Gizli Ajan: Devam Edenin İnadı
Aylin Sayın
Yönetmen Kleber Mendonça Filho’yu Brezilya’da geçen politik alegorileriyle tanıyoruz: Bacurau (2019), haritadan silinen bir köyün beyaz adama karşı direnişi üzerineydi. Yeşil Eldiven (2004), büyüme hikayesini yasak tanımamak ve korkularla yüzleşmek olarak anlatırken yönetmenin Cold Tropics (2009) adlı kısa filmi turizmden başka bir geliri olmayan bir şehre birdenbire çöken soğuk hava dalgası sonrası yaşanan gelişmeleri hicvediyordu. Tropik iklimin avantajları elinden alınan bir kent, kendiyle yüzleşmek ve yaratıcı çözümler bulmak zorunda kalır… Komşu Sesler (2012) Brezilya’daki güvenlik sorununun “güvenlik” sorununa indirgenmesini hicvederken Aquarius (2016) ise, bir kadının sahildeki evine göz koyan inşaat şirketiyle mücadelesini hayata bağlılık ekseninde anlatır.
Mendonça Filho, yerelden, özellikle Brezilya’nın kuzey doğusunda bulunan Recife kentinden beslenir. 2025 yapımı bol ödüllü son filmi Gizli Ajan da bir Recife hikayesi ama darbe iklimini ele almasıyla da oldukça evrensel. Sokakların paramiliter güçlerce ve sivil polislerce (beyaz Torosları andıran Civilia Polizia’lar kol gezer her yerde) terörize edildiği, faili meçhullerle, korku iklimiyle kendini sürekli hatırlatan darbe yıllarında bir şirkete kafa tutuşu sonrası kimliğini gizleyip kaçmak zorunda kalan bir akademisyen üzerinedir.
Marcelo, Recife’de 6 yaşındaki oğluyla birlikte yurtdışına kaçmak için pasaportunu beklerken ona yardım eden gizli bir örgüt tarafından bir çeşit tanık koruma evine yerleştirilir. Marcelo’yu oynayan Wagner Mauro 1970’lerden hatırladığımız solcu abilere benzeyen tipiyle role cuk oturmuş olsa da filmin en sürprizli oyuncusu bu evi yöneten seksen yaşındaki komünist Dona Sebastiana’yı oynayan Tânia Maria’dır.
Hikâyeden çok atmosferle ilgilenen; hikâyeyi azalttıkça imgelemi çoğaltan bir film Gizli Ajan. Atmosfer de sokak sahneleriyle, yan karakterlerin varlığıyla, söylenmeyenin ürettiği anlamla yüklü. Filmin, elini yükselttiği yer de meselesini Marcelo’nun hikayesi olmaktan çıkaran da bütünsel bir resim sunabildiği atmosferinde.
Gizli Ajan’ı bu kadar özgün kılan diğer bir şey de “tuhaflıkları”… Toplumun bilinçaltının fantastik imgeleri, darbenin kolektif hisleri olan bu “tuhaflıklar” yorumdan kaçarak anlam katmanlarını da çoğaltıyor. Temsil ile perdeye yansıyan arasındaki asimetriden doğan bu katmanlar filmi yüklü hale getiriyor.
Çok katmanlı, heybesi dolu olan bu film, bu anlamda, Brezilya’nın darbe dönemine (teknik olarak 1964-1985 arası) olduğu kadar geçmişine (komünist Dona Sebastiana karakteri ve Marcelo’nun sınıfsal eşitsizliklerin karinesi olarak annesinin kimliğini araması üzerinden) ve bugününe de dairdir.
Bacurau’daki grotesk anlatım burada oldukça azaltılmış olsa da film, özgünlüğünü mizah yüklü bu tuhaflıklardan alır.(1) Yönetmen Brezilya’nın her haline dair düşünür: Sınıfsal eşitsizlik, hukuksuzluk, gündelik hayat, kolonyal geçmiş… Filmleri, hiçbir şeyin politik olandan uzak olmadığının bilincini taşırlar. Ulus Baker’in deyişiyle çelişkilerin bir aradalığı (“geçiş değil yanyananalık”) onun sinemasını politik kılar.
Son yıllarda, 3. Dünya’dan yönetmenlerin ülkelerinin sömürge geçmişlerine ve bugüne dair konuşan filmlerinde politik bir tavır da olan bu tuhaflığı görmemek mümkün değil.
Kolonyal geçmişi olan Filipinler’de geçen ve 76. Berlin Film Festivali’nde gösterilen Rafael Manuel’in Filipinana filmi örneğin… Manila Golf Kulübünde tee girl (golf topu yerleştiricisi) olarak çalışan genç bir kadın hakkındadır. Turist olarak Filipinler’e gelen ultra zengin adamlar eğilmesin diye Manilalı genç kadınlar her atıştan sonra golf sopalarının ucuna top yerleştirir.
2026 yılında devam eden bu köleci zihniyeti ayakları yere basan bir hikayeyle anlatmak işin absürtlüğünün sınırlarına çarpacağı için muhtemelen böyle bir eğilime giriyor yönetmenler. Filho da ülkesine dair batıdaki algıya toslamamak adına “tuhaflıklarla” filmin anlam açıklığını katlar. Üstelik anlaşılmaz olmaya da sığınmaz.
Acının, sömürünün, kolonyal izlerin anlatılamayacağını bilen bir olgunlukla seyircinin, vicdanın yanına ilişmesine de izin vermez üçüncü dünyadan bahsettiğim bu yönetmenler. Diğer bir deyişle yapısal meseleler bireysel acılara indirgenmez. Sömürgeciler (Los Colonos-Felipe Gálvez, 2023) filmini hatırlayalım örneğin. Beyaz adama bakan melezin bakışı film boyunca asılı kalır havada. O tetiğe basmaz, basamaz.
“Ne kadar çok sempati duyarsak, acılara yol açan gelişmelerde bir suç ortaklığımız bulunmadığı duygusuna kapılmamız da o ölçüde kolaylaşır. Sempatimiz, acizliğimizin yanı sıra masumiyetimizin de ilanıdır.” (2)
Sontag’tan suça, masumiyete geldik, buradan devam edelim. Filmi, Marcelo ile sınırlamaktan alıkoyan bir şey de kurbanın değil failin ölümünü göstermek konusundaki etik tutumudur. Kurbanın arkasından yas tutmamız hem onun kahramanlaştırılmadığı için hem de arşivden çıkan ses kayıtlarını dinleyen genç kadın dolayısıyla (hikâyeyi bugüne getirir yönetmen) mümkün olmaz. Film, Marcelo’nun acısına yatırım yapmayı her seferinde engeller. Onu, klasik bir darbe filmi olmaktan çıkaran da bu tercihtir.
Benzer bir tercih Water Salles’in Ben Hala Buradayım filminde de vardı. Kurbana değil geride kalanlara bakıyordu Salles.
Gizli Ajan darbe anlatılarının sınırına çarpmıyor, kendi sesi var yönetmenin. Darbe karanlıktır evet ama bir yandan da hayat devam etmektedir. Velhasıl filmlerinde ezilenleri acı çeken mağdurlar olarak göstermez yönetmen, filmleri yaşam doludur.(3)
Aquarius filminde apartmanın diğer evlerini alıp içlerine termit kolonileri yerleştirecek kadar çirkinleşen şirketler Gizli Ajan’ın da odağındadır. Darbenin kapitalistlerle iş birliğini vurgulayan yönetmen darbeyi bildiğimiz anlamda postal, asker, tank… olmaktan çıkarır; gündelik hayata tesirine, ekonomik ilişkilerine doğru çubuğu büker. Darbenin şiddetini yeniden üreterek dehşeti hafifletmez.
Film, darbe anlatılarının içine yerleşmediği için uzaktan bakabiliyor meseleye. Perdeye giren bacağın yarattığı huzursuzluk da filmi günümüze getirmekteki ısrar da filmin düzenini, dramatik yapısını istikrarsızlaştırıyor (olumlu anlamda) ve geçmişin geride kaldığına dair seyircinin kolayca ikna olmasını engelliyor. “Acı”yı günümüze doğru çağırarak onu politikleştiriyor. Geçmişin nostaljisi yerine kapanmamış hesaplarıyla bugünde yaşayan bir geçmiş anlatısı kuruyor.
Notlar:
- David Bordwell “hayatın kurgudan daha karmaşık olabildiğini ve bu karmaşıklığa saygı duymanın tek yolunun nedenleri asılı, soruları cevaplamadan bırakmak olduğunu söyler.” David BORDWELL, Narration in the Fiction Film, 210.
- Susan SONTAG, Başkalarının Acısına Bakmak, çev. Osman Akınhay, 102.
- Aquarius’ta büyük bir inşaat şirketinin tüm yıldırmalarına rağmen evini satmayan ve hayalete dönüştürülen binada tek başına yaşayan Clara’nın yaşadığı zorluklara değil mücadelesine odaklanır örneğin. İçi dolu mezarların bile satılık olduğu dünyada Clara’nın yaşadığı zorlukların altını çizmek yerine yönetmenin Clara’nın yaşamını, onurlu duruşunu, evine eski diyenlere verdiği tokat gibi cevaplarını öne çıkarmaya dair bir tercihi vardır.
