Güney Kore Anlatılarında Nostaljinin Yükselişi: Başka Yolu Yok Filminden K-Dizilerine…

Aylin Sayın

Bir kitap uyarlaması olan 2025 yapımı Başka Yolu Yok (No Other Choice), Ayrılma Kararı ve Hizmetçi filmlerinden tanıdığımız Park Chan-wook’un son filmi, film 25 yıldır kâğıt sektöründe çalışan Yoo Man-su’nun işten çıkarılmasıyla başlar. Uzun süre iş bulamayınca, kendisiyle aynı pozisyonlara başvuran rakip adayları ortadan kaldırarak şansını artırmaya çalışır. Acilen yeni bir iş bulması gerekir yoksa kredi borcu olan evini elden çıkarması gerekecektir. Güney Kore anlatılarının çoğunun merkezinde olan ev bulma, ev alma, evi elinden alınma gerilimi bu filmin de odağındadır.

Film, evsiz kalma gerilimini kapitalizm, işsizlik, toplumsal baskı ve insanın çaresizlik karşısındaki ahlaki sınırlarını kara mizahla harmanlıyor. Park Chan-wook filmlerinin haleti ruhiyesi olan polisiye gerilimi de bastırmadan. Kapitalizm eleştirisi güçlü olan bu filmi yönetmen, Costa Gavras’a ithaf etmiş. Gavras da yıllar önce aynı kitaptan Ölümcül Çözüm (2005) adlı bir film yapmıştı. 

Başka Yolu Yok, kâğıt fabrikalarının ülkenin ormanlarını delik deşik etmesinden işsizlik baskısının ne kadar yaygın olduğuna kadar vahşi kapitalizmin çarklarına dair konuşan ve yine bir Güney Kore yapımı olan Parazit’i hatırlatan bir suç filmi… Parazit’i hatırlatıyor çünkü iki film de kapitalizme dair bir eleştiri taşısalar da suçu üst sınıflara yüklemek konusunda gönülsüzler. Hatta Parazit’in -sınıfsal eşitsizlikler hakkında fazlasıyla konuşsa da- altsınıfları suç ile eşitleyen bir bakışı vardı. Bu anlamda Güney Koreli orta sınıflara dair bol göndermeleri olan Başka Yolu Yok daha samimi. 

Burjuvaziye öykünen ama alt sınıflarla aralarında bir krizlik mesafe olan bu orta sınıf beyaz yakalı Güney Koreliler için kapitalizm öncesi bütün değerler revaçta. Son dönem yapılan Güney Kore dizileri, filmleri ve başka kültürel ürünler de bu nostaljiden payını alıyor. Başka Yolu Yok zaten “eve dönüş” anlamına gelen nostaljinin etimolojik kökeninin; ‘nostos’un içinden geçiyor: Ana karakter doğduğu aile evini krediyle almış, evi kaybetmemek için cinayetler işliyor… Fabrikada evinde hissetmek önemli, eve dönme, evin ruhu…

pastedGraphic.png

Bu resim, bol reytingli Güney Kore dizisi Reply 1988’in (Shin Won-ho, 2015) 12. bölümünden. Okul duvarına asılmış. 1980’lerde sanayi atılımında olan Güney Kore’de bu afişler, madenci babalara çocuklarının saygı duyması için hazırlanmış. Başka örnekleri de var. Örneğin bir diğer afişte çocuk “babamın burnu beyaz” diyor. Alnı ak olarak çevirebiliriz. 

Fakirliğin utanılacak bir şey olmadığı, çalışmanın erdem olduğu leith motifi ile hikayesini kuran Reply 1988, her sınıf bir arada ve zorluklara rağmen mutlu mottosunu taşıyordu ve seksenlere dair iyi anılarla, nostaljiyle yüklüydü.

‘Nostaljinin Geleceği’ adlı kitabında (1) iki türlü nostalji olduğunu söyleyen Svetlana Boym “yeniden kurucu nostalji” ulusal olana odaklanarak milliyetçi değerler üretirken “düşünsel nostalji” bireysel ve kültürel hafızaya odaklanarak geçmişi ve şimdiyi eleştirel düşüncenin malzemesi haline getirir der. Yukarıda bahsedilen kültürel ürünlerde parlayan nostalji ise birinci şıkka daha uygun. Geçmiş idealize edilerek bugünle baş etmeyi kolaylaştırıyor. Kapitalizmi ehlileştiriyor.

Nostaljik ton, kapitalizm öncesi değerlere dönmenin, kapitalizmsiz kapitalizm olabilirmiş gibi yapmanın, buna inanmanın bir yolu. Bu düzeni ehlileştirmenin bir yolu da alternatif hayatların olabileceğine dair inanç üretimi. Örneğin çok satar kitap Hyunam Dong Kitabevi      (Hwang Bo-reum-2024), beyaz yakalının işinden istifa edip kafe açma hayalini kaşır.

Kitabın ana karakteri Yeongju, Seul’ün henüz “hip” olmamış bir semtinde Hyunam-Dong Kitabevi adında küçük bir kitapçı dükkânı açar ve etrafına işini bırakmış ya da bu kitabevinden aldıkları cesaretle bırakacak olan, hayatını buradan aldığı ilhamla düzene sokan başkaları toplanır. Kitap, işi bırakma, anda kalma, tutkunun peşinden gitme, sevdiği işi yapma gibi çözümleri kutsar. Milyonlarca ezilenin kurtuluş ümidini işi yolunda gitmiş, yırtmış biri üzerinden boğar kısacası. Sorunların çözümünü bulmuş, cevaba ermiş bir kitap olarak tartışmanın, soru sormanın ufkunu da kapatır ve eleştiri oklarını kendine doğrultmayan roman kahramanı, okurun da suyuna gider. Rene Girard’a atıfla romansal bir hakikattense romantik bir yalanı okuruz.

Çok satar kitaplarla derdini satır aralarına ekleyen kitabın çok satar olması, hatta bunun kitabın kapağına kadar hesaplanmış olması da manidar. Nostalji de burada devreye giriyor zaten. Mahallede olmak, yerel olanın yeniden keşfi, örgü örmek gibi eskiye dair, beyaz yakalının zihninde iş hayatına atılıp kapitalizmin tokadını yemeden önceki tüm değerler taşıyor kitaptan. Yazar, içkin imkansızlıkları nostalji ile bertaraf ediyor. İşlerimizi bırakıp kapitalizm öncesi değerlere de dönebiliriz. Yeter ki iste. Özetle kitap kendini iyi hisset serisi olarak iş görüyor.

Türkiye’de de çok izlenen Crash Landing on You (2019) dizisi örneğin, nostaljik olanı bizzat Kuzey Kore’de bulur.(2) Yamaç paraşütü yaparken yanlışlıkla sınırı geçmiş bir kadının Kuzey Kore’den çıkmaya çalışma ve oralı bir askere âşık olma hikayesini anlatır. Dizide, Kuzey Kore’ye dair anlatılardaki anti komünist tını aşınmış Kuzey Kore’ye düşmanlık dozu azaltılmış nostalji dozu artırılmıştır. Kuzey Kore ile sürekli çatışmaktan yorulmuş Güney’de dizinin çok izlendiğini de belirtelim. Sistemin geldiği nokta Kuzeye dair anti komünist kötücül anlatıların da inandırıcılığını azaltmış olmalı. 

Kuzey Kore’yi Güney normlarıyla anlatan dizi ezber bozmasa da bizzat Güney Kore’nin kapitalizm öncesi değerlerini Kuzey Kore’de bularak nostaljik bir anlatı kuruyor. Oysa bu değerlerin geçmişle ilgisi yok, zaman yanılgısını veren bizzat ekonomik yapı. Kuzey Kore, Güney Kore’de artık olmayan, kaybedilen şeyin yerine ikame ediliyor ve bu nostaljik anlatı kendine dair düşünmeyi başlatmak yerine kendinden emin olmakla sonuçlanıyor.

Güney Kore popüler anlatılarına geçmişin, kapitalizm öncesi değerlerin musallat edilmesinin itirazı ehlileştirmek gibi bir işlevi var. Nostalji duygusu, bugünden rahatsız olmanın derdini eskileri hatırlatıp sağaltıyor. İyiyizle çok mutluyduk, birlikteydik, dayanışıyorduk yaptık yine yaparız arasında salınan bir sarkaç gibi işliyor nostalji. Eve, aileye, geçmişe dönmenin bütün sorunları halledeceğine dair bugüne ait her şeyi öteleyen pasif bir direnç…

Nostaljiyi çağıran bu kültürel ürünlerin tonu, başarı odaklı kapitalist birey tahayyülünün antitezi olarak konuşuyor. Aslında bütün bu geriye dönüş özleminin, sevdiği işi yapma gibi mottoların altı kazınsa son 30 yıldır büyük bir değişim yaşayan Güney Kore’deki bıkkınlık çıkar. 

Notlar:

1) Svetlana Boym, Nostaljinin Geleceği, çev: Ferit Burak Aydar, Metis yy, 2009, İstanbul.

2) Güney Kore tarafından bir bakış olsa da Kuzey Kore ile bir diyalog arayışı, komşuya, kardeşe hasret olarak da okunabilir.  Dizi, normları değiştirmeye gönüllü olmasa da iletişim kurmaya çalışıyor. Dışsal imkansızlıklarla bezeli durumların sonu bu imkansızlığın çözüldüğü sahnelere çıkıyor. İçsel imkânsızlıksa hiç yok. Güney Kore’deki kapitalizmin aşırılıkları Kuzey’in “yoksulluğu” ile kırılıyor.