<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni Film &#187; gezici festival</title>
	<atom:link href="https://yenifilm.net/tag/gezici-festival/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yenifilm.net</link>
	<description>aslolan hayattır</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 20:08:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.1.28</generator>
	<item>
		<title>Ankara Sinema Derneği Başkanı ile Söyleşi</title>
		<link>https://yenifilm.net/2016/11/ankara-sinema-dernegi-baskani-ile-soylesi/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2016/11/ankara-sinema-dernegi-baskani-ile-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2016 09:28:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[aylin sayın]]></category>
		<category><![CDATA[gezici festival]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni insan yeni sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[Aylin Sayın /26 Aralık 2000 Ankara Sinema Derneği tarafından Avrupa Filmleri Festivali&#8217;nin 6.sı Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa&#8217;da yapldı. Festival kapsamında bu yıl “Türk Sinemasında Sansür” adlı bir bölüm yer aldı. Sansüre uğramış bazı filmlerin gösterilmesi haricinde “Türk Sinemasında Sansür” adlı bir kitap hazırlandı. Burçak Evren ve Agah Özgüç&#8217;ün arşivlerinden alınan sansüre uğramış filmlerle ilgili afişler, fotoğraflar ve belgeler festivalde sergilendi. Ayrıca kitabın yazarlarıyla Bursa&#8217;da bu konuyla ilgili panel ve söyleşi düzenlendi. Bu yılki festival programında Tarkovski&#8217;nin filmlerinden oluşan bir toplu gösterim de yer aldı. Ayrıca “Avrupa&#8217;nın En İyileri” bölümünde Ingmar Bergman&#8217;ın Utanç, Ildiko Enyedi&#8217;nin Benim Yirminci Yüzyılım, Milos Forman&#8217;n Koşun İtfayeciler, Pedro Almadovar&#8217;ın İhtiras Labirenti, Alain Resnais&#8217;nin Amerikalı Amcam, Claude Lelouch&#8217;un Bir Kadın ve Bir Erkek, Robert Hamer&#8217;n Hassas Kalpler ve Taşlar, Andrej Wajda&#8217;nn Orkestra Şefi, Pantelis Voulgaris&#8217;in Taş Yıllar adlı filmleri yer aldı. Her yıl Avrupa sinemasından yeni filmlerin yer aldığı “Avrupa Avrupa” bölümünde ise Fred Kelemen&#8217;in Alacakaranlık, Veit Helmer&#8217;in Tuvalu, Ivan Nitchev&#8217;in Kıyametten Sonra, Frederic Fonteyne&#8217;in Pornografik Bir İlişki, Luc ve Jean-Pierre Dardenne&#8217;in Rosetta, Ben Hopkins&#8217;in Tomas Katz&#8217;ın Dokuz Yaşamı, Peter Timar&#8217;n 6:3, Jos Stelling&#8217;in Ne Trende Yer Var Ne de Uçakta ve Derviş Zaim&#8217;in Filler ve Çimen gösterildi. Ayrıca Derviş Zaim, Veit Helmer, Ivan Nitchev, Fred [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h4><span style="color: #993300;"><em>Aylin Sayın /26 Aralık 2000</em> </span></h4>
<p>Ankara Sinema Derneği tarafından Avrupa Filmleri Festivali&#8217;nin 6.sı Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa&#8217;da yapldı. Festival kapsamında bu yıl “Türk Sinemasında Sansür” adlı bir bölüm yer aldı. Sansüre uğramış bazı filmlerin gösterilmesi haricinde “Türk Sinemasında Sansür” adlı bir kitap hazırlandı. Burçak Evren ve Agah Özgüç&#8217;ün arşivlerinden alınan sansüre uğramış filmlerle ilgili afişler, fotoğraflar ve belgeler festivalde sergilendi. Ayrıca kitabın yazarlarıyla Bursa&#8217;da bu konuyla ilgili panel ve söyleşi düzenlendi.</p>
<p>Bu yılki festival programında Tarkovski&#8217;nin filmlerinden oluşan bir toplu gösterim de yer aldı. Ayrıca “Avrupa&#8217;nın En İyileri” bölümünde Ingmar Bergman&#8217;ın Utanç, Ildiko Enyedi&#8217;nin Benim Yirminci Yüzyılım, Milos Forman&#8217;n Koşun İtfayeciler, Pedro Almadovar&#8217;ın İhtiras Labirenti, Alain Resnais&#8217;nin Amerikalı Amcam, Claude Lelouch&#8217;un Bir Kadın ve Bir Erkek, Robert Hamer&#8217;n Hassas Kalpler ve Taşlar, Andrej Wajda&#8217;nn Orkestra Şefi, Pantelis Voulgaris&#8217;in Taş Yıllar adlı filmleri yer aldı.</p>
<p>Her yıl Avrupa sinemasından yeni filmlerin yer aldığı “Avrupa Avrupa” bölümünde ise Fred Kelemen&#8217;in Alacakaranlık, Veit Helmer&#8217;in Tuvalu, Ivan Nitchev&#8217;in Kıyametten Sonra, Frederic Fonteyne&#8217;in Pornografik Bir İlişki, Luc ve Jean-Pierre Dardenne&#8217;in Rosetta, Ben Hopkins&#8217;in Tomas Katz&#8217;ın Dokuz Yaşamı, Peter Timar&#8217;n 6:3, Jos Stelling&#8217;in Ne Trende Yer Var Ne de Uçakta ve Derviş Zaim&#8217;in Filler ve Çimen gösterildi. Ayrıca Derviş Zaim, Veit Helmer, Ivan Nitchev, Fred Kelemen ve Ben Hopkins&#8217;le söyleşiler yapıldı.</p>
<p>“Kısa İyidir” başlığı altında klasikleşmiş kısa filmler ve Dünya canlandırma sinemasının en önemli yaratıcılarından Çek Jiri Trnka toplu gösterimi festivalin bu yılki proramında olanlar.</p>
<p>Festivali gerçekleştiren Ankara Sinema Derneği&#8217;nin başkanı Ahmet Boyacıoğlu ile Türkiye&#8217;deki festivallerin durumu hakkında bir söyleşi yaptık. Şimdi bu söyleşimizi okuyacaksınız.</p>
<p><em>Öncelikle neden Avrupa Filmleri Festivali… Buradan başlayalım isterseniz? </em></p>
<p>Öncelikle daha iyi filmler yapılıyor Avrupa&#8217;da. Bunun yanında daha kolay getirtebiliyoruz, Amerika ya da Afrika&#8217;ya göre. Daha ucuz. Destek alabileceğimiz yer sayısı fazla.</p>
<p><em>Ankara Sinema Derneği&#8217;nin amacı nedir? </em></p>
<p>Ticari olmayan sinemayı izleyiciye sunabilmek</p>
<p><em>Siz ayrıca Sinema Tek gösterimleri de yapıyorsunuz. Neden Sinema Tek? </em></p>
<p>Sinema salonlarında, %90-95 oranında Amerikan Filmleri gösteriliyor. Artık izleyici de bu filmlerden kaçmaya başladı. Daha derinliği olan, klasik filmleri göstermeye çalışıyoruz.</p>
<p><em>Ama Sinematek döneminden farklı olarak, belli kısıtlılıklarınız var. Mesela filmlerden sonra izleyicilerle bir tartışma yapmıyorsunuz. </em></p>
<p>Onu da yapabiliriz ancak gösterimleri ticari salonlarda 19-21 arası yapıyoruz, zaman yetmiyor. Ama bazen tartışmalar da yaptığımız oldu. Mesela Derviş Zaim&#8217;le, Zeki Demirkubuz&#8217;la filmlerini gösterdikten sonra seyirciyle beraber tartışmalar yaptık. Ama Türk filmi bulmak da zor ve 30 yıllık Çek filmini nasıl konuşalım izleyiciyle. Bu filmlerin gösterilebilmesi bile gayet iyi bir adım aslında.</p>
<p><em>Festivalin maliyetini nasıl karşılıyorsunuz? </em></p>
<p>Kültür Bakanlığı&#8217;ndan bütçe alıyoruz. Avrupa Komisyonu&#8217;ndan beş yıldır yardım alıyoruz. Ucuz da bir maliyeti var aslında, her işimizi kendimiz halletmeye çalışıyoruz. Bu şekilde halloluyor.</p>
<p><em>Festivalin salon sorunu var mı? </em></p>
<p>Sinema salonları Hollywood filmlerini gösteriyor, bu yüzden bize kolay kolay salon vermiyorlar. Tabi en büyük salon sorunu Ankara&#8217;da. Diğer şehirlerde kültür merkezleri ve üniversite salonlarıyla halledebiliyoruz.</p>
<p><em>Bu yılki Festivali biraz değerlendirir misiniz? </em></p>
<p>Beklediğimden iyiydi. 6000 seyirci bekliyordum, 9500-10000 arası sırf Ankara ve bu Ankara için iyi bir rakam. Mesela İstanbul Film Festivali 5 salonda 17 günde 70000 kişiye ulaşabiliyor. Biz tek salonda 9 günde. Küçük olsun, iyi olsun istiyoruz. Ciddi olarak iyi festivallerde yarışmış filmleri bile beğenmezsek almıyoruz. Hiç kimse festivalde kötü film olduğunu iddia edemez. Belki bu yıl için Almadovar&#8217;ın filmi olabilir ama Almadovar&#8217;ın da belli bir izleyici kitlesi var.</p>
<p><em>Sinematek zamanında Türk Sinemasına yabancı kalıyor diye eleştiriler almıştı. Siz de bu tarz eleştiriler alıyor musunuz? </em></p>
<p>Sinematek&#8217;i 30 yıl öncesinin nesnelliği ile değerlendirmek lazım. Biz Türk filimlerinde belli bir kalite arıyoruz ve eğer bulabilirsek gösteriyoruz. Bu da çok zor oluyor. Eski filmlerin kopyası yok. Yeni filmler Amerikan dağıtımcılarının elinde ve onlar da genelde vermiyor. Ama Türk sinemasına önem veriyoruz. Sinema Tek gösterimlerinde mesela C Blok, Tabutta Röveşata, Mayıs Sıkıntısı&#8217;nı gösterdik.</p>
<p><em>Festivalin oluşum sürecinden biraz bahseder misiniz. </em></p>
<p>4 kişilik çekirdek bir ekibimiz var. Herkes ayrı işlerle ilgileniyor. Önce ana hattımızı belirliyoruz. Bu yıl ne yapmak istiyoruz, elimizde ne var onları değerlendiriyoruz. Filmleri ön elemeye alıyoruz. Bu yıl 85 uzun metrajlı, 504 kısa metrajlı film arasından seçim yaptık. Ayrıca her yıl bir okul olsun istiyoruz. Bu yıl Lodz Film Okulu’nu seçtik. Kısa film tarihinden filmler seçiyoruz. Son olarak belirli konu üzerine yazılmış senaryolar gösteriyoruz. Savaş, AIDS senaryoları gibi.</p>
<p><em>Son olarak Türkiye&#8217;deki festivalleri değerlendirir misiniz?</em></p>
<p>Türkiye&#8217;deki festivaller Antalya, İstanbul, Çevre Filmleri, Sinema Tarih Buluşması, Kadın Filmleri gibi; ama ne yazık ki onun altında festival yapılıyor Türkiye&#8217;de. Çevre, Kadın, Sinema Tarih festivallerinin de belli bir konuya yönelik. Koskoca İzmir&#8217;in 2 yıldır festivali yok. Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde 80-90 Film Festivali var, bizde çok az. Ben her yerde birşeyler yapılmasını istiyorum. Biraz da bu yüzden festivalimiz gezici. Bir harita görmüştüm tüm dünyada yapılan festivallerin renklendirildiği, Türkiye bembeyazdı. Festival için parayı bulmak da zor tabii. Yerel yönetimler ilgi duymuyor. Avrupa&#8217;da genelde yerel yönetimler destekliyor. Şimdi yeni yeni bir eğilim var. Belediyelerden telefon alıyoruz. Gelin bize birşeyler yapın gibi. Bunun da gelişmesi lazım. Ben daha çok festivalin olması taraftarıyım.</p>
<p><em>Ama festivaller festival olma amacından uzaklaşabiliyor. Mesela İstanbul Film Festivali fazla ticarileşmedi mi ya da Altın Portakal her yıl bir komediye dönmüyor mu? </em></p>
<p>Aslında İstanbul Film Festivali çok iyi işler yapıyor. 100-150 konuk getiriyor. Bu konuklar gelip Türk filmlerini görüyor ve filmlerimizin de tanıtımı yapılmış oluyor. Genelde elitist olmasından dolayı eleştiriyorlar. Ama elitist olmayınca da popülist oluyorsun, hangisi daha iyi. Bu festivali 5000 kişi bile izlese aslında çok iyi birşey. Çünk bu, insanların gidip özel televizyonları seyretmesinden iyi. Bu kültürel çoraklıkta çok iyi bir iş yaptıklarını düşünüyorum.</p>
<p>Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival 1995 yılında kısa ve uzun metrajlı Avrupa filmlerini izleyicilere sunmak amacıyla Ankara&#8217;da kuruldu. Şimdiye kadar İzmir, Eskişehir, Bursa, Gaziantep, Mersin, Çanakkale ve Drama&#8217;ya filmleri götürdü. Ayrıca Ankara&#8217;da düzenli olarak “Sinema Tek” gösterimleri yapmaktalar. Yine Ankara Sinema Derneği bu yıl Ankara&#8217;da İsrail, Ürgüp&#8217;te Yunanistan film haftasını gerçekleştirdi. Dernek ayrıca sinema ile ilgili kitaplar yayınlamakta.</p>
<p><em>(Yeni İnsan Yeni Sinema dergisinin 8. sayısında yayınlanmıştır.)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2016/11/ankara-sinema-dernegi-baskani-ile-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>7. Gezici Festivalin Peşinde</title>
		<link>https://yenifilm.net/2002/12/7-gezici-festivalin-pesinde/</link>
		<comments>https://yenifilm.net/2002/12/7-gezici-festivalin-pesinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Dec 2002 14:09:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[yeni Film]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[gezici festival]]></category>
		<category><![CDATA[izlenim]]></category>
		<category><![CDATA[Nezih Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[yeni insan yeni sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yenifilm.net/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Nezih Coşkun / İstanbul’a uğramayan 7. Avrupa Filmleri Festivaliyle İzmir’de buluşma şansını elde ettik bu yıl. Avrupa Filmleri Festivali, sinemanın ilk yıllarındaki gezici gösterimciler gibi -ki bu etkinliğin başlangıcında böyle bir esinlenmenin etkisi olduğu kesin-, Anadolu’yu şehir şehir dolaşarak Hollywood dağıtımcılarının beğenilerine mahkum olan insanımıza Avrupa’nın değişik ülkelerinden farklı filmler göstermeyi hedefliyor. Örneğin İzmir gibi bir şehirde bir tane bile euroimage sineması yok. Alternatif kanallarla dağıtılan filmler zorlukla ayakta durabilen kültür merkezleri aracılığıyla birkaç sene sonra ucuza kiralanarak göste-rilmeye çalışılıyor. Sinema etkinliği açısından daha şanslı olan Ankara dışında, festivalin uğrak yeri olan diğer şehirlerde de durumun farklı olduğu söylenemez. “Avrupa Avrupa” ve “Avrupa’nın En İyileri” temaları altında iki ayrı grup film bize yaşlı kıtanın -insanlarımızın pek de kavramak istemediği, Avrupa’ya duyulan hayranlığın gölgesinde kalan- iki ayrı yüzünü sunuyor aynı zamanda. “Avrupa Avrupa” yeni yapımların yer aldığı bir başlık. İzleme olanağı bulduğumuz 2000 yapımı Çek yönetmen David Ondricek’in filmi Yalnızlar, Çek gençliğinin içine düştüğü bunalımı, çıkışsızlığı, yönetmenin kendi ağzından söylersek sevgisizliği ele alıyor. Film seyirciye Çek gençliğinin yaşadığı aynı sorunları 69 doğumlu yönetmenin de yaşadığını düşündürtüyor. İsveçli yönetmen Roy Andersson’un İkinci Kattan Şarkılar’ı ise -reklamcılık denemelerinin etkisinin yer yer hissedildiği- kendine özgü dili ile Avrupa toplumunun tam boy çöküşünü anlatıyordu. Filme [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h4><em><span style="color: #993300;">Nezih Coşkun /</span> </em></h4>
<p>İstanbul’a uğramayan 7. Avrupa Filmleri Festivaliyle İzmir’de buluşma şansını elde ettik bu yıl. Avrupa Filmleri Festivali, sinemanın ilk yıllarındaki gezici gösterimciler gibi -ki bu etkinliğin başlangıcında böyle bir esinlenmenin etkisi olduğu kesin-, Anadolu’yu şehir şehir dolaşarak Hollywood dağıtımcılarının beğenilerine mahkum olan insanımıza Avrupa’nın değişik ülkelerinden farklı filmler göstermeyi hedefliyor. Örneğin İzmir gibi bir şehirde bir tane bile euroimage sineması yok. Alternatif kanallarla dağıtılan filmler zorlukla ayakta durabilen kültür merkezleri aracılığıyla birkaç sene sonra ucuza kiralanarak göste-rilmeye çalışılıyor. Sinema etkinliği açısından daha şanslı olan Ankara dışında, festivalin uğrak yeri olan diğer şehirlerde de durumun farklı olduğu söylenemez.</p>
<p>“Avrupa Avrupa” ve “Avrupa’nın En İyileri” temaları altında iki ayrı grup film bize yaşlı kıtanın -insanlarımızın pek de kavramak istemediği, Avrupa’ya duyulan hayranlığın gölgesinde kalan- iki ayrı yüzünü sunuyor aynı zamanda. “Avrupa Avrupa” yeni yapımların yer aldığı bir başlık. İzleme olanağı bulduğumuz 2000 yapımı Çek yönetmen David Ondricek’in filmi Yalnızlar, Çek gençliğinin içine düştüğü bunalımı, çıkışsızlığı, yönetmenin kendi ağzından söylersek sevgisizliği ele alıyor. Film seyirciye Çek gençliğinin yaşadığı aynı sorunları 69 doğumlu yönetmenin de yaşadığını düşündürtüyor.</p>
<p>İsveçli yönetmen Roy Andersson’un İkinci Kattan Şarkılar’ı ise -reklamcılık denemelerinin etkisinin yer yer hissedildiği- kendine özgü dili ile Avrupa toplumunun tam boy çöküşünü anlatıyordu. Filme olan yoğun ilgiden dolayı ek bir gösterim yapılacağı duyurulduğu film çıkışında. Bir seyirci “herhalde anlamayanlar için” diye yanıtladı bu duyuruyu. “Gençliğin feda edildiği” toplumu istatistiksel olarak bile gittikçe yaşlanan Avrupa kapitalizminin kokuşmuşluğunu anlatan filmi anlamak için verili düzeni sorgulayabilen farklı bir göze ihti-yacınız var gerçekten.</p>
<p>Sinema tarihinden gösterimlerin çoğunlukta olduğu “Avrupa’nın En İyileri” teması altında yukarıda anlattığımız Avrupa’daki toplumsal çözülüşü kendine özgü Avrupa tasviriyle görselleştiren Lars von Trier’in Suç Unsuru gibi filmlerin yanında ikinci bir altbaşlık oluşturan Loach, Almodovar, Gavras, Szabo sinemasından örnekler yer alıyor: Düzenin kıyımından geçenler-mücadele edenler. Pedro Almodovar’ın Bunu Hak Edecek Ne Yaptım’ı bir temizlikçi kadın etrafında kaybeden Avrupalıların öyküsünü anlatıyor. Hayatlarını gündelik olarak sürdürmeye çalışan Gloria ve ailesinin hatta tüm apartmanın, blokların, şehrin büyük çoğunluğunun yaşamıdır anlatılan. 16 yıl önce çekilmiş filmde, örneğin fahişelik yaparak geçimini sağlayan Cyristel’in yaşamı, günümüz Avrupa’sının fuhuş çetelerinin Doğu Avrupa’dan zorla getirdiği kadınlarından uzak, rahat sayılabilecek bir yaşamdır.</p>
<p>Festivalin bir bölümü de “Aşk, Acı ve Merhamet Öyküleri 1994-2001” adı altında katıldığımız bir adlandırmayla Zeki Demirkubuz sineması”na ayrılmıştı. “Zeki Demirkubuz, kendi yarattığı olanaklarla yapımından senaryosuna hatta İtiraf’ta görüntü yönetmenliğine kadar filmlerinin oluşumunu belirleyen, 7 yıl içinde 5 filmle kendine has bir sinemaya imza atmış, Ruken Öztürk’ün deyimiyle Türkiye’de tragedyanın çağdaş yaratıcısı bir yönetmendir. Karakterleri kaybeden, yaşamın sıkıştırdığı insanlardır. İçine girdikleri kısırdöngüden çıkamazlar, onu ‘kader’ olarak adlandırırlar. Bu anlamda Türkiye insanının, düzenin, toplumsal olanın kendine dayattığı yaşantıyı sorgulama olanağı yaratmaktadır Demirkubuz filmleri. Diğer taraftan Demirkubuz, Gezici Festival yoluyla pek çok sinemacımızın yapmadığını yapmakta, Antalya’nın dengeci jürisi tarafından es geçilen 2001 filmleri Yazgı ve İtiraf’ı İstanbul’dan önce Antalya’daki jüriden çok daha önemli bulduğumuz Anadolu seyircisine götürmekteydi.</p>
<p><em>(Yeni İnsan Yeni Sinema dergisinin 10. sayısında yayınlanmıştır.)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://yenifilm.net/2002/12/7-gezici-festivalin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
