı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Manufacturing_Consent:_Noam_Chomsky_and_the_Media">Manufacturing Consent: Noam Chomsky and the Media</a> (Rıza Üretmek: Noam Chomsky ve Medya ) filmlerinin yönetmeni Mark Achbar’ın da olduğu jüri tarafından adaya gelen belgeseller arasından seçilmiş ödül alan filmler arasındaydı. Mark Achbar ve Jennifer Abbott’un filmi Şirket, yapımından on yıl sonra Bozcaada Halk Eğitim Merkezi’nde gösterildiğinde bizim açımızdan filmin ses verdiği sorunlar, konular ya da psikopat bir tüzel kişilik olarak Şirket gücüne güç katmaya devam ediyordu. Necla Algan ile Mark Achbar’la söyleşmek üzere adanın bir kıyısında buluşuyoruz. Mark Achbar bugünden filmine baktığında: “Tanımladığımız sorunu çözmedi filmim, o yüzden bugünden bakınca başarısız oldu diye düşünüyorum. Şirketler güçlerini arttırdılar o zamandan bu zamana. Bir film kültürü değiştirmek için çok şey yapabilir. Bu filmle biz bir bilinçlenme hareketi yaratmaya çalışıyoruz. Gitgide büyüyen bir farkındalık yaratıyoruz filmlerle. Şirketler çok büyük bir sürekliliğe sahipler. Sıradan bir insanın baş edebilmesi için fazla güçlüler çünkü sermaye onların elinde. Her gün devletlerle işbirliğine girebilecek sermayeleri var. Bizim de tek başımıza onların bu gücüyle baş edebilme imkanımız yok. Elimizde başka aygıtlar var onlarla uğraşabileceğimiz; sinema da bunlardan biri. Benim şirketlere karşı bilinç yaratmak için en önemli aygıtım sinema” derken, Joel Bakan’ın yazdığı ikinci kitapla beraber Şirket’in devamının geleceğini söylüyor. Amerika’da şirketler için verilen yeni imtiyazları, örneğin şirketlerin seçimler sırasında isimsiz ve limitsiz bir biçimde para harcamasının hukuki olarak önünün açıldığını, bunun ise sermayenin etkisini artırmakla sonuçlanacağını anlatıyor. Son dönemde Kuzey Amerika’da B (benefit) tipi yeni tip şirketler de ortaya çıkıyor. “Bu şirketler hukuki olarak başka değerleri önceliğine ya da en azından eşit derecede alabilir, örneğin emekle ilgili veya çevre ile ilgili dertler edinebilir, bunları önceliğine koyabilir. Sonra ikinci sıraya istiyorsa kârı koyabilir. Şu anda bu yolu seçen bir çok şirket olmaya başladı. Tabi ki bu bir çözüm mü değil mi tartışılır, ama ben bu çok enteresan bir gelişme diye düşünüyorum. Biz burada halka açık şirketlerden bahsediyoruz. Burada baskıcı olmak zorunda olmayan bir şirketten bahsediyoruz, tabi eğer yapmak isterse. Bu halka açık şirketler eğer isterlerse önceliğine emeği alabilirler, yapmak zorunda değiller ama yapabilirler.”</p>
<p>Şirket belgeseli, 23 bölümden oluşuyor. Farklı kesimleri ve konuları merkezine alan 23 farklı bölüm. Belgeselin içerdiği röportajlar da farklı kesimlerden. Shell, Goodyear, IBM, Pfizer gibi şirketlerin CEO’larından Noam Chomsky, Naomi Klein, Vandana Shiva ve Michael Moore’a, devam edersek reklamcılar ve pazarlamacılardan tarihçi ve aktivistlere farklı pek çok insan ve yaklaşıma ulaşılıyor. İnsanların hiç bir önyargı taşımadan filme dahil olmaları ve olanı biteni anlatmaları üzerine bu diyaloğun nasıl kurulduğunu merak ediyoruz doğrusu. “Bazı CEO’lar kendileri de eleştireldi bu sistemin gidişatına dair. Kendileri ile ilgili, şirketlerle ilgili eleştireldiler. Ve kendilerinin seçimiydi, belgeselde kendi kimlikleriyle bulundular. Kimseyi zorlayamazsınız 90 dakika hatta saatlerce sizinle konuşmaları için.” Bu kadar farklı dinamiği bir araya getirmelerindeki amacın ise gerçekliği tüm boyutlarıyla yansıtmak olduğunu söylüyor. Mark Achbar: “Gerçekliği yansıtmaktı amacımız. Şirketlerin nasıl çalıştığını ve arkalarındaki gücü anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Bu şirketlerin içindeki CEO’lar gibi insanların şirketlerin gücü ile ilgili ne düşündüğünü görmek istedim. Örneğin sizin kişisel görüşünüz şirketin görüşünden farklı olabilir, bunun mümkün olup olmadığını da sorguladım. Kendi kişisel değerlerin şirketinkilerle örtüşmüyor olabilir. Tabi kararlar da vermek zorundasın. Hayatımda hiç Pfizer, Shell ya da BP’nin CEO’larıyla tanışmamıştım, belgesel sayesinde tanışmış oldum. Çok zeki bir insan değilsen CEO olamıyorsun bu sistemde. Çok zeki insanlar da aslında ne olup bittiğinin farkındalar. Ben aslında onlara negatif bir şekilde yaklaşmadım, sadece merak ettim, içten bir merak; ne düşündüklerini, bu kararları gerçekten nasıl aldıklarını merak ettim. Biz bu açıdan şirketlerin gücünü kişilere indirgemeden, şirketleri birer kurum olarak incelemek istedik. Kurumların problem olduğunu göstermek istedik, bireylerin değil. Görüşme yaptığım bazı CEO’lar insani olmayan bu kurumlara insani bir ses de oldular. Chomsky de bundan bahsediyor. Köle sahibi iyi biri olabilirsin. Kölelerine iyi davranan düzgün insanlar da var. Fakat kölelik kurumunun kendisi rezil ve ahlak dışı bir şey.”</p>
<p>Şirketin bölümlerinden biri Hindistan başta olmak üzere bugün pek çok çiftçiyi intihara sürükleyen, tohum bilgisini gelecek nesillere aktarılmaksızın yiyecek endüstrisini elinde tutan Monsanto gibi yaygın şirketlere dairdi. Mark Achbar filminde bu büyük sorun hakkında sadece “söz ettiklerini”, söz edebildiklerini söylüyor. Konuyla ilgili Food Inc. (2008, Robert Kenner) belgeselini hatırlatıyor. Monsanto bu kadar yaygın olduğu için, dünyayı ele geçirmiş olduğu için gurur duyuyor. “Biz onların vicdanın rahat olmadığını filan düşünüyoruz kendi aramızda, fakat böyle bir şey yok; bununla övünüyorlar.”</p>
<p>Zehir üreten kimyasal şirketler, askeri-endüstriyel kompleksler, okyanuslarda artan toksinler, eriyen buzullar… “Depresif değişimler” yaşandığını söylüyor Mark Achbar ve kendi açmazına getiriyor sözü: Benim kişisel açmazım bu konularda hangi biriyle uğraşacağım, hangi birine sataşacağım. Hangisi daha önemli? Bir değişiklik yapmak için hangisi daha acil? Hep bunu düşünüyorum.</p>
<p>Bizim memlekette de uğraşacak, sataşacak pek çok konu ve işleyiş olduğu kesin. Dolayısıyla sinema ya da bağımsız festivaller, aktivist film ve festivaller bizim için de önemli bir alan. Kendileri de belgesel sinemacı olan dostlarımız Petra Holzer ve Ethem Özgüven ve Adalı tüm dostlar bu alanı açmaya çalışıyorlar. Bozcaada’nın ensesinde hissettirilen yapılaşma tehdidine ve memleketin pek çok yerinde gördüğümüz betonla, HES’lerle, santrallerle hayatımızı ele geçirme, elden geçirme harekatına karşı sinemayla ve Adalılarla dayanışma içinde…</p>
<p><em>BIFED Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Film Festivali Hakkında:<a href="%20http://www.bifed.org "> http://www.bifed.org </a><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bifed-adada-belgesel-sinema/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19. Kerala Film Festivali’nden İzlenimler</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/04/filmlerin-iyi-seyircinin-daha-iyi-oldugu-bir-festival-19-kerala-film-festivalinden-izlenimler/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/04/filmlerin-iyi-seyircinin-daha-iyi-oldugu-bir-festival-19-kerala-film-festivalinden-izlenimler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2015 13:29:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[35/36. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[aylin sayın]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=717</guid>
		<description><![CDATA[Aylin Sayın / Hindistan’ın uzun yıllar sosyalizmle yönetilmiş olan eyaleti Kerala, Hindistan’ın güney batısında yer alan, Arap denizine kıyısı olan doğa harikası Cochin’le ve uzun kumsallarıyla bilinen bir yer. Benim için Arundhoti Roy’un memleketi ve olağanüstü kitabı ‘Küçük Şeylerin Tanrısı’nın ilhamını aldığı yer. Festival, Kerala’nın başkenti -telaffuz etmesi hayli zor-Thiruvananthapuram’da yapılıyor. Uluslararası bilinirliği olan bir festival ve bunda seyircisinin rolü büyüktür herhalde. Saatlerce kuyrukta bekleyen, yer bulamazsa merdivenlere oturan ya da ayakta filmi izleyen, beğendiği yerlerde alkışlayan, ıslık çalan, sevdiği filmle yakın bir ilişki kuran bir seyircisi var. Diğer festivallerin aksine IFFK delege sistemiyle düzenleniyor. Festivali takip etmek isteyenler her film için bilet almak yerine festival öncesi 500 rupi (7 Euro) ödeyerek festivale akredite oluyorlar. Festival filmlerini, entelektüel bir faaliyeti alınıp satılan bir meta olarak görmeyen festival yönetimi, biletleme işini bu yolla yapıyor. Bazen saatlerce kuyrukta beklemek anlamına gelse de (koltuk sayısı 300 fakat bu yıl 10.000 kişi festivale akredite olmuş) delegeler festivale bir aidiyet geliştiriyorlar ve çok film izlemek isteyen daha az parayla bunu mümkün kılabiliyor. Bu sistemden konuk ağırlamaya kadar sosyalist bir mantığın festivale sirayet ettiği söylenebilir. Bir yıla yakın Hindistan’da yaşamış biri olarak sosyalizmin nimetlerinin sadece festival ortamında değil eyaletin bütününde hissedildiğini de söylemeliyim. Kerala, Hindistan’ın en [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993300;"><em><strong>Aylin Sayın /</strong> </em></span></p>
<p>Hindistan’ın uzun yıllar sosyalizmle yönetilmiş olan eyaleti Kerala, Hindistan’ın güney batısında yer alan, Arap denizine kıyısı olan doğa harikası Cochin’le ve uzun kumsallarıyla bilinen bir yer. Benim için Arundhoti Roy’un memleketi ve olağanüstü kitabı ‘Küçük Şeylerin Tanrısı’nın ilhamını aldığı yer. Festival, Kerala’nın başkenti -telaffuz etmesi hayli zor-Thiruvananthapuram’da yapılıyor. Uluslararası bilinirliği olan bir festival ve bunda seyircisinin rolü büyüktür herhalde. Saatlerce kuyrukta bekleyen, yer bulamazsa merdivenlere oturan ya da ayakta filmi izleyen, beğendiği yerlerde alkışlayan, ıslık çalan, sevdiği filmle yakın bir ilişki kuran bir seyircisi var.<br />
Diğer festivallerin aksine IFFK delege sistemiyle düzenleniyor. Festivali takip etmek isteyenler her film için bilet almak yerine festival öncesi 500 rupi (7 Euro) ödeyerek festivale akredite oluyorlar. Festival filmlerini, entelektüel bir faaliyeti alınıp satılan bir meta olarak görmeyen festival yönetimi, biletleme işini bu yolla yapıyor. Bazen saatlerce kuyrukta beklemek anlamına gelse de (koltuk sayısı 300 fakat bu yıl 10.000 kişi festivale akredite olmuş) delegeler festivale bir aidiyet geliştiriyorlar ve çok film izlemek isteyen daha az parayla bunu mümkün kılabiliyor. Bu sistemden konuk ağırlamaya kadar sosyalist bir mantığın festivale sirayet ettiği söylenebilir. Bir yıla yakın Hindistan’da yaşamış biri olarak sosyalizmin nimetlerinin sadece festival ortamında değil eyaletin bütününde hissedildiğini de söylemeliyim. Kerala, Hindistan’ın en yüksek okuma yazma oranına sahip olduğu, dilenci oranının düşük ve evsizlerin olmadığı bir eyalet. Hindistan’ın diğer yerlerini görmemiş biri için fark etmesi güç ayrıntılar elbette bu saydıklarım. Olması gereken şeyler; barınma, sağlık ve eğitim imkanı burada uzun yıllardır güçlü bir sosyalizm geleneği dolayısıyla bir hak olarak insanlara verilmiş durumda.<br />
Kerala’ya dair bu kısa bilgiden sonra festivale dönersek, filmlere bu kadar çok ilginin olmasının en önemli sebebi elbette ki Bollywood, Tollywood (AndhraPradesh film endüstrisi) ve Mollywood (ticari Malayalam filmlerinin yapıldığı film endüstrisi) tarafından işgal edilen sinemalarda bunun dışında kalan sinema anlayışını görmenin neredeyse imkansız olması ve elbette Hint insanın, özellikle okuma yazma, üniversiteye gitme oranının yüksek olduğu Keralalıların(çoğunlukla gençlerin) sinemaya entelektüel ilgisi.<br />
Festivalin uluslar arası yarışma bölümünde yarışan Oonga tanıdık bir hikayeyi anlatıyordu. Orissa eyaletinde yaşayan Adivasilerin (yerli halk) köyleri (ormanları) maden şirketi tarafından işgal tehdidi altındayken Naxalitleri, köylüleri, eğitimle ancak bu tehditlere karşı gelinebileceğini düşünen bir öğretmeni ve askerleri karşı karşıya getiriyordu. Filmin hangi tarafta konumlandığını sorduğumuz yönetmen “Eğer bir yerde konumlandırmam gerekirse hiçbiri derdim, bu çemberde herkes kurban. Filmdeki asker bile babasının çiftçi olduğunu ve toprağını satmayı reddettiği için dövüldüğünü, bunun üzerine asker olmaya karar verdiğini söylüyor. Bu bir çember.” diyor. Naxalitler köylüler için tek kurtuluşun örgüte katılmak olduğu konusunda ısrarcıyken öğretmen de yerli çocuklara Hintçe ve okuma yazma öğretme idealindedir. Bütün bu çatışmalar yaşanırken Oonga adlı 7 yaşındaki yerli çocuk köyünden ayrılarak şehre Ramayana destanını tiyatroda izlemeye gider. Gösteriden ve Rama’nın cesaretinden etkilenen Oonga, Rama (tanrı Vişnu’nun avatarı) gibi mavi renge boyanarak hayatı Rama’nın gözlerinden görmeye başlar. Kendisini onunla özdeşleştirerek askerlere karşı köyünü korumak ister. Film bir çocuğu merkeze alarak bu kadar problemli bir konunun aşırı trajik olmasını engellemiş. Film dert ettiği sorunu popüler Hint filmleri izlemeye alışkın seyirciyi filmin içine çekecek dans ve şarkı sahneleriyle anlatsa da bu tercih filmin festivalde herhangi bir ödül almasını engellerken gişede başarılı olmasına vesile olmasını dileyelim.<br />
Festivalde en iyi film ödülünü alan Arjantin yapımı Refugiado (Diego Lerman) erkek şiddetini bu şiddeti hiç göstermeden, kocasından kaçmaya çalışan bir kadını ve 7 yaşındaki oğlunun hikayesini sade bir dille anlatan bir filmdi. Babadan kaçarken çocuğun yaşadığı gelgitleri de anlatmasıyla büyümeye dair bir hikaye de olduğu söylenebilir. Aynı bölümde İran’dan iki film de vardı. Coğrafi ve tarihi yakınlıkları dolayısıyla Hintlilerin İran sinemasına özel ilgi gösterdiklerini de söylemeliyim. Abbas Rafei’nin yönettiği Oblivion Season (Fasle Faramoushi-e Fariba) tutucu bir ülkede evlenmeden önce seks işçisi olan bir kadının toplum tarafından nasıl dışlandığını anlatmak amacıyla yola çıkmış bir film. Filmde tutucu bir topluma nazaran kötücül ve kıskanç bir koca izlediğimi söyleyebilirim. Kocası hastanelik olduktan sonra onun işini devralarak nakliye şoförlüğü yapmasını kabul eden hatta ona destek olan bir toplumdan bahsediyoruz. Film amaçladığının aksine tutucu bir toplumu değil ruh hastası bir adamın bir kadının hayatını nasıl çekilmez kıldığını anlatabilmiş. Festivalde yarışan diğer İran filmi The Bright Day (Rooz-e Roshan, HosseinShahabi), Oblivion Season’ın aksine olaylardan çok bir duygu durumuna odaklanarak adalet duygusunun nasıl da kişileştirilebileceğini, nasıl da kırılgan olabileceğini anlatıyordu. Filmin büyük bir kısmının araba içinde geçmesiyle Abbas Kiarastomi sinemasıyla, anlattığı konuya yaklaşımıyla da Asghar Farhadi sineması ile akrabaydı.<br />
Festivalde Fipresci ödülü alan Fas filmi ise They are the Dogs (C’est Eux Les Chiens, HichamLasri) 1981 yılında askerler tarafından gözaltına alınan sendika aktivisti bir adamın herkes öldü sanırken ‘Arap Baharı’ sırasında hapishaneden çıkması ve ailesini aramasının hikayesi. Solcu bir sendikacı olan Majhoul, Fas’ta ekonomik ve sosyal bir değişim talep ettiği için yıllarca hapis yatmışken Fas’ta yine bir değişimin talep edildiği, Kazablanka sokaklarında devrimci bir baharın estiği günlerde, otuz yıl sonra hapisten çıkar ve eylem yapan kitlenin arasına karışır. Bu eylemlerde bir hikaye, merak uyandıracak bir konu arayan televizyon ekibiyle tanışır ve ailesini beraber aramaya başlarlar.<br />
Film, Majhoul’un arayışını anlatırken Kazablanka sokaklarını onun gözüyle de görmemizi sağlar. Filmi genelde televizyon ekibinin kamerasından izleriz. Bu, filme bir dinamizm getirirken filmin gerçekçiliğini de bir adım da öteye taşır.  Filmin belgeselle kurmaca arasında bir yerde durduğu söylenebilir. Dolayısıyla çok rahat bir aile melodramına dönüşecebilecek olan konu trajediye uç verir. Film Fas’taki politik kalkışmalardan hareketle geçmişle geleceği Majhoul’un varlığıyla bir araya getirir. 30 yıl sonra pek de bir şey değişmediğine göre şimdinin hesaplaşılmamış geçmiş tarafından takip edildiğini söyler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/04/filmlerin-iyi-seyircinin-daha-iyi-oldugu-bir-festival-19-kerala-film-festivalinden-izlenimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Festivallerden: Bir CinemadaMare Deneyimi</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bir-cinemadamare-deneyimi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bir-cinemadamare-deneyimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2015 13:14:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[35/36. sayı]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[filiz öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=713</guid>
		<description><![CDATA[Filiz Öztürk / Hani her insanın bir hayali vardır ya, benim de en büyük hayalim günün birinde Farid Farjad’ın Taghtam deh ezgisi eşliğinde bir kısa film çekmekti. Her şey Beşiktaş’ta başladı… Güzel bir Beşiktaş sokağında, bende bir kısa film çekmek istiyorum diyerek topladığım arkadaşlarımla beraber başladık ilk kısa film çekme macerama. Sonra da İtalya’da her yaz iki buçuk ay boyunca süren ve bütün dünyadan ama daha çok İtalya’dan gelen genç sinemacıların katıldığı festivale göndermiş bulunduk. Bu festivali nasıl duyduğuma gelince; çok sevgili arkadaşım Çiçek Coşkun, her yaz tatilde, İtalya’ya gidiyorum ben derdi ve eve döndüğünde ne yaptın, nasıl geçti sorularımıza karşılık çektiği kısa filmlerin, hepsini olmasa bile bir kaçını utana sıkıla bizlerle paylaşıyordu. Artık dayanamıyordum, kıskançlığım had safhaya varmıştı ve sonunda “ben de gelmek istiyorum, ne yapmam lazım” diye sorma cesaretini gösterdim. Çok ciddiydim ama nedense sonucun olumsuz olacağını düşünüyordum. Tabii ki hayalimdeki gibi olmadı ama senaryosunun kardeşime ait olduğu ve sevgili arkadaşım Çicek’in yönettiği ya da her şeyini tek başına yaptığı kısa filmimizde benim de ayaklarım başrolü kaptı. Festivali düzenleyen dernek, CinemadaMare, genç katılımcıların kalacak yerini ve İtalya’da şehirden şehre transferini sağlıyor. Diğer bütün masraflar katılımcılar tarafından karşılanıyor. Festival başlamadan önce iki buçuk aylık güzergah dernek başkanı Franco Rino [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h4><strong><em><span style="color: #993300;">Filiz Öztürk /</span></em><br />
</strong></h4>
<p>Hani her insanın bir hayali vardır ya, benim de en büyük hayalim günün birinde Farid Farjad’ın Taghtam deh ezgisi eşliğinde bir kısa film çekmekti.<br />
Her şey Beşiktaş’ta başladı…<br />
Güzel bir Beşiktaş sokağında, bende bir kısa film çekmek istiyorum diyerek topladığım arkadaşlarımla beraber başladık ilk kısa film çekme macerama. Sonra da İtalya’da her yaz iki buçuk ay boyunca süren ve bütün dünyadan ama daha çok İtalya’dan gelen genç sinemacıların katıldığı festivale göndermiş bulunduk.<br />
Bu festivali nasıl duyduğuma gelince; çok sevgili arkadaşım Çiçek Coşkun, her yaz tatilde, İtalya’ya gidiyorum ben derdi ve eve döndüğünde ne yaptın, nasıl geçti sorularımıza karşılık çektiği kısa filmlerin, hepsini olmasa bile bir kaçını utana sıkıla bizlerle paylaşıyordu. Artık dayanamıyordum, kıskançlığım had safhaya varmıştı ve sonunda “ben de gelmek istiyorum, ne yapmam lazım” diye sorma cesaretini gösterdim. Çok ciddiydim ama nedense sonucun olumsuz olacağını düşünüyordum.<br />
Tabii ki hayalimdeki gibi olmadı ama senaryosunun kardeşime ait olduğu ve sevgili arkadaşım Çicek’in yönettiği ya da her şeyini tek başına yaptığı kısa filmimizde benim de ayaklarım başrolü kaptı.<br />
Festivali düzenleyen dernek, CinemadaMare, genç katılımcıların kalacak yerini ve İtalya’da şehirden şehre transferini sağlıyor. Diğer bütün masraflar katılımcılar tarafından karşılanıyor. Festival başlamadan önce iki buçuk aylık güzergah dernek başkanı Franco Rino tarafından oluşturuluyor. Haziran’ın sonuna doğru başlayan festival Eylül’ün ilk haftası bitiyor. Ve bu yıl festivalin bitiş yeri Venedik. Venedik Film Festival’inin olduğu tarihlerde oraya varılıyor ve festival boyunca yapılan haftalık kısa film yarışmasını kazanan filmlerden bir kaçı Venedik Film Festival’inde de gösteriliyor.<br />
Her hafta farklı bir şehirde ama şehir merkezinde değil yakın bir kasaba veya köyde konaklanılıyor. Okullarda kalıyoruz daha çok. Benim festival yolculuğum üç hafta sürüyor, yani ekiple beraber üç farklı bölgede, üç farklı kasabada ve üç farklı okulda oluyorum. Festivale katıldığımız tarihlerde ekip Güney İtalya’da, Terracina’ydı. Yabancılık çekmeden katıldık ekibe.<br />
Terracina Roma’dan trenle bir buçuk saat mesafedeydi. Oraya varmak için ilk önce havaalanından trenle Roma merkez tren istasyonuna gittik. Tren yolculuğu ayrı bir maceraydı, anlatılamaz, yaşanır… Bu arada doğru treni yani bilet aldığımız trenin hangi perondan yola çıkacağını bulmaya çalışırken yanımıza yaklaşıp yardımcı olmak isteyen delikanlıya hemen “evet evet” deyip bileti gösterdim. O da büyük bir hevesle beni takip edin diyerek, perona kadar götürdü. Ben ne kadar yardımsever, ne kadar kibar birisi derken elini uzatıp “bahşişim?” dediğinde, evet hem yabancılık çektik hem de kendi başımızın çaresine bakmamız gerektiğini hatırladık.<br />
Terracina’dan sonra CinemadaMare festivaliyle İtalya’nın üçüncü büyük şehri olan Genova’ya yaklaşık 35 kilometre uzaklıktaki, her tarafı tarihi yapılarla dolu olan, küçük sahil kasabası Chiavara’ya varıyoruz. Dar sokaklarında ve her binanın altındaki benzer tarihi kemerlerinde yürürken kaybolmamak elde değil. Ve tabi ki her köşe başında elinde kamerasıyla iş başında olan genç yönetmenler ve oyuncularla karşılaşmamak. Bu arada çekilen kısa filmlerde, küçükte olsa bana verilen roller de ayrı bir keyif ve deneyim katıyor yolculuğuma. Gidilen her durakta, her kasabada gelen yönetmenlerle yapılan söyleşiler ve genç sinemacılara yönelik atölye çalışmaları burada da devam ediyor. CinemadaMare’nin Chiavari’deki misafiri Polonyalı yönetmen Krzysztof Zanussi idi. Zanussi bizlerle deneyimlerini, birikimini ve ilginç öykülerini mizahi bakış açısıyla paylaştı.<br />
Atölye çalışmalarının ve söyleşilerin dışında, gidilen her yeni durakta, oradaki ev sahiplerine her akşam, önceden belirlenen meydanda film gösterimleri yapılıyor. İşini tamamlayan festival konuklarının da katılımıyla gerçekleşen bu gösterimler ise ayrı bir şenlik havasında geçiyor.<br />
Tabii bizleri en fazla heyecanlandıran ise, kalınan kasabada çekilen ve bir haftanın sonunda görücüye çıkacak olan kısa filmlerimiz oluyor. Kasaba halkıyla beraber filmleri izliyoruz ve gösterim sonunda festival ekibinin yaptığı oylamayla seçilen en iyiler ödüllerini alıyor yani yaka kartlarının yanına taktıkları yeni yaka kartlarını; haftanın en iyi yönetmeni, en iyi ışıkçısı, en iyi oyuncusu, en iyi kameramanı vb.<br />
Franco Rino, dernek başkanı, festivale katılan herkesin yaka kartı takmasını özellikle istiyor ve buna çok önem veriyor. İlk günden itibaren bütün katılımcıları uyardıkları en önemli konu bu oluyor. İsminin, hangi ülkeden geldiğinin ve festivalde ne olarak bulunduğunun yazılı olduğu bu yaka kartlarını herkes sabah kaktığı andan, akşam yatana kadar boynunda bulundurmalı hatta bu konu eski katılımcılar arasında espriye dönüşmüş durumdaydı. Bana da gider gitmez yaka kartı hazırlandı. Arkadaşım benim yaka kartıma “journalist” gazeteci diye yazdırınca Franco ile biraz sohbet etmemekte kaçınılmaz oldu tabi ki. Bütün bu yoğunlukta, yakaladığım ilk fırsatta Franco Rino’dan biraz kendisinden ve dernekten bahsetmesini istedim:<br />
“Bir süre önce benimle bir röportaj yapılmıştı ve başlığı: “Selüloit” idi, amaç edinen gazeteci (Journalist with aim of celluloid). Herhalde beni en iyi tanımlayan en iyi başlık budur. Herşey, şu anda da devam eden bir tutkuyla başladı. Başlarken bu noktaya geleceğimizi bilmiyordum ve başlarken bunun gezici bir festival olacağını, dünyanın her yerinden gelen genç sinemacıları ağırlayacağımızı da düşünmemiştim.<br />
Başından beri festvalin uluslararası bir hale gelmesini istedik belki de… Bu yüzden festivalin İtalya’nın herhangi bir bölgesini çağrıştıracak bir ismi olmasını istemedim. Festival bu hale gelince, yani İtalya’nın çeşitli bölgelerine taşınan, gezici bir hal alınca nedenini anladım. En başından beri CinemadaMare isminin ne kadar yakıştığını.<br />
İlk yılımızda sadece film gösteriyorduk. Konuklarımız olmuyordu ve gezilmiyordu. İlk festival, doğduğum yer olan Nova Siri de başladı. İkinci yıl ise güzel bir işbirliğiyle Hollandalı konuklarımız oldu. İşte o zaman dünyanın başka yerlerinden de genç sinemacıları davet etmeye karar verdim. Festivalin 3. yılında, 2005’te şimdi düzenlediğimiz haftalık yarışmalar henüz yoktu. Gelen konuklar daha önceden yaptıkları filmleri festivalde gösteriyorlardı.<br />
2006 yılında, Sicilya’da haftalık yarışmaları yapmaya karar verdim. Sicilya’da konuk olduğumuz Aciare’de Belediye Başkanı’na teşekkür etmek için gelen konuklara şehrin çeşitli yerlerinde, önemli merkezlerin de film yapmalarını istedim ve en iyi film kazanacaktı. Ve en iyi film şehrin meydanında çekilen, İtalyanca “bir yerlerden başlayın” anlamına gelen bir deyim olan “Buzları kırmak”tı. Yani, film bize, “bekleme, buzlarını kır ve bir yerlerden başla” demiş oldu. Bu film bizim için çok şanslı ve hoş bir başlangıç oldu. O zaman anladım ki genc sinemacılar zaten hazırdı, ben bunu ortaya çıkarmış oldum.<br />
Sonuç olarak bu festival adım adım gelişti.<br />
Benim için CinemadaMare Mikel Anjelo’nun heykeli için yaptığı açıklamaya benziyor. “fazlalıkları çıkarınca ortaya bu kaldı” zaten taşın içindeydi hali hazırda, onu ortaya çıkarmam gerekiyordu, ben de çıkardım. İleride festivali İtalya dışına da taşımayı düşünüyorum. 2015’te 18-21 Nisan arası Garibaldi lance ile (gemi seyahati yapan tur) beraber çalışarak gelen konukları Barcelona’ya götüreceğiz. Orada kalarak kısa filmler çekecekler. Bir dahaki yıl yaz döneminde yine aynı şekilde festivali Barcelona’ya da götürmek istiyorum.<br />
Dernek festival dışında da işler yapıyor tabii ki. On yıldan fazla bir süredir televizyon programları yapıyoruz. Ciak Basilicata’da bir tür sinema eğitimi sayılacak okul projesi yapıyoruz. Ayda iki kere gitttiğimiz bir okulda öğrencilere senaryo yazmayı kurgu yapmayı ve yönetmenlik öğretiyoruz.<br />
Bütün bir yaz boyunca dolaştığımız yerlere yani festivalin rotasına ben karar veriyorum. Bazen de insanlar bizi davet ediyorlar. Şimdi bulunduğumuz San Benedetto de Toronto’ya bizi davet ettiler. Burada ki ana fikir İtalya’nın her bölgesine gidebilmektir. İlk yıllarda hep aynı şehirlere gidiyorduk. Sonradan diğer şehirler bizi davet etmeye başladılar.<br />
Gittiğimiz bölgelerde siyasi ya da yasal bir sorun yaşamıyoruz. Bizim tek sorunumuz finansal bir kaynak bulmak. Gittiğimiz yerlerde kalma veya çalışma konusunda izin alma sorunu olmuyor. CinemadaMare’nin %60’lık ekonomik geliri kamusal kaynaklarla sağlanıyor. Şehrin, bölgenin, belediyelerin bize verdiği destekle ve sponsorlarla giderleri karşılıyoruz. Bizim için en önemli sorun para, finansal kaynak yaratmakta zorlanıyoruz. Bunun dışında gittiğimiz her yerde insanlardan çok olumlu tepkiler alıyoruz.<br />
Son olarak şunu söylemek isterim ki, burada biz bir aileyiz. Buraya geldiğinizde artık CinemadaMare’nin bir parçası oluyorsunuz. Arkadaşlık ve saygı bizim için önemli iki kriterdir. Burada, bir topluğun parçası olmanın göstergesi olarak, gelen her konuk için ilk yaptığımız şey yaka kartı hazırlamaktır. Bu kartın temeli öncelikle içinde sevgi ve saygıyı barındıran bir topluluk olmanın göstergesidir, sonrası ise sinema yapmaktır. Konuklarımızdan o yaka kartını, bizi bir arada tutan bir simge ve saygı olarak devamlı takmalarını istiyor olmam beni onlar için artık şu cümleyle özdeşleştirdi: “Yaka kartın nerede?”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/04/festivallerden-bir-cinemadamare-deneyimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sansüre Karşı Özgür Sinema Yürüyüşü Çağrısı!</title>
		<link>https://yenifilm.net/2015/04/sansure-karsi-ozgur-sinema-yuruyusu-cagrisi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2015/04/sansure-karsi-ozgur-sinema-yuruyusu-cagrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2015 11:18:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[SİYAD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=706</guid>
		<description><![CDATA[Sinema tarihimiz aynı zamanda sansürle mücadele tarihidir. Bu mücadelenin son perdesi, ‘Bakur’ filminin 34. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminin engellenmesiyle açıldı. Sinemacıların filmlerini festivalden çekerek tepkilerini ortaya koyması, İstanbul Film Festivali’nde bütün yarışmaların iptal edilmesiyle sonuçlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın baskıları sonucu Ankara Film Festivali de 16 Nisan’da kısa film ve belgesel yarışmalarını iptal ettiğini açıkladı. Ardından Ulusal Yarışma Jürisi, jürilik görevinden çekildi. Önümüzdeki dönemde, filmlerin ve festivallerin çok daha büyük engellemelerle karşılaşma olasılığı  yüksek görünüyor. Sansüre imkan tanıyan kanunların ve ilgili yönetmeliklerin bir an evvel kaldırılmasını talep ediyoruz. Sanatı desteklemesi gereken Kültür Bakanlığı’nın sinemanın özgürlük alanını bu tip baskılarla daraltması kabul edilemez. Gelinen aşamada sanat üzerindeki tüm baskıların kalkması, filmlerin özgürce izleyicilerle buluşması ve festivallerin bağımsızca var olabilmesi için mücadele kaçınılmaz! Tüm sinema emekçilerini, sinema yazarlarını, ve sinemaseverleri bu mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz. 18 Nisan Cumartesi günü 16:00’da hep birlikte Fransız Kültür Merkezi’nden Atlas Sineması’na ‘Sansüre Karşı Özgür Sinema’ yürüyüşünü gerçekleştiriyoruz. Yürüyüşümüzün ardından 20:30’da Abbasağa Parkı’nda buluşuyor, sinemacıların 1977’deki Sansüre Hayır yürüyüşünü anlatan Yollara Düştük belgeselini izleyip, sansüre karşı nasıl dayanışacağımızı konuşuyoruz. &#160; Sansüre Karşı Özgür Sinema Yürüyüşü 18 Nisan Cumartesi, 16:00 Fransız Kültür Merkezi Önü &#160; “Yollara Düştük” Belgeseli Gösterimi ve Forum 18 Nisan Cumartesi, 20:30 Abbasağa Parkı &#160; [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Sinema tarihimiz aynı zamanda sansürle mücadele tarihidir. Bu mücadelenin son perdesi, ‘Bakur’ filminin 34. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminin engellenmesiyle açıldı. Sinemacıların filmlerini festivalden çekerek tepkilerini ortaya koyması, İstanbul Film Festivali’nde bütün yarışmaların iptal edilmesiyle sonuçlandı.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın baskıları sonucu Ankara Film Festivali de 16 Nisan’da kısa film ve belgesel yarışmalarını iptal ettiğini açıkladı. Ardından Ulusal Yarışma Jürisi, jürilik görevinden çekildi.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, filmlerin ve festivallerin çok daha büyük engellemelerle karşılaşma olasılığı  yüksek görünüyor. Sansüre imkan tanıyan kanunların ve ilgili yönetmeliklerin bir an evvel kaldırılmasını talep ediyoruz. Sanatı desteklemesi gereken Kültür Bakanlığı’nın sinemanın özgürlük alanını bu tip baskılarla daraltması kabul edilemez.</p>
<p>Gelinen aşamada sanat üzerindeki tüm baskıların kalkması, filmlerin özgürce izleyicilerle buluşması ve festivallerin bağımsızca var olabilmesi için mücadele kaçınılmaz!</p>
<p>Tüm sinema emekçilerini, sinema yazarlarını, ve sinemaseverleri bu mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz. <strong>18 Nisan Cumartesi günü 16:00</strong>’da hep birlikte Fransız Kültür Merkezi’nden Atlas Sineması’na ‘Sansüre Karşı Özgür Sinema’ yürüyüşünü gerçekleştiriyoruz.</p>
<p>Yürüyüşümüzün ardından <strong>20:30’da Abbasağa Parkı</strong>’nda buluşuyor, sinemacıların 1977’deki Sansüre Hayır yürüyüşünü anlatan <strong>Yollara Düştük</strong> belgeselini izleyip, sansüre karşı nasıl dayanışacağımızı konuşuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sansüre Karşı Özgür Sinema Yürüyüşü</strong></p>
<p>18 Nisan Cumartesi, 16:00 Fransız Kültür Merkezi Önü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Yollara Düştük” Belgeseli Gösterimi ve Forum</strong></p>
<p>18 Nisan Cumartesi, 20:30 Abbasağa Parkı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sinema Emekçileri Sendikası</p>
<p>Oyuncu Sendikası</p>
<p>Sinema Yazarları Derneği</p>
<p>Türkiye Görüntü Yönetmenleri Derneği</p>
<p>Sinema Televizyon Sendikası</p>
<p>Yeni Sinema Hareketi</p>
<p>İşçi Filmleri Festivali</p>
<p>Documentarist İstanbul Belgesel Günleri</p>
<p>Hangi İnsan Hakları? Film Festivali</p>
<p>Emek Bizim İstanbul Bizim</p>
<p>Gökyüzü Oyuncuları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2015/04/sansure-karsi-ozgur-sinema-yuruyusu-cagrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Yaz Günü Yaşadığımız Sonbahar ve Adana Altın Koza Festivalinden İzlenimler</title>
		<link>https://yenifilm.net/2008/06/bir-yaz-gunu-yasadigimiz-sonbahar-ve-adana-altin-koza-festivalinden-izlenimler/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2008/06/bir-yaz-gunu-yasadigimiz-sonbahar-ve-adana-altin-koza-festivalinden-izlenimler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 08:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[aylin sayın]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[izlenim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=296</guid>
		<description><![CDATA[Aylin Sayın / Yılmaz Güney’in adını yaşatan Adana Altın Koza Film festivali önemsediğimiz bir festival. Farklı bir bağı vardır Adanalının sinemayla, sanatla. Bereketli toprakların güzel insanlarının festivaline bu yıl konuk gidelim istedik ki bu yıl farklı bir önemi de vardı festivalin bizim için. Dergimiz yazarı, arkadaşımız Özcan Alper’in ilk uzun metrajlı filmi yarışan 12 uzun metrajlı filmden biriydi ve ilk kez seyirci karşısına çıkacaktı. Festivalde iyi bir seçki vardı bu yıl, politik bir seçki. Akdeniz ülkelerinden kısa metrajlı filmler seçkisi politik sinema örnekleriyle doluydu. Savaş karşıtı Filistin ve İsrailli genç sinemacıların filmleri ortak bir ruh taşıyor işgal edilmiş toprakların iki millet için de ne büyük yaralar açtığından bahsediyordu. Aynı seansta gösterilen Filistin’den “Nişancı” filmi Filistin mücadelesinin televizyon haberlerinde şov şeklinde sunulduğu, Filistinlilerin akşam haberlerinin performans sanatçısı haline getirildiğini söylüyordu ve film, sonunda şöyle bir şey dedi: “Onu bunu bırak asıl sorun asıl mesela bu savaşı bize dayatan kapitalizmle savaşmak”. İsrailli yönetmenin “Bir Yalnız Asker” filmi ise izin sırasında silahını kaybeden bir askere silahı bulması için yardım eden Araplar üzerineydi. Yönetmen söyleşide askerliğin İsrailli gençleri nasıl baskı altında tutuğunu, ruhlarında derin yaralar bıraktığından bahsetti. Başka bir seansta gösteren “Beyrut’a Gittiğimi Anneme Söylemeyin” belgeseli İsrail’in Lübnan’a saldırısı sırasında el kamerasıyla tek başına [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color: #993300;">Aylin Sayın /</span> </em></p>
<p>Yılmaz Güney’in adını yaşatan Adana Altın Koza Film festivali önemsediğimiz bir festival. Farklı bir bağı vardır Adanalının sinemayla, sanatla. Bereketli toprakların güzel insanlarının festivaline bu yıl konuk gidelim istedik ki bu yıl farklı bir önemi de vardı festivalin bizim için. Dergimiz yazarı, arkadaşımız Özcan Alper’in ilk uzun metrajlı filmi yarışan 12 uzun metrajlı filmden biriydi ve ilk kez seyirci karşısına çıkacaktı.</p>
<p>Festivalde iyi bir seçki vardı bu yıl, politik bir seçki. Akdeniz ülkelerinden kısa metrajlı filmler seçkisi politik sinema örnekleriyle doluydu. Savaş karşıtı Filistin ve İsrailli genç sinemacıların filmleri ortak bir ruh taşıyor işgal edilmiş toprakların iki millet için de ne büyük yaralar açtığından bahsediyordu. Aynı seansta gösterilen Filistin’den “Nişancı” filmi Filistin mücadelesinin televizyon haberlerinde şov şeklinde sunulduğu, Filistinlilerin akşam haberlerinin performans sanatçısı haline getirildiğini söylüyordu ve film, sonunda şöyle bir şey dedi: “Onu bunu bırak asıl sorun asıl mesela bu savaşı bize dayatan kapitalizmle savaşmak”. İsrailli yönetmenin “Bir Yalnız Asker” filmi ise izin sırasında silahını kaybeden bir askere silahı bulması için yardım eden Araplar üzerineydi. Yönetmen söyleşide askerliğin İsrailli gençleri nasıl baskı altında tutuğunu, ruhlarında derin yaralar bıraktığından bahsetti. Başka bir seansta gösteren “Beyrut’a Gittiğimi Anneme Söylemeyin” belgeseli İsrail’in Lübnan’a saldırısı sırasında el kamerasıyla tek başına Beyrut’a giden Didem Şahin’in oradaki tanıklıklıları üzerineydi. Ortadoğu sadece İslamcı partilerle anılır olmuşken Didem’in Lübnan Komünist Partisi’nden biriyle görüşmüş olması önemliydi. Film sonrası İsrail’in politikaları konuşulurken bu seçkinin organizatörü Hilmi Etikan özellikle salonda bulunan İsrailli yönetmenin üzülmemesini gözeterek İsrail’de bulunan savaş karşıtı insanların varlığından da söz etti.</p>
<p>Festival üç ayrı ve birbirinden farklı sinemalara dağılmış durumdaydı ve mekandan dolayı festival havası, festival şenliği hissedilmiyor, hava sinema kokmuyordu. İnsanların film aralarında filmleri tartıştığı, birbirlerine daha da yaklaştığı sinemanın başrolde olduğu festival ortamı ne yazık ki yaratılmamıştı. Bu yıl şehir merkezinde bulunan sinemalarla anlaşamayan festival yönetimi çareyi alışveriş merkezinde ve şehrin çıkışındaki bir sinemada ve yine ticari filmler gösteren cep sinemasına festivali taşımakta bulmuş. Buralarda yaratılamayan hava tarihi kız lisesi binasında gösterilen kısa metrajlı filmlerle ve bunların katılımcısı yönetmenlerle, Hilmi Etikan ve Alin Taşçıyan’ın özverileri sayesinde telafi edildi. Tarihi Kız Lisesi binası Adana merkezinde, taşköprüyü geçince yanında güzel bir park olan bir bina. İçinde tarihte Adana fotoğrafları asılı. Bina festivalin amatör ruhunu da taşıyordu.</p>
<p>Bu yıl festivalde en çok konuşulan şey Özcan Alper’in ilk uzun metrajlı filmi “Sonbahar” oldu. Film daha gösterimi yapılmadan konuşulmaya başlamış, gösteriminden sonra da Karadeniz insanına, oranın dinamiğine, filmdeki diyaloglar üzerinden insanlara hissettirdiği duyguya, politik yönüne dair yapılan yorumlar festival konuklarının kaldığı otel lobisine, sabahlara kadar devam eden tartışmalara taştı.</p>
<p>Adana’nın festival izleyicisi çok farklı. Aslında bir festival seyircisi de yok. Liseli öğrenciler, okullardan taşınan ortaokul öğrencileri, emekliler izleyicilerin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Ne yazık ki hala filmlere “ünlü” konukları görmeye gelen, onları da dizilerden bilen bir tipoloji var. En büyük eksiklik de Çukurova Üniversitesi’nden öğrencilerin festivalde olmamasıydı. Bu yüzden sık sık Avrupa Gezici Filmleri Festivali’nde karşılaştığım “yer yoksa merdivende otururum” diyen, film izlemekte inat eden üniversite öğrencileri oldu. Yine de faklı bir izleyiciydi karşımdaki. İçtendi. “Made in Europe” filmi için sahneye çağrılan yönetmen İnan Temelkuran’a, “bize dün de porno izlettiniz (“Ara” filminden bahsediyor) bugün de ağza alınmayacak küfürlerle ne kadar utandım”… diyen izleyici tipik bir dizi izleyicisiydi. Bu boş yoruma söyleşi zamanı sinirlenmiştim ama şimdi “Sonbahar” ve “Tatil Kitabı” sonrası yapılan yorumları da dinleyince içten buluyorum. En azından izleyici olarak ne iseler o olduklarını gösteriyorlar. Beğenmediği bir şeyi alkışlayan bir izleyici yok. “Tatil Kitabı” için gelen eleştirilerden biri bu filmin Silifke’de geçmesinin bir anlamı olmadığı idi. “Sonbahar” filmi için de şöyle sorular yöneltti izleyici: “2 aylık ömrü kalmış biri neden yaylaya rakı şişesiyle çıkıyor?” , “Karadeniz’e hala yağmur yağıyor mu?”(filmdeki fıkraya gönderme yaparak)</p>
<p>“Sonbahar” galası cuma öğleden sonra yapıldı. Salon yetmedi kalabalık seyirciye, kapıda itişmeler yaşandı. Daha büyük bir salona geçildi. Sonra teknik sorunlar oldu, film üç kez yeniden başladı. “Teknik sorun nedeniyle biraz bekleteceğiz” açıklaması yapan görevliye Suna Selen “önemli değil yeter ki sorun hallolsun, biz bekliyoruz” dedi. Sonbahar Altın Koza’ya damgasını vurmuştu ama ondan da öte bir umut, bir sevinç dalgası vardı izleyenlerin üzerinde.</p>
<p>Jürinin seçimi, neyi neden seçtiklerini açıklamaları önemliydi sinemamız için. Jüri “taraflıydı” ve sinema için ümit vaat eden, hayatı insanı günceli anlatan bir sinemanın tarafındaydılar ve bunun sinemasını yapanları parasal anlamda da desteklemek düşünceliliğini gösterdiler.</p>
<p>Gecenin en anlamlı konuşması “Ayak Altında” kısa filminin yönetmeninden geldi. Bayramını kutlayamayan işçi sınıfı için ödülünü aldı. “Ben onun filmlerini izlediğimde tir tir titrediğim yerler olur. Benim için Yılmaz Güney&#8217;in önemi itaatsizliğin iyi bir erdem olmasını anlatmasıdır” diyen ve yumruğunu kaldıran İnan Temelkuran da geçen yıl bu ödülü alan ve Yılmaz Güney üzerine ödül konuşmasında tek laf etmeyen “İlk Aşk” filminin yönetmeni Nihat Durak’tan sonra gönlümüzü çalmadı değil.</p>
<p>Made in Europe filminin 18 erkek oyuncusunun en iyi oyunculuk ödülü almasının jüri kararı şöyle açıklandı: “Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar yeni bir “millet” oluşturan göçmenler…</p>
<p>Çocuklar gibi birbirlerini öldüresiye dövmeye hazırlanıp sonra tekrar bir arada yaşamaya devam eden erkekler…</p>
<p>Maço görüntüsüne rağmen “yiğitlikle” alakası kalmamış, bir tür çaresizlikle “erkek çocuğu” olmanın ötesine gidemeyen ve neredeyse tüm erkek oyuncuların birlikte yarattığı tek bir erkek karakteri…</p>
<p>Jüri, Bütün çekim sürecinde aynı ruhu elinde tutmayı başaran yönetmenin hedefine sadık kalarak “bir ortak ruhun oyuncuları” olmayı başardıkları için Made in Europe filminin 18 erkek oyuncusunu bu ödüle layık bulmuştur.”</p>
<p>Sonbahar filminin en iyi film ödülü alma gerekçesi yazılı olarak yönetmene ve kamuoyuna şu şekilde iletildi:</p>
<p>“Hayata Dönüş Operasyonu adı altında hayatı elinden alınmış bir kuşağın, umudu da içinde barındıran kahredici yolculuğunu, sinema solanlarında oluşturulan araçlarla adeta, fısıldayan ve özgün diliyle anlatan ‘Sonbahar’ filmini bu ödüle layık gördük”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2008/06/bir-yaz-gunu-yasadigimiz-sonbahar-ve-adana-altin-koza-festivalinden-izlenimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>III. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali: Sokağa Çıkan Sinema</title>
		<link>https://yenifilm.net/2008/05/iii-uluslararasi-isci-filmleri-festivali-sokaga-cikan-sinema/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2008/05/iii-uluslararasi-isci-filmleri-festivali-sokaga-cikan-sinema/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 15:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Film Ekibi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[izlenim]]></category>
		<category><![CDATA[seray genç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[ Seray Genç / Charlie Chaplin’in 1936 yılında yaptığı Modern Zamanlar’ı 1929 büyük ekonomik yıkımı ve sonuçlarını anlatır. Üretimin otomasyonu, işçilerin çalışma koşulları, yemek, içmek gibi insani ihtiyaçların dahi vaktin nakit olduğunu savunan sistemin yeni buluşlarıyla kapitalist endüstrileşmenin vardığı noktadan anlatır. Kimi zaman büyük çarklar arasında tamirat yapan bir işçi, kimi zaman yemek yediren robotun denek işçisi ve kimi zaman da bant sisteminde vida sıkarak çalışan bir işçidir Şarlo bu filmde. Chaplin’in ileri görüşlülüğü Büyük Diktatör’de yeniden doğrulanacaktır ancak bu filmi izlediğimizde bugünün dünyasına dair bir film izleriz, hala… Şarlo sokağa da çıkar bu filmde. İronik bir dille aktarıldığı üzere düşen kızıl bir bayrağı taşırken de insanlar onun peşinden gideceklerdir. Chaplin’in niyeti bellidir. Yükselen ekonomik krize ilişkin yükselen bir muhalefeti Şarlo’nun meşrebince sinemaya yansıtır. Sokağa çıkma çoğu zaman gerçekçilikle beraber anılır. Yeni gerçekçilerin kamerası sokağa, günün ışığı altında ve amatör oyuncularıyla çıkar. 2. Dünya Savaşı sonrası, yoksul Roma mahallelerinde geçen filmde uzun süredir işsiz Antonio, yeni işi için aldığı bisiklet çalınınca, oğluyla beraber sokaklarda aramaya başlar bisikletini. Yönetmen Vittorio De Sica’nın 1948 yılında yaptığı Bisiklet Hırsızları filmi, 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve yine bugüne dek pek çok ülke ve yönetmen sinemasını etkileyen, yeni sinema hareketlerinin oluşmasına neden olan İtalyan [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p class="pozet"><b> </b><span style="color: #993300;"><em>Seray Genç /<b> </b></em></span></p>
<p>Charlie Chaplin’in 1936 yılında yaptığı Modern Zamanlar’ı 1929 büyük ekonomik yıkımı ve sonuçlarını anlatır. Üretimin otomasyonu, işçilerin çalışma koşulları, yemek, içmek gibi insani ihtiyaçların dahi vaktin nakit olduğunu savunan sistemin yeni buluşlarıyla kapitalist endüstrileşmenin vardığı noktadan anlatır. Kimi zaman büyük çarklar arasında tamirat yapan bir işçi, kimi zaman yemek yediren robotun denek işçisi ve kimi zaman da bant sisteminde vida sıkarak çalışan bir işçidir Şarlo bu filmde. Chaplin’in ileri görüşlülüğü Büyük Diktatör’de yeniden doğrulanacaktır ancak bu filmi izlediğimizde bugünün dünyasına dair bir film izleriz, hala… Şarlo sokağa da çıkar bu filmde. İronik bir dille aktarıldığı üzere düşen kızıl bir bayrağı taşırken de insanlar onun peşinden gideceklerdir. Chaplin’in niyeti bellidir. Yükselen ekonomik krize ilişkin yükselen bir muhalefeti Şarlo’nun meşrebince sinemaya yansıtır.</p>
<div class="resol">Sokağa çıkma çoğu zaman gerçekçilikle beraber anılır. Yeni gerçekçilerin kamerası sokağa, günün ışığı altında ve amatör oyuncularıyla çıkar. 2. Dünya Savaşı sonrası, yoksul Roma mahallelerinde geçen filmde uzun süredir işsiz Antonio, yeni işi için aldığı bisiklet çalınınca, oğluyla beraber sokaklarda aramaya başlar bisikletini. Yönetmen Vittorio De Sica’nın 1948 yılında yaptığı Bisiklet Hırsızları filmi, 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve yine bugüne dek pek çok ülke ve yönetmen sinemasını etkileyen, yeni sinema hareketlerinin oluşmasına neden olan İtalyan yeni gerçekçiliği için bir başlangıç filmi ya da manifesto filmi kabul edilir. Vittorio de Sica ile birlikte çalışan Bisiklet Hırsızları’nın senaristi Cesare Zavattini, öykü yerine gerçekliği arayan, araştıran bir sinemanın gerekliliğini belirtir.</div>
<p>Gerçeklik arayışı ve sinemanın görünür olmayan gerçeği görünür kılma çabası ve ticari sinemanın, televizyonun dışında kendine bir alan açmasına sinema tarihinden bir diğer örnek 1950’li yılların ikinci yarısından itibaren ürünlerini veren İngiliz Özgür Sinema (Free Cinema)’dır. İngiltere emekçi sınıfının yaşam koşullarına, sorunlarına gerçekçi bir bakış taşır Özgür Sinema. &#8220;Gerçeklik, gerçek olan şeylerin değil, onların gerçekte ne olduklarının gösterilmesi işidir&#8221; diyerek filmler yapan Lindsay Anderson, Tony Richardson ve Karel Reisz bir yandan İngiliz Belgesel Okulu geleneğinden, dönemin politik atmosferinden etkilenirken günümüz İngiltere’sinin önemli yönetmeni Ken Loach’un sürdürdüğü bir geleneğin de parçası olurlar.</p>
<p>Sinema tarihinde yaşanan toplumsal ve ekonomik atmosfere paralel bir biçimde çoğu zaman dönemin ruhunu, siyasal düşünsel birikimini yansıtan filmlerle tarihi, toplumsal mücadeleler tarihini takip etmek mümkündür. 1960’lı yılların sonuna gelindiğinde Latin Amerika’da yazılı ve görsel manifestolarla ortaya çıkan Üçüncü Sinema hareketi en önemli görsel manifestosunu, Fernando Ezequiel Solanas ve Octavio Getino 1968 yılında Kızgın Fırınların Saati’yle gerçekleştirir. 1966 Arjantin’deki askeri darbe koşullarında yapılan gizli çekimleriyle, gizli gösterimleriyle, tartışmalarıyla, mektuplardan, söyleşilerden, belge görüntülerden yararlanarak Latin Amerika’nın ezilen halklarını, emekçilerini ve devrimcilerini anlatan Kızgın Fırınların Saati’nin bir amacı da izleyiciye yöneliktir. İzleyicinin pasif bir konumdan çıkmasını ister.</p>
<p><a href="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/iff_afis_2008.jpg"><img class="alignleft wp-image-53 size-full" src="http://yenifilm.net/wp-content/uploads/2014/12/iff_afis_2008.jpg" alt="iff_afis_2008" width="150" height="211" /></a>Türkiye’de emeği gören sinemanın örnekleri arasında; Ertem Göreç’in Karanlıkta Uyananlar’ı, Duygu Sağıroğlu’nun Bitmeyen Yol’u, 1970’lerle beraber Lütfi Akad’ın göç üçlemesini oluşturan “Gelin – Düğün – Diyet”i, Yılmaz Güney’in gerçekçi filmleri, Yavuz Özkan’ın Maden ve Demiryol filmlerini, Ömer Kavur’un Yusuf ile Kenan’ını ve yine Çukurova’da pamuk işçilerini anlatan Yılmaz Güney’in Endişe’si ve Erden Kıral’ın Bereketli Topraklar Üzerinde’sini saymak gerekir.</p>
<p>Bugün, ülkemiz ve dünya sinemasının bu önemli emekçilerinin izinden giderek filmler yapan ya da bu filmleri seyirciyle buluşturmak için alternatif dağıtım kanalları yaratma uğraşı verenlerin varlığı, etkili ve yaygın bir iletişim aracı olan sinemanın egemen değerleri üreten ticari örnekleri dışında bir eleştiri ya da muhalefet üretilebileceğinin de varlığına işaret eder. Gerçekten de bugün tiyatro salonlarının, sinema salonlarının bir bir kapandığı, alışveriş merkezlerinin bir bir açıldığı, kültürsüzleşmenin hakim kılındığı, emekçinin görünmez olduğu bir dönemden geçerken bu muhalefet daha da anlamlı olmaktadır.</p>
<p>İşçi Filmleri Festivali bu muhalefetin bir parçası olarak farklı ülke sinemalarından emeği gören ve sokağa çıkan bir sinemanın izinden giderek örneklerini seçti, seçiyor. Yine bu sinema tarzının temsil ettiği değerleri taşıyan sanatçı ve aydınların biyografilerine yer veriyor. 1 Mayıs tarihinden başlayarak emekçilerle sokaklara, meydanlara çıkıyor. Sinema, tarihinin başlangıcında olduğu gibi sokaktaki insanın ulaşabildiği, ulaşamayanlar için sinemanın gezdiği/gezdirildiği bir dönemi çağrıştırır biçimde İşçi Filmleri Festivalinin alternatif gösterim olanakları yaratma hedefi doğrultusunda işyerlerine, sokaklara, meydanlara… çıkıyor.</p>
<p>Fernando Solanas, 1968 yılından sonra 2000’li yılların başında yaşanan ekonomik krizle birlikte yeniden belgeseller yapmaya başladı. Arjantin’in krizine tarihsel bir bakış olan Yağma Anıları (Memoria del saguedo, 2004) umudu kaybetmediğini gösterircesine aktardığı direniş hikayelerinden oluşan Hiç Kimselerin Onuru( La dignidad de los nadies,2005) belgesellerinden sonra festival kapsamında ilk kez gösterilecek Uykudaki Arjantin (Argentina Latente, 2007) ülkesiyle ilgili üçlemenin son filmi olacak.</p>
<p>Neoliberalizmle beraber gelen özelleştirmeler, sosyal güvenlik haklarının budanması, çalışma koşullarının baskıcı bir nitelik kazanması, yoksul insanların yaşam koşullarını etkileyecek, yerlerinden edecek umarsız politikaların yürütülmesi, yeni bağımlılık ilişkilerinin üretilmesi ve bu siyasi ve ekonomik politikalara eşlik eden ırkçı, gerici söylemler günümüz kapitalizminin yansımalarıdır. Hindistan’da milyonlarca insanın yaşamını etkileyen baraj yapımını anlatan Boğulmak filminde, Borçlanma, Tavuk ve Yumurta filminde, Arka Bahçede Yıkım belgeselinde, Meksika’nın serbest bölgesini konu edinen Fabrikalar Kenti’nde (Maquilapolis), Kore’li sendikacıların gerçekleştirdiği Büyük Birader Bizi İzliyor’da, Tuzla Tersanesini mercek altına alan belge filmlerde bu sürece tanıklık ediyoruz.</p>
<div class="resol">İşçi Filmleri Festivalinde bu yıl Türkiye’nin yakın tarihine Fatsa’yı, Maraş’ı, Yeni Çeltek’i anlatan Unutturulanlar belge filmleri dizisiyle, 68’li gençlerin verdikleri mücadeleye ise Devrimci Gençlik Köprüsü’yle yakından bakıyoruz.</div>
<p>Devrimci Gençlik Köprüsü, 68’li gençlerin Zap suyuna yaptıkları köprünün Türkiye’deki eşitsizliklerin karşısına dikilen gençlerin hayallerini gerçekleştirme arzusunun somut hali oluyor. Belgeselde görüleceği üzere, bu köprüyü değerli kılan; o güne dek insanların ölümüne neden olan, hayatları zorlaştıran Zap’ın iki yakasını birleştirerek bu sürece son vermesi değildir sadece. Aynı zamanda orada yaşayan halk için Denizler’in yaptığı bir köprüye dönüşerek, bir dönemin ruhunun, kolektif iş yapma deneyiminin ve devrimci gençlerin memleket gerçekliğine dair ufuklarının açılmasının da sembolü de olur Zap köprüsü.</p>
<p>Bir yandan geçmişte ve günümüzde Afrika’da uygulanan sömürgeci politikaların nereye evrildiği Afrika sinemasın önemli ismi Osman Sembene’nin Borom Sarret’inden Darwin’in Kabusu’na uzanırken, bir yandan da bir kıtadaki değişimlerin emekçilerden yana olmadığını gözler önüne serer bu iki film. Tıpkı Orhan Kemal’in Bereketi Topraklar Üzerinde romanından Erden Kıral’ın aynı adlı filmine ve günümüze dek geçen sürede Çukurova’da yaşamın değiştiğini söyleyememiz gibi… Çukurova’yı anlatan iki film, Yılmaz Güney’in Endişe’si ve Erden Kıral’ın Bereketli Topraklar Üzerinde filmlerinde Çukurova’daki tarım işçilerinin durumu, belgesel görüntülerin de yer aldığı, gerçekçi biçimde betimlenir. Çukurova bereketli toprakların adıdır ve bereketli topraklar sömürünün de adı olur…</p>
<p>Sadece Afrika, sadece Latin Amerika, sadece Çukurova, sadece günümüz Tuzla Tersaneleri değildir işçi sınıfı mücadelelerinin geçtiği, işsizliğin, yoksulluğun hüküm sürdüğü coğrafyalar… İspanya’nın Kuzey’indeki Vigo tersanelerinde de durum farklı değildir. İşsizlikle mücadele etmeye çalışan eski tersane işçilerinin yaşam mücadelesini anlatan Güneşli Pazartesiler bize yaşanan deneyimleri aktarırken kapitalizmle beraber kaybolan insani değerleri de hatırlatıyor.</p>
<p>Şairin “güneşli günler göreceğiz çocuklar” deyişini akıldan çıkarmadan sinemaya yansıyan gerçekleri hep birlikte takip edebilmek dileğiyle…</p>
<p class="Pnot"><em>(Bu yazı İşçi Filmleri Festivali Gazetesinde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><em>Festival programı ve etkinlikler için:</em></p>
<p><a href="http://festival.sendika.org/" target="_blank">festival.sendika.org </a></p>
<p><a href="http://www.sendika.org/" target="_blank">www.sendika.org </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2008/05/iii-uluslararasi-isci-filmleri-festivali-sokaga-cikan-sinema/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
